1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
118
Okunma

Fırtınanın debisi yüksek bir merakla geceye dem olduğu bu şehirde, vahalar ellerimde kaybolan bir kum tanesi.
Adresi müphem sokakların, dejavusu derin bir ivme kazanan sokaktan yağmuru güneşe alıyorum.
Buralar yine selamı sele veren bir şemsiye ile kaplı.
Aymazdı, umursamazdı, bilemiyorum; bir kaşı havaya kalksa, öteki türlü şikâyetin mamulü merhabayla birlikte tökezlenir.
Bahtıma rüzgar süsü verirdi ve ben yine de yazardım.
Kurşunu ipten alan kalaşnikofla, unutuluşların izlem yollarında onu unutmayı sevemediğimi kendime hep hatırlatırdım; ve fırtına dindi.
Salkımlar, leylakların saçlarını boyayıp sakuralara bir söz verdi.
Durur başında, güle havan topuyla, bir zerrenin bir sokaktan alınışıyla gözleri.
Unutuldu şairin tüm dizeleri ve, yoksa, yokluğu münferit kahvesiyle içilen mutluluk fallarının;
her sayfayı bir buzula, her buzulu bir tropik kaçışa sormalı.
Bu gece de şehire uykular tatlı, bana isyankar.
Sebebi ne, bilemiyorum.
Zemzem suyu ile yıkandı hatıralarda; o uyur, ben düştüğüm yerden yürümeye öğrenciyim.
Şu an.
Takriben bir daha hissiyatın ezberi lüzumuna denk gelemeyiz, balım.
Çünkü sen arıları iğnesinden, ben korkumdan tanırım.
Sokaklar, çatı katları ve fırtınada uçmayı zevk bilen ağaçlar dönüp duruyor.
Böğrümün köprüsünden "seni seviyorum" yalanları atlarken, lambalar "Dur orada!" diyor;
geceyi ezelden onu ebedden tanırlarmış.
Durmuyor.
Karanlığı kendi saçlarına dolanıp uzuyor.
Teçhizatı serin bir kederden evladır şimdi, balım.
Ben yağmuru gözümden, sen gökyüzünden tanırsın.
Dilara AKSOY
5.0
100% (2)