2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
171
Okunma
Ortadoğu’nun çelişkileri en çok da Kürt siyasetinin tutarsızlıklarında kendini gösteriyor. Bugün bazı Kürt siyasetçilerinin, İran’daki teokratik yapıyı neredeyse dokunulmaz bir “kutsal rejim” gibi savunup ABD ve İsrail’in saldırılarını sert biçimde kınarken Tahran yönetiminin Kürtlere yönelik tarihsel baskılarını görmezden gelmesi, milliyetçi bir Kürt açısından kabul edilemez bir çelişkidir.
Unutmayalım ki İran’daki rejimin ideolojik ve kurumsal temelleri Ruhollah Humeyni tarafından atılmıştır ve bu yapı kuruluşundan bu yana merkeziyetçi, tekçi ve muhalefete kapalı bir çizgi izlemiştir. Bu çizginin mağdurları arasında en başta İran Kürtleri gelmiştir. İran Devrim Muhafızları ve güvenlik aygıtının Mahabad’dan Sine’ye kadar Kürt bölgelerinde yürüttüğü operasyonlar, idamlar ve siyasal baskılar hafızalardadır. 1979 sonrası süreçte KDPI ve diğer Kürt hareketlerine karşı yürütülen sert askeri kampanyalar bunun açık göstergesidir.
Hal böyleyken, bazı Kürt siyasetçilerinin İran rejimini adeta “anti-emperyalist direnişin kalesi” olarak sunması ciddi bir politik körlüktür. Evet, bir Kürt olarak dış müdahalelerin bölgeyi istikrarsızlaştırma riskine karşı çıkmak anlaşılabilir. ABD ya da İsrail’in her hamlesinin Ortadoğu halklarının yararına olduğu söylenemez. Ancak bu durum, Kürtlerin haklarını sistematik biçimde bastıran bir rejimi aklama noktasına varamaz.
İran sınırları içindeki Kürtlerin anadil, yerel yönetim ve siyasal temsil talepleri hâlâ tam anlamıyla karşılanmış değildir. Aktivistlerin idam edildiği, partilerin kapatıldığı bir düzende, milliyetçi bir Kürt’ün önceliği başka devletlerin jeopolitik hesapları değil, kendi halkının özgürlüğü olmalıdır.
Ayrıca meseleye sadece “ABD karşıtlığı” üzerinden bakmak da sağlıksızdır. Amerika Birleşik Devletleri veya İsrail politikalarını eleştirmek başka şeydir; İran rejimini kutsamak başka şey. Kürt siyaseti, başkalarının çatışmalarında taraf olmak yerine, ilkesel bir çizgide durmalıdır: Kim Kürtlerin haklarını tanıyor, kim tanımıyor? Kim baskı uyguluyor, kim diyalog kuruyor?
Milliyetçi bir Kürt perspektifinden bakıldığında temel ilke nettir: Hiçbir devlet, hiçbir ideoloji Kürt halkının özgürlük ve onur mücadelesinden daha kutsal değildir. İran rejimini eleştirmek, ABD’nin ya da İsrail’in politikalarını desteklemek anlamına gelmez. Aynı şekilde dış müdahaleleri eleştirmek de Tahran’ın baskılarını görmezden gelmeyi gerektirmez.
Kürt siyaseti, duygusal reflekslerle değil, tarihsel hafızayla ve ulusal çıkar bilinciyle hareket etmelidir. Aksi takdirde başkalarının ajandasında figüran olmaktan kurtulamayız
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.