0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
128
Okunma
Türk edebiyatının kökleri sözlü geleneğe dayanır. Yazının kullanılmaya başlanmasıyla birlikte sözlü gelenek ürünleri yazılı hâle getirilmiş ve Türk şiiri zamanla halk edebiyatı ile divan edebiyatı olmak üzere iki ana kola ayrılmıştır.
Divan edebiyatında Arapça ve Farsça kelimelerin ağırlıkta olduğu, belirli kalıplara dayanan ve özellikle aruz ölçüsüyle yazılmış metinler vardır. Halk edebiyatında ise hece ölçüsüne dayalı; türkü, mani, koşma ve ağıt gibi nazım biçimleri ön plandadır. Her iki gelenekte de şiirin ölçüsü, ahengi ve ritmi belirgindir; kuralları nettir.
Ancak özellikle 19. yüzyıldan itibaren, daha sonra da 20. yüzyılın ortalarına doğru serbest tarzda yazılan metinler yükselişe geçmiştir. 1940’lı yıllardan sonra ülkemizde serbest tarzda yazan Orhan Veli Kanık, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve daha yakın dönemde İsmet Özel gibi önemli şairler edebiyatımızda etkili olmuştur. Bu isimler, ölçü ve kafiyeyi bilinçli olarak terk ederek şiirde yeni bir yol açmışlardır.
Bunun yanında yine aynı dönemlerde hece ölçüsüyle yazan çok önemli şairlerimiz de vardır. Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Seyfi Orhon, Faruk Nafiz Çamlıbel, Cahit Külebi, Arif Nihat Asya, Abdurrahim Karakoç bu alanda verilecek güzel örneklerdir.
Ben teknik olarak ve bir şair olarak, halk şairi kimliğimle serbest tarzda yazılan bu metinlere “şiir” demeyi uygun görmüyorum. Çünkü bir şiirin belirli kalıpları, ahengi ve ölçüyü içinde barındırması gerektiğini düşünüyorum. Divan edebiyatında ve halk edebiyatında bu kalıplar nettir. Serbest tarzda yazılan metinler ise bu iki temel unsuru dış biçim olarak barındırmamaktadır.
Bu nedenle ben bu anlatımları “ahenkli duygusal metinler” ya da “şiirsel anlatımlar” olarak adlandırmayı daha doğru buluyorum. Bu metinler duygu yoğunluğu taşısa da klasik şiirin belirgin ölçü ve ritim sistemine sahip değildir. Toplumda zaman zaman güzel ve etkili konuşan birine: “Ne güzel konuşuyorsun, şiir gibi.” denir. Aslında serbest tarzda yazılan metinler de bana göre şiir gibi metinlerdir; ancak klasik anlamda şiirin teknik çerçevesini taşımazlar.Bunlar "şiirsel metinlerdir."
Elbette bu görüşüm birçok kişi tarafından eleştirilebilir. Ancak ben bir şiirin şiir olabilmesi için belli kurallara dayanması gerektiğini düşünüyorum.
Duygu ve düşüncelerimizi hangi formatta yazıyorsak ortaya çıkan eser de odur.
Modern şiir diye adlandırılan metinler bana göre “şiirsel metinler” ya da “duygusal, ahenkli metinler” olarak tanımlanabilir.
Bu düşünce, serbest tarzda yazanların şair olmadığı anlamına gelmez. Duygularını bir kalıba sığdırmak istemeyen, ölçüyle sınırlandırmayı tercih etmeyen şairler bu yolu seçmiş olabilirler. Hatta bazılarına göre serbest şiir, kalıp duvarlarını aşan bir özgürlük alanıdır. Ancak ben yine de ortaya çıkan eserin adlandırılması konusunda farklı bir terminolojiye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Türk edebiyatında şiirin çok yakın tarihe kadar net ve kesin kuralları vardı. Bu kuralların bütünüyle ortadan kalkması yerine, klasik şiir tanımının korunması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü ölçü, şiirin musikisini; musiki ise şiirin hafızadaki kalıcılığını sağlar. Ölçü, şairi disipline eder; disiplin ise ustalığı ortaya çıkarır.
Bu sebeple ben, şiirin teknik çerçevesinin korunmasından yanayım. Serbest tarzda yazılan metinler değerli olabilir; fakat klasik anlamda şiirin kurallarını taşıyan metinlerle aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Celaleddin ÇINAR
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.