2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
111
Okunma
İlk mola yaklaşırken açlık da cesaret gibi büyümeye başladı. Yolculuk daha yeni başlıyordu ama biz şimdiden bir maceranın içine girdiğimizi hissediyorduk.
Otobüs Şanlıurfa Otogarı’na girdiğinde hepimiz aynı anda doğrulduk. Yolculuğun ilk heyecanı yerini açlığa bırakmıştı. Sabahın erken saatlerinden beri atıştırdıklarımız çoktan bitmiş, midemiz Ankara hayallerinden önce uyanmıştı.
Otobüs kapısı açılır açılmaz seyyar satıcılar içeri doluştu. Ellerinde tepsiler, omuzlarında bez torbalar, dillerinde aynı tempo:
— Lahmacun! Lahmacun! Taze lahmacun!
Biz birbirimize baktık.
“Birer tane alalım mı?” dedik.
Satıcı ustaca bir hareketle lahmacunları üçerli dürüm gibi sardı. Kağıda öyle hızlı sarıyordu ki kaç tane olduğunu seçemedik bile. Elimize tutuşturdu:
— Buyurun gençler!
Biz de düşünmeden yemeye başladık. Yol açlığı başka bir şeydir; insan saymayı bırakır. Dakikalar içinde kağıtlar boşaldı, yüzlerimiz kızardı, doymuştuk.
Sonra ödeme vakti geldi.
— Her biriniz üç aldı, dedi.
Bir an sustuk.
“Üç mü?” dedik.
Kağıtlar dürüm gibiydi, hesap karışıktı.Uyanık satıcı kendinden emin, biz ise şaşkındık. Yolcular araya girdi, ortam yumuşadı. Otobüse geri döndük, gülümseyerek. Ankara yolculuğu daha ilk molada bize küçük bir hayat provası yaşatmıştı
Devamı vardır…
5.0
100% (3)