"ey dostlarım, dünyada dost yoktur." (aristoteles)
Koray Kzlcan
Koray Kzlcan

Kanayış Uçurumu/Yüzümdeki Mezarlık

Yorum

Kanayış Uçurumu/Yüzümdeki Mezarlık

1

Yorum

3

Beğeni

0,0

Puan

112

Okunma

Kanayış Uçurumu/Yüzümdeki Mezarlık

Bir sandalyenin üzerinde hatırlamak ile karşılıklı oturu
yordum.Sarılma mesafesi kadar yakındı hatıralar.
Teselli modunu üzerine giyinmiş gri renkli küçük seh
pa,üzerinde boynu bükük iki çay bardağı,biri boş...
Ölü bir çay bardağı...diğeri yaşayan ölü...Gözlerimi kaçırdığım dalgınlık bu kırılgan halimden nemalanıp anlıyormuş gibi yapıyor beni ;anlıyor gibi yapmak,
samimiyetsizliğin diliyle konuşan en büyük figüran...
Şükrü Erbaş’ın "Bu kadarmış yeryüzüne düşen göl
gemiz" sözüyle tanıştığımda henüz kaybolmamıştım kendimden.Oysa ki ölüm, gündelik bir tanıdık gibi gezi
yormuş yanıbaşımızda...
Cansel’in, hüzünlü bir evin duvarında yaşlanan ismini her gördüğümde,dakikalarca asılı kalırdım, gözlerimle duvar arasındaki boşlukta. O boşlukta,bitmeyen bir yolculuğa çıkardı aklım,hatırlamak,bacağı kırılmış bir sandalye gibi, hep o eksik yanımdan yakalardı beni ve kendine bir anlam yaratmaya çalışırdı, çünkü zaman bir hatırlayış hurdalığıydı,ve o hurdalığa ayrılan her an’ın geçmişinde bir hikaye yatardı.
Cansel hep onaltı yaşında kaldı,hala daha onaltı yaşın
da biliyor musunuz?Onu son gördüğümde sıcak bir haziran ayının cuma günüydü. Küçük yaşlarda geçirdiği menenjit hastalığı yine tekrarlamıştı.
Ortaokuldan bir kaç hafta önce mezun olmuştum.
Haziranın ilk hafta sonu lise seçme sınavları vardı.
Cansel’i görmek için evlerine gitmiştim.Akrabaydık,
evlerine çok rahat girip çıkabiliyordum.Hala dün gibi hatırlıyorum tek katlı gecekondu evlerinde pencere kenarındaki o mavi renkli demir karyolayı ve Cansel’in alnındaki ter damlalarını bir de "midem" diye acıdan kıvrandığını...Elimden hiç bir şey gelmiyordu sadece yarı açık gözlerine bakıp içimden "ne olur ,dayan"
diyebiliyordum.On beş yirmi dakika kadar kalmıştım evlerinde, o acısıyla kıvranmıştı,ben çaresizliğimle seyretmiştim acısını,gözlerinin içine baka baka ayrılmıştım evlerinden,avluya çıktığımda ilk defa ağlamıştım çaresizliğe,fakirliğe...
Eve gittiğimde annem Cansel, nasıl iyi mi ? diye sorduğunda "iyi mi kötü mü ben bilemedim ana , çok ağrısı var,kıvranıp duruyor" dedim.Annem,"iyileşir "dedi.Ya iyileşmezse diyememiştim.Sabah erkenden uyanmıştım,sınav için tüm hazırlıklarımı yapıp köy meydanında bulunan minübüs durağına gitmek için evden çıkmıştım.
Cansellerin evinin önünden geçerken evlerinin ışıklarının hala açık olduğunu gördüm,sınav dönüşü tekrar uğrarım diye söylenerek köy meydanında bulunan minübüs durağına doğru yürümeye başladım.
Minübüs ilçe merkezine doğru hareket ettiğinde aklımı sınavdan çok Cansel’in son gördüğüm hali meşgul ediyordu.Ilçe merkezine yaklaşık bir saat süren bir yolculuğun ardından varmıştık.
Sınava gireceğim okulu bulmuştum,sınav saati gelmiş
çatmıştı.
Sınava girdiğimde sanki ilk defa sınav olan bir öğrenci tedirginliği iyice gerilmeme sebeb olmuştu.Elimden gelenin en iyisini yaptığıma kendimi inandırarak sınavı bitirmiştim.Bir an önce köye dönmek istiyordum.Köye dönüş yolu boyunca iyi şeyler düşünmeye çalışıyor
dum.Aklımı bulandıran kötü düşüncelerin çığırtkan
lıklarını umursamıyordum.Beni buna zorlayan kelime
lerin ve cümlelerin seslenişlerine kulağımı tıkamıştım.
İlçenin asfalta bandırılmış yolunu bitirip köy yoluna geçiş yaptığımızda ,gözleri bir başka hüzünlü bakıyor
du o patika yolun...Bir kaç sabırlı kelimeyi yanına alıp gelen kız kardeşim Elif,minübüs durağında bekliyordu beni.
Köy meydanı "üzülmek "kokuyordu.Minübüsten indi
ğimde Elif yanında getirdiği o sabırlı kelimelerden kurduğu cümlelerle acı haberi vermişti bana.
"Cansel abla öldü abi" dedi ve sarıldı boynuma, bir ağlama duvarına dönüşen omuzum,ağzımdaki çığlıkla yürümeye başladığım o kısacık yolda bir kanayış uçurumuna dönüşmüştü.Cansel,yüzümdeki mezarlığa düşen ilk cantanesiydi...
Kendini "hatırlatıcı"rolüne kaptıran dalgınlığı mı,pence
re kenarında kınalı bir serçeyle dertleşen telefonumun o gürültülü zil sesi dağıtmıştı.Arayan,Devrimdi. Kelimelerin sessizliğinden de anlam çıkarılabileceğini ilk defa hissediyordum.Sessiz bir çığlık yankılanıyordu kulaklarımda,titreyen sesime biraz cesaret ekleyerek,
cevabını hiç duymak istemediğim o soruyu sordum Devrime.
"Aziz Dayı’yı kaybettik değil mi"?dedim.Susması bol bir sorunun iki kelimelik cevabı gözlerimdeki bulutların yağmasına yetmişti,sadece "Evet Adsız"diyebilmişti Devrim. Ağlamak,yüzümü taşıyan bir cenaze araba
sının sessiz bir yolculuğa çıkarttığı unutulmayacak bir "acıydı "artık bu ölüm haberiyle...
Evden hızlıca çıkmıştım.Acıya yürümek nasıldır siz bilir misiniz?Ben öğrenmiştim yüzümdeki mezarlığa gömülenlerle...Adım attığınız her yer hissizleşiyor,
baktığınız hiç bir yere aslında gitmek istemiyorsunuz
diliniz neden,niçin dediğiniz hiç bir şeye cevap veremi
yor...
Cenaze evlerinin sesi kısık olur bazen,bazen de çığlık dağıtır sokaklara.Aziz Dayının evi de"sesin ölüsüyüm"
der gibiydi.Devrim’in, kapının girişinde duran yaşlı bir bayanın omuz çukuruna sığınmış halini gördüğümde kardeşim Elif geldi aklıma.Omuz çukurumda biriken göz yaşları hala daha kurumamıştı...Bazen sarılmak kokar acılar bilir misiniz?Devrime sarılıp acıyı içime çektim sonra omuzundaki çukura attım gözlerimi...
Ağladım Aziz Dayıya...
Dostoyevski Suç ve Ceza’da"öyle bir an olur ki insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir"demiş.Aziz Dayı’da her zaman aklında olan ve gitmeyi en çok istediği yere gitti,ölümle alay eder gibi...Gülizar’a gitti...

kızılcan/ Yüzümdeki Mezarlık/ Bölüm 20



Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Kanayış uçurumu/yüzümdeki mezarlık Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Kanayış uçurumu/yüzümdeki mezarlık yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Kanayış Uçurumu/Yüzümdeki Mezarlık yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Tüya
Tüya, @tuya
2.3.2026 22:16:55
Son günlerde yazdığınız anılar dizisini takip ediyorum, Koray bey.
Ama her biri birbirinden kederli olduğğu kadar, dostluğu, sevgiyi, mücadeleyi ve yılmamayı da içeriyor.
Bu metin de iç burkan bir hikayeden kareleri taşıyor...

Evet, genç insanların acı çekmesi, ölüme teslim edilmeleri, en acı olanı olsa gerek. Ama böyle sıcak anımsamak, anmak da, büyük bir vefa ve yürek ister.
O da fazlasıyla burada...

Selamlar, saygılar



© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL