0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
138
Okunma
Toplumda sıkça karşılaşılan bir çelişki vardır: Söylem ile hayat arasındaki mesafe...Bazı insanlar paranın önemsizliğinden bahsederek maddi olan her şeyi küçümseyen bir dil kullanırlar. Onlara göre paranın bir hükmü yoktur. Ancak aynı kişilerin kendi hayat pratiklerine bakıldığında, imajlarına ve maddi imkânlarına son derece önem verdikleri görülür. Bu durum, bir fikir tutarsızlığından ziyade bir söylem konforuna işaret eder. Bu tip kişiler söylediklerini içselleştirememiş samimiyetsiz, içtenlikten yoksun insanlardır.
Benzer bir çelişki de başarı karşısında ortaya çıkar. Başarılı olana yöneltilen tebrik cümleleri her zaman aynı anlamı taşımaz. Bazı tebrikler içtenlik barındırırken, bazıları yalnızca sosyal bir zorunluluğun yerine getirilmesidir. Çünkü o başarıya seni layık göremezler. Hatta kimi zaman tebrik, örtük bir küçümsemenin ambalajı hâline gelir. Cümle olumlu görünür; fakat ton, mimik ve bağlam, asıl duygunun hazımsızlık olduğunu ele verir.
Hazımsızlık çoğu zaman açık bir düşmanlık biçiminde ortaya çıkmaz. Daha çok alaycı bir ifade, imalı bir soru ya da değeri küçültmeye dönük bir kıyas şeklinde kendini gösterir. “Nereden aldın?”, “Kardeş sen ne imişsin?”, "Ooo, bundan sonra sana yaklaşılmaz!" gibi sözler, görünürde sıradan olsa da arka planında bir üstünlük iddiası taşır. Bu tavır, başkasının başarısını paylaşılacak bir sevinç değil; kişisel bir tehdit olarak algılamanın sonucudur.
Toplumsal olgunluk ise başkasının kazanımını tehdit olarak değil, ortak bir değerin yükselişi olarak görebilmektir. Ne var ki rekabet duygusu ile beslenen bazı zihinler için başkasının ilerlemesi, kendi konumlarının gerilemesi anlamına gelir. Bu yüzden küçümseme, bir savunma mekanizmasına dönüşür.
Yıllardır yazan ve eser yayımlayan biri olarak, yöneltilen tebriklerin niteliğini ayırt etmeyi öğrendim. Gerçek takdir, sade ve nettir; abartıya ihtiyaç duymaz. Samimiyeti ses tonundan anlaşılır. Diğerleri ise biçimsel olarak doğru, fakat duygusal olarak eksiktir. Her birine teşekkür edilir; ancak insan, içten olanı zihninde ayrı bir yere kaydeder.Diğerinin yaptığı alaycı tebriği de unutmaz.
Bu tür tavırlar karşısında verilebilecek en sağlıklı tepki, polemiğe girmek değil; mesafeyi korumaktır. Çünkü hazımsızlık, tartışmayla giderilebilecek bir eksiklik değildir. Kişinin kendi iç muhasebesiyle aşabileceği bir durumdur. Toplumsal ilişkilerde asıl olgunluk, başkasının başarısını küçültmeden kendi değerini koruyabilmektir.
Her şeyin en iyisine yalnızca kendisini layık gören anlayış, aslında toplumsal adalet duygusunu zedeleyen sessiz bir kibir biçimidir. Başkasının başarısını küçülterek kendi değerini korumaya çalışmak, büyüklük değil güvensizlik göstergesidir. Oysa gerçek olgunluk, iyiyi ve güzeli tekeline almakta değil; başkasında gördüğünde de kabul edebilmekte yatar. Toplumları ileriye taşıyan şey, ayrıcalık iddiası değil; hakkaniyet duygusudur.Vesselam.
Celaleddin ÇINAR
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.