1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
209
Okunma
Ve bir gün denk geldiğin bir fotoğraf tokat gibi vurur yüzüne.
Senin o aşık olduğun, ne yaparsa yapsın kıyamadığın kişi;
kadınlı erkekli bir masanın başına kurulmuştur.
Şömineler yanar, kahkahalar havada uçuşur, bardaklar tokuşur,
eskiler buruşturulup fırlatılır ve yeni hikâyeler anlatılır birbirine.
O kendine onlarca yeni ihtimal oluştururken
seni de o ihtimallerin en sonuna koymuştur çoktan.
İşte o an anlarsın;
beklemenin bir erdem değil,
senin hayatından çalınan bir zaman olduğunu.
Bazı insanlar giderken kapı sesi duyulmaz ama
sessizce yer değiştirirler hayatında.
Bir zamanlar kalbinin başköşesine oturttuğun o isim,
şimdi kalabalığın içinde sıradan bir siluettir artık senin için.
Çünkü artık senin değildir.
Çünkü artık ona ait değilsindir.
O an canın yanar, evet.
Ama en çok da şuna yanarsın:
Sen hâlâ içinde onu aklayacak bir cümle ararken,
o çoktan sensiz cümleler kurmaya başlamıştır.
İşte o fotoğraf, tokat gibi vurarak yüzüne
onsuz da nefes alabileceğini hatırlatır.
Eski senin küllerinden doğabileceğini…
Sevmenin, tutmak olmadığını;
kıyamamanın, kalmak anlamına gelmediğini gösterir.
Sonra bir gün fark edersin ki,
o aşk o masada sen olmadığın için bitmez.
Belki de o masa zaten baştan beri sana göre değildi.
Ve bir sabah,
aynı yüz aynadan sana bakarken
gözlerinin içindeki kırgınlık yerini
sessiz bir güce bırakır.
“Hadi, kalk, ayaklan…
Dışarda gürül gürül bir hayat seni bekliyor.”
Seni onlarca değil, yüzlerce ihtimaller bekliyor.
Çünkü sen kadınsın ve kadın olmanın gücünü yeniden hatırladın…
Ve o an anlarsın ki
sen kimsenin “ihtimaller listesi” değilsin.
Sen zaten başlı başına bir ihtimalsin.
Ve bir gün,
tam da vazgeçmeyi öğrendiğin yerde
hayat sana yepyeni bir kapı aralar.
Bu kez bir fotoğraf tokat gibi vurmaz yüzüne;
bu kez bir an, gülümseyerek dokunur biri kalbine.
Kim bilir,
hayat böyle bir şey işte…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.