2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
203
Okunma

Altı yaşındaki Küçük Kürşat, sabah okula giderken kendi kendine düşündü:
— “Bugün spor dersi var, spor ayakkabılarımı giymeliyim.”
Spor ayakkabılarını giyip bisikletine binen Kürşat, heyecanla okula doğru yol aldı.
Okulda öğretmen:
— “Koşu yarışmasına katılmak isteyenler öne çıksın!” dedi.
Kürşat da yarışa katıldı. Yarış bitince, heyecanla öğretmenine sordu:
— “Ben kaçıncı oldum?”
Öğretmen, gülümseyerek cevap verdi:
— “Dördüncü oldun, Kürşat.”
Spor kıyafetini çıkarıp çantasına koyduktan sonra, eve dönme vakti gelmişti. Altı yaşındaki Kürşat, okulun heyecan dolu spor gününden dönüyordu. Küçük bisikletinin pedallarını, sanki büyük bir zafer kazanmış bir komutan gibi gururla çeviriyor, rüzgara karşı hızla ilerliyordu. Yüzündeki muzaffer gülümseme her pedalda daha da belirginleşiyordu.
Eve girer girmez, nefes nefese dedesinin yanına koştu. Gözleri ışıl ışıldı:
— “Dede! Müjdem var, müjdem!” dedi heyecanla. “Ama önce bir dondurma verirsen anlatacağım!”
Dedesi, torununun bu akıllıca pazarlığına bıyık altından gülerek karşılık verdi. Buzdolabına yöneldi ve bir dondurmayı Kürşat’a uzattı. Küçük kahramanımız dondurmasını alır almaz ilk keyifli ısırığını aldı ve beklenen haberi patlattı:
— “Dede, bugünkü koşu yarışında dördüncü oldum!”
Dedesi, torununun sevinç dolu coşkusunu görünce hem sevindi hem de şaşırdı. Şefkatle Kürşat’ı kucaklayıp başını okşadı ve sordu:
— “Aferin benim aslan Kürşat’ıma! Peki, kaç kişi yarışıyordunuz?”
Kürşat, dondurmasından bir parça daha ısırıp ciddi bir tavırla cevapladı:
— “Dört kişiydik, dede!”
Dedesi kahkahasını tutamadı:
— “O zaman en arkada kalmışsın, sonuncu olmuşsun! Neden dördüncü geldim diye şampiyon gibi seviniyorsun?”
Kürşat, elindeki dondurmayı bir zafer nişanı gibi havaya kaldırdı. O an sanki küçük bir çocuk değil, hayatın gizemini çözmüş bir bilge gibiydi:
— “Öyle deme, dede! Bak şimdi; eğer beş kişi olsaydık ve ben dördüncü gelmeseydim, benden sonraki beşinci çocuk yarışacak kimseyi bulamayacaktı. Ben hem yarışı bitirdim hem de sıralamayı tamamladım. Ben dördüncü olmasam, beşincinin hiçbir anlamı kalmazdı!”
Dedesi, torununun bu keskin zekasına ve hazırcevaplığına hayran kaldı. Kürşat, hem dondurmayı kazanmış hem de sonunculuğu eşsiz bir başarıya dönüştürmüştü.
O gün bir kez daha anlaşıldı ki, Kürşat için hayat kaçıncı geldiğinle değil, bitiş çizgisini neşeyle geçmekle ilgiliydi.
Not: Bu bir gerçektir...
Salim Şengül
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.