Fazla yüz bulan, her dediğini yaptıran aşk bezginlik verir; (ovidius)
D Dinç
D Dinç
VİP ÜYE

KALBİN GURBETİ NOSTALJİ

Yorum

KALBİN GURBETİ NOSTALJİ

( 15 kişi )

13

Yorum

26

Beğeni

5,0

Puan

473

Okunma

KALBİN GURBETİ NOSTALJİ

KALBİN GURBETİ NOSTALJİ


Ege, dijital ekranına düşen binlerce mesajın arasında boğulmuş hissederken, dedesinin kütüphanesindeki eski bir kitabın arasında sararmış, hiç açılmamış bir zarf buldu. Üzerinde el yazısıyla yazılmış bir isim ve bir tarih damgası: 14 Haziran 1982.
2026 yılında birine ulaşmak saniyeler sürüyordu artık. "Görüldü" ikonları, anlık konumlar, görüntülü aramalar... Her şey o kadar hızlıydı ki, özlemeye vakit kalmıyordu. Ege zarfı nazikçe açtı. İçinden çıkan kâğıtla birlikte, mürekkebin kâğıda işlediği o kendine has koku odaya yayıldı. Mektup, dedesinin askerlik arkadaşına yazdığı bir cevaptı. İçinde büyük olaylar yoktu; sadece yağan yağmurdan, yeni çiçek açan erik ağaçlarından ve bir sonraki mektubun ne zaman geleceğine dair o tatlı meraktan bahsediyordu.
Ege o an bir şeyi fark etti: O zamanlar insanlar sadece mektup yazmıyor, birbirlerine "zaman" hediye ediyorlardı. Bir mektubun gitmesi bir hafta, cevabın gelmesi bir ay sürerdi. O bir ay boyunca karşıdaki kişinin ne yaptığını hayal etmek, postacının yolunu gözlemek... İşte gerçek bağ buydu. Beklemek, sevginin en yalın kanıtıydı. Ege, akıllı telefonunun bildirimlerini kapattı. Masasına oturdu, eline bir kalem aldı ve boş bir kâğıda sadece şu cümleyi yazdı: "Nasılsın? Bu sorunun cevabını gerçekten beklemeye vaktim var."
Nostalji kelimesi, Yunanca nostos (eve dönüş) ve algos (acı) kelimelerinden türemiştir. Yani aslında "yuvaya dönme arzusuyla karışık bir acı"dır. Kalbimiz, artık var olmayan bir mekâna ya da zamana sığınmak istediğinde bu sızıyı hissederiz. William Faulkner, "Geçmiş aslında hiçbir zaman ölmez; hatta geçmiş bile değildir" der. Belki de nostalji, bize kim olduğumuzu hatırlatan bir pusuladır. Kaybolduğumuzu hissettiğimizde, o eski çocukluk bahçesine sığınarak yeniden nefes alırız. O günler bir daha gelmeyecek olsa da hissettirdikleri ruhumuzun bir köşesinde çiçek açmaya devam eder.
Benim kalbimin gurbeti; anneannem. Bakmayın anneanne dediğime; annemdi, babamdı, kardeşimdi... Dünyanın tüm gürültüsü kapının dışında kalırdı o eve girdiğimde. Ayakkabılarımı kapı önünde bırakırken, sanki çocukluğuma ait olmayan her şeyi de orada bırakır, öyle geçerdim eşikten. Şimdi ne o eşik var ne de beni o eşikte karşılayan o güzel yüz. Hatırlıyorum; mutfaktaki o küçük radyonun cızırtısını, sobanın üzerindeki demliğin bitmek bilmeyen şarkısını... Ama en çok da anneannemin sesini… "Geldin mi yavrum?" deyişindeki o eşsiz tınıyı hiçbir müzikte bulamadım bir daha.
İnsan aslında bir yeri değil, o yerin kendisinden alıp götürdüğü o çocukluk halini özlüyor. Bazen bir insan giderken, koca bir evi de yanında götürüyor. Anneannem gitti, ev boşaldı; ben biraz eksik kaldım. Şimdi uzaklardan, belki de rüzgârın fısıltısıyla duyuyorum o en kıymetli nasihatini:
"Deniz; kızım, intikam isteme hiç, unut yeter..."
Bu cümle o evin her köşesine sinmiş gibi. Öfkenin ve kırgınlığın insanı sadece aşağı çeken bir yük olduğunu, oysa unutmanın en büyük özgürlük olduğunu senin sesinden öğreniyorum yeniden. İntikamın ağırlığına değil, unutmanın hafifliğine sığınıyorum. Tıpkı o eski evin pencerelerini baharda açıp içeriye temiz havayı davet etmek gibi.
Peki, neden hep eskiye döneriz? Bu sadece bir "eskiyi sevme" meselesi değil, ruhumuzun bize oynadığı zarif bir oyundur. Psikolojide "Pembe Hatırlama" (Rosy Retrospection) dediğimiz bir filtre vardır; beyin geçmişteki acıları eler, geriye sadece o güvenli limanı bırakır. Gelecek korkutucudur çünkü belirsizdir; oysa geçmiş, sonu belli olan bir hikâyedir.
Nostalji aslında ruhun bağışıklık sistemidir. "Ben bir zamanlar seviliyordum, bir yere aittim" bilgisini hatırlatarak bugünün zorluklarına karşı direnç sağlar. Bize bir kimlik kazandırır; sadece bugünün dertlerinden ibaret olmadığımızı, kökleri olan bir hikâyemiz olduğunu kanıtlar. Ancak dikkat etmeli; geçmişe bakarken boynumuz tutulursa önümüzü göremeyiz. Geçmişi bugünü dövmek için bir değnek olarak kullanmak, nostaljiyi bir hapishaneye dönüştürür.
Nihayetinde nostalji; bugünün gürültüsü içinde kendi iç sesimize tuttuğumuz bir aynadır. Hayat bizi hızla tüketirken, bir mektubun gelmesini beklediğimiz o sabırlı günlerin ruhunu taşımak, kendimize verdiğimiz en büyük şanstır. Belki o eski sokaklar çoktan değişti, o sesler rüzgâra karıştı; ama o günlerin bize bıraktığı "anlamda derinleşme" mirası hâlâ taze.
Asıl özgürlük geçmişin hapsinde kalmak değil, o günlerin şefkatini ve "unutmanın hafifliğini" yanımıza alarak yarına daha dingin yürüyebilmektir. Şimdi dijital ekranların ışığını biraz karartıp ruhumuzun o tozlu ama huzurlu kütüphanesine sığınma vakti. Çünkü dünya ne kadar hızlanırsa hızlansın, insanın kalbi hâlâ o eski, yavaş ve samimi ritminde atmaya devam ediyor. Tik tak, tik tak, tik tak…
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ









Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (15)

5.0

100% (15)

Kalbin gurbeti nostalji Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Kalbin gurbeti nostalji yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
KALBİN GURBETİ NOSTALJİ yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Rafet.
Rafet., @rafet-
14.2.2026 06:32:24
5 puan verdi
Ne hoş bir yazıydı Hocam tebrikler, engin gönlünüze bereket. Müzikle çokça keyifliydi okuması, müzik bitince bir hüzün sarıyor okumaya devam ederken. Yazdıklarınıza katılmamak elde değil. Herşey değişiyor evet, evler, sokaklar, çocukluğumuzdan geriye kalan çevremizde hiçbir iz kalmıyor. Bunu yanında o eski dostlarla araya kilometrelerle ya da şehir isimleriyle ifade edililen mesafeler giriyor.Ki; günümüzde bu mesafeler engel değilken başta söylediğimiz gibi herşey değişiyor zamanla, çevremizin değişmesi bir yana insanların değişmesi, sevdiklerinizin değişmesi bazen nostalji duygusuna ket vuruyor, sevdiğimiz dostların, insanların aynı insan olarak kalmaması...
Diğer yandan bir şeyler değişti nasıl anlatmalı zaman hızla geçmeye başladı tik tik tik takı unuttu sanki.Ve felsefede içsel zaman da hızlı geçiyor malesef. Düşünmüyor değilim Allah ömür verirse bundan 20 sene 30 sene sonra bugünler için nostaljik duygular içinde olabilecek miyiz? Sanırım(bence) hayır.Bahsettiğiniz dijital dünya buna engel gibime geliyor ve mektup örneğiniz burada çok geçerli oluyor, beklemek sabırla değerini bilerek yaşamak anlam kazanıyor mektup örneğinde... Diğer aydınlatıcı düşünce de "Pembe Hatırlatma" kavramı. İnsan sevdikleriyle geçen zamanı ve yaşanan yerleri özlüyor. Son olarak geçmiş asla değişmiyor orada, derinlerde hep duruyor.Nostaljik anlar yaşadık bu güzel yazınızla, selam ile esen kalın.
Etkili Yorum
ŞuLeCannn
ŞuLeCannn, @sulecannn
15.2.2026 00:36:33
Çok güzeldi Deniz hanım. Eski hatıralar ona eşlik eden radyo teknolojiye ara verip eskiyi canlandırmak... En çok da zaman hediye etmek kısmını sevdim. En güzel hediye gerçekten de geniş evler içinde mecburi ilişkiler yerine sevdiklerimize isteyerek zaman ayırmak. Aynı odada yaşarken her şey daha farklıydı. Sınırımız, sinirimiz, sevincimiz hepsi aynı halıda olup biterdi. Bir de halı ve perde desenlerini incelerdik her fırsatta. Bunu da hatırladım. Her detay güzeldi kısaca. Güven vardı. Şimdi en çok sarsan şey güvensizlik. Tebrik ediyorum. Sevgiler selamlar 🌾✍🏻😊
Etkili Yorum
Dünya Yükünün Hamalı
Dünya Yükünün Hamalı, @dunyayukununhamali
14.2.2026 19:15:19
5 puan verdi
Derya Hanım,

Yazınızı okurken zamanın içinde bir yolculuğa çıktım adeta. "Kalbimin gurbeti; anneannem" cümlesi öyle bir vurdu ki... O eşikten geçerken çocukluğu bırakıp giren o küçük kızı, o radyonun cızırtısını, demliğin şarkısını öylesine canlı anlatmışsınız ki, sanki ben de oradaydım.

Şu "Geldin mi yavrum?" sorusunun tınısını bir daha hiçbir yerde bulamamak... İşte gerçek hasret tam da bu. İnsan sadece birini değil, o sesin içinde saklı olan bütün bir dünyayı özlüyor. O dünyada zamanın başka aktığını, sevginin başka dilde söylendiğini öyle güzel anlatmışsınız ki...

Ege'nin hikâyesiyle başlayıp kendi hikâyenize geçişiniz çok incelikli olmuş. Dijital çağda "görüldü" ikonlarına sıkışıp kalmışken, bir mektubun yolunu beklemenin aslında ne büyük bir "zaman hediyesi" olduğunu fark ettirmeniz gerçekten kıymetli. Faulkner alıntısı ve pembe hatırlama kavramı metne derinlik katmış, akademik bir alt yapı kurmuşsunuz ama hiç soğutmadan, sıcacık bir dille.

Anneannenizin o nasihati ise ayrı bir güzellik: "İntikam isteme hiç, unut yeter." Bunu söyleyen bir kadının ne kadar büyük bir yürek taşıdığını, o evin duvarlarına ne kadar huzur sindirdiğini tahmin edebiliyorum. Unutmanın hafifliğine sığınmak... Gerçekten de özgürlük bu olsa gerek.

Yazının sonunda "Aşk ile eyvallah" deyişiniz de çok yakışmış. Demek ki o evden, o anneanneden size kalan en büyük miras; hızın içinde yavaşlığı, gürültünün içinde sessizliği, kalabalığın içinde yalnızlığı değil, anlamı bulabilmek.

Kaleminize, yüreğinize sağlık. O eski ritimle atmaya devam etsin hep...

Saygı ve sevgiyle.
akeolog
akeolog, @akeolog
14.2.2026 12:50:28
5 puan verdi
Tebrik ve selamlarımla gönlünüz bahtınız açık olsun
Orhan Özdemir12
Orhan Özdemir12, @orhanozdemir12
14.2.2026 12:03:12
5 puan verdi
Tek kelimeyle mükemmel..
bilimkenti
bilimkenti, @bilimkenti
14.2.2026 01:39:28
Uzun soluklu ve okunmaya değer kalemi yargılamak yerine içten duygularla irdelemek, Kalemin gücü yansıtacaktır. Yüreğinize sağlık Kaleminin daimi olsun. Aşk ile Saygılar

bilimkenti tarafından 14.2.2026 01:46:47 zamanında düzenlenmiştir.
Ferda,ca
Ferda,ca, @ferda-ca
14.2.2026 01:07:15
5 puan verdi
Çok duygusal ve derin bir nostalji anlatısı.
Mektup, anne sesi ve eski ev imgeleriyle zamanın yavaşladığı bir ruh hâli kurmuşsun; kişisel anıyla felsefî düşünceyi ustaca birleştirerek “geçmişin şefkati”ni bugüne taşıyorsun. Hem edebî hem düşünsel olarak güçlü, içten ve etkileyici bir metin.

Tebrikler

Sevgilerimle. 🙏📚🖊️
Etkili Yorum
İBRAHİM YILMAZ
İBRAHİM YILMAZ, @ibrahimyilmaz1
13.2.2026 23:18:57
Merhaba Derya Deniz öğretmenim,
okuyucunun kalbine dokunan, sinirlerinin en uçlarına kadar etkisini hissettirdiği bir anlatıya daha imza atmışsınız. kutlarım.
"mazi kalbimde bir yaradır." ve "maziyi düşünür ağlarım" bu dizeler sadece şarkı sözü değil yaşamımıza, yaşamıma dokunan realist gerçeklerdir. mazi yaşanmışlıkların bilançosudur. belirttiğiniz gibi,
" Çünkü dünya ne kadar hızlanırsa hızlansın, insanın kalbi hâlâ o eski, yavaş ve samimi ritminde atmaya devam ediyor." evet insan kalbi...
esenle
AHMET ACAR
AHMET ACAR, @ahmetacar
13.2.2026 20:45:52
5 puan verdi
Emeğinize yüreğinize sağlık değerli
Mahir kaleminizi yürekten kutluyorum.
Tebrikler. Her şey gönlünüzce olsun.
Huzurlu mutlu aydınlık yarınlar diliyorum.
Selamlar dualarımla.

bdbedri
bdbedri, @bdbedri
13.2.2026 20:41:47
Düşün alemimde fevkalade derin algı uyandırdı.
çMetnin oldukça duygusal, akıcı ve samimi bir tonda yazılmış olduğunu söylemek gerek. Okuyanı yakalayan, kişisel bir iç döküş havası taşıyan, yer yer şiirsel bir anlatım var. Mektup metaforu, anneanne figürü, “unutmanın hafifliği” gibi imgeler güçlü ve dokunaklı. Özellikle “insan bir yeri değil, o yerin kendisinden alıp götürdüğü çocukluk halini özlüyor” cümlesi çok isabetli ve derin bir gözlem. Nostaljinin “ruhun bağışıklık sistemi” olarak tanımlanması da yaratıcı ve etkileyici bir metafor.
Ancak metin aynı zamanda bazı noktalarda aşırı romantize bir tona kayıyor ve bu da eleştiriye açık hale getiriyor onu.
Rosy retrospection’ı (pembe hatırlama yanılgısını) hem kabul edip hem de neredeyse tamamen olumlu bir işlev olarak sunmak çelişkili.
Evet, nostalji bize “bir zamanlar seviliyordum, bir yere aittim” bilgisini hatırlatarak dayanma gücü verebiliyor; bu bilimsel olarak da desteklenen bir görüş. Ama metin bu bilişsel yanlılığı neredeyse sadece “koruyucu bir kalkan” gibi yüceltiyor. Oysa rosy retrospection aynı zamanda tehlikeli bir gerçeklik çarpıtması mekanizmasıdır. Geçmişi sistematik olarak pembeleştirirken bugünü ve geleceği otomatikman daha gri, daha değersiz gösterir. Bu da declinism (gerileme inancı) ile birleştiğinde insanları kronik bir “her şey eskiden daha iyiydi” döngüsüne hapsedebiliyor. Metin bu tuzağı görüyor (“boynumuz tutulursa önümüzü göremeyiz” diyor), ama yine de nostaljiyi o kadar şefkatle sarıp sarmalıyor ki, uyarı tonu biraz sönük kalıyor.
Dijital çağ eleştirisi biraz klişe ve tek taraflı.
“2026’da birine ulaşmak saniyeler sürüyor, özlemeye vakit kalmıyor” cümlesi güzel bir karşıtlık yaratıyor ama biraz basitleştirici. Günümüz iletişim araçları aynı zamanda çok daha fazla insanı birbirine bağlıyor, uzak akrabalarla bile düzenli temas kurulabiliyor, engelli bireyler için erişim kolaylaşıyor, kriz anlarında dayanışma saniyeler içinde örgütlenebiliyor. Evet, mektubun yavaşlığı bir tür derinlik ve sabır barındırıyordu; ama o yavaşlığın bedeli de yalnızlık, yanlış anlaşılma, haber alamama acısıydı. İki dönemi de sadece güzel yanlarıyla karşılaştırmak yerine, her ikisinin de hem kazanım hem kayıp içerdiğini kabul etmek daha dengeli olurdu.
“Gerçek bağ = beklemek” önermesi romantik ama indirgemeci.
Beklemenin sevgiyi kanıtladığı doğru bir his; fakat bağın derinliği sadece gecikme süresiyle ölçülemez. Bugün bir WhatsApp mesajına 3 dakikada cevap alamamak da insanı aynı derecede yaralayabiliyor. Modern çağda da “görüldü” bırakılmak, ghosting, uzun okunmama süreleri aynı özlem ve kaygı duygusunu yaratıyor. Yani özlem ve bekleyiş ortadan kalkmadı; sadece şekil değiştirdi. Metin bunu pek yakalayamıyor.
Anneanne anlatısı çok güçlü ama genellemeye dönüşme riski taşıyor.
Kişisel yas ve özlem çok içten aktarılmış; bu kısım metnin en dokunaklı yeri. Ancak “insan aslında bir yeri değil, o yerin kendisinden alıp götürdüğü çocukluk halini özlüyor” gibi genellemeler herkes için aynı derecede geçerli olmayabilir. Bazı insanlar çocukluklarını travmatik, yoksunluk dolu hatırlıyor ve nostalji onlara şifa değil, tam tersine tetikleyici gelebiliyor. Metnin evrensel bir “hepimiz öyleyiz” havası vermesi, bu çeşitliliği biraz gölgeliyor.
Sonuç olarak:
Metin duygusal bir teselli ve dinginlik arayışı olarak çok başarılı. Okuyanı sakinleştiriyor, “tamam, bu his normal ve kıymetli” dedirtiyor. Ama aynı zamanda nostaljiyi biraz fazla masalsı ve kurtarıcı bir yere koyuyor. Oysa nostalji hem ilaç hem zehir olabilen bir duygu. İlaç olarak kullanıldığında şifa, zehir olarak kullanıldığında ise bugünü ve yarını felç eden bir kaçış haline gelebiliyor.
Belki de asıl özgürlük, metnin de dediği gibi “geçmişin şefkatini yanımıza alarak yarına yürümek” değil; hem geçmişi hem bugünü olduğu gibi görebilmek, ikisini de ne tümden yüceltmek ne de tümden yerin dibine sokmak. Çünkü kalp gerçekten eski ritminde atıyor olabilir; ama o ritim artık yeni seslerle, yeni kayıplarla, yeni bekleyişlerle zenginleşmiş durumda. Tik tak, tik tak… ama bu sefer fonda biraz farklı bir melodiyle
CEMRE_YMN
CEMRE_YMN , @cemre-ymn
13.2.2026 20:32:41
5 puan verdi
Her şey o kadar hızlıydı ki, özlemeye vakit kalmıyordu" diyerek günümüzün dijital gürültüsü ile geçmişin o vakur sessizliği arasındaki uçurumu ne kadar zarif bir ferasetle dile getirmişsiniz. 2026'nın anlık hızına inat, sararmış bir zarfın içinden sızan mürekkep kokusunu ve o "bekleyişin asaletini" bu derya gönüllü anlatımınızla yeniden canlandırmışsınız.
Hıza yenik düşen ruhlarımıza, bir mektup kağıdının sıcaklığını hatırlatan bu derin kaleminiz için Sizi gönülden tebrik ederim şairem sevgilerimle..🌸👏🏻💐
Romantik.Şair.41
Romantik.Şair.41, @romantik-sair-41
13.2.2026 19:33:28
EMEĞİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK KALEMİNİZİN MÜREKKEBİ EKSİLMESİN ÜSTADIM 🖐️ SAYGILARIMLA
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
13.2.2026 19:08:35
Belki de sıkıntılardan kaçıp, kaybettiklerimizi sevgisiyie hatırlamak güvende hissettiriyor bize. Tani yaşanmışlıklar çoğaldıkça nostalji fazlalaşıyor. Emeğinize, yüreğinize ve kaleminize kuvvet. Selam ve sevgiyle kalın…
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL