5
Yorum
30
Beğeni
5,0
Puan
624
Okunma

“Hanımefendi altmış beş yaşındaymışsınız. Bir dahaki sefere sıra beklemeyin lütfen. Devletimiz size bu hakkı tanımış, neden kendinizi yorasınız?”
Aile hekimi reçeteyi uzatırken Belkıs’a bunları söylemişti.
Belkıs, evine varana dek bu sözleri sindirmeye çalıştı. sır motifli zümrüt yüzüğünü çıkarırken aynaya baktı.
“İnsanın ilkin ağzı yaşlanır,” derler.
Elaya çalan yeşilimtrak gözleri — soranlara cevabıdır — solmuştu. Bir devrin ağırlığınca pek çok üzgünü taşımakla birlikte aynadaki kadına kızgınlıkla,
“Amma da yaşlıymışsın,” dedi.
Evrak diliyle geçen yılları, daktilo sesleri, kadife pantolonlar, ipek bluzlar, toplantı gününe göre tüvit ceketler… Kelliğini bıyık bırakarak oyalayan servis şefleri, öğle paydosları, öğle yürüyüşlerine eşlik eden hanımeli kokuları, çaycı fişleri, gıdaklama özentili kornalar, sıradan sebepler… Nane kokulu gümüş tahtlı ışıkların içinde geçmişti.
Bir pazar sabahı, bir selvinin gölgesinde, iki kişinin oturduğu masada,
“Kibrin arşa marş olur,” demişti adam.
Topuzunu yoklamış, bir şey demeden ayrılmıştı yanından. Çok sonra, “Ayıp ettim, kusura bakmasın,” sözü gelmişti. İki ay sonra da evlendiği haberi.
Belkıs pencereyi açtı. “Dünya daha fazla üzülmesin,” diye içeri girmedi. Ayna duruldu, saat kıkırdadı, duvarlar uyudu.
O gece rüyasında kelimelerin kış görmemiş, incinmemiş ve yaşlanmamış hallerini bir selvi ağacının gölgesinde gördü.
“O gün kimse bir yere gitmedi.
Yerler kendi enindeydi.
Acının geleceğini bilir gibi elini omzuna koymuştu.
Saat kaç bir soru olmaktan çıkıp kaçmanı söylüyordu.
Bazı evler sokaklara açılmıştı, bazıları gecenin erken bekçisiydi.
Bahçeler ayrık otlarına geç kaldığına yanıyordu.
Herkes ağzından çıkanın esiriydi
Bulmacanın bizi çözdüğü yaşlardaydık.
Siyah bir nehir örtüsü bozkırın sevincini üzerledi.”
Birinden bahsettiğinde herkesten bahsetmiş olursun.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.