Fazla yüz bulan, her dediğini yaptıran aşk bezginlik verir; (ovidius)
erincoban
erincoban

Beyaz Saray'daki Kuran

Yorum

Beyaz Saray'daki Kuran

1

Yorum

5

Beğeni

0,0

Puan

107

Okunma

Beyaz Saray'daki Kuran

Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Kovulmuş Şeytanın şerrinden, ilişmesinden, şek ve şüpheler getirmesinden Allaha sığınırım. Ben dahi üstadım Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri gibi bismillah ile başlarım. Bismillah her hayrın başıdır. "Rabbi Zidni İlmi", Allahım ilmimi arttır. Allahım ilmiyle amel edenlerden eyle, "Rabbi Şirahli Sadri" Allahım Sadrıma, göğsüme genişlik ver. "Ve Yessirli Emri" Emirlerine itaat etmeyi kolaylaştır. Okurlarıma bu metinden güzel bir anlayış ver okurlarımı bu metnin sevabından nasip eyle, kolay bir şekilde anlaşılmasını nasip eyle Ve Amma ve Ba’dehü ;

Moderatör Fikret Çetin tarafından yönetilen Risale-i Nur Münazarası başlıklı 3 saatlik online etkinlikte Samet Yahya Bal ve Abdulkadir Polat katılımcı olarak konuştular. Abdülkadir POLAT’ın yönelttiği eleştirilerden biri de "Amerika’da Beyaz Saray’da bütün dünyanın ve kâinatın güneşi olan Kur’ân-ı Hakîm yeşil ipekliler arasında lâyık olduğu yüksek mevkie konuyormuş. Mucitler, feylesoflar, psikologlar, sosyologlar, pedagoglar Kur’ân-ı Kerimi esas tutarak yazılmış olan eserleri okuyorlar;" ifadesidir. Nur’un İlk Kapısı( 119 / 148) , Ankara Üniversitesinde Okunan Bir Konferans( 1 / 15) sayfasında geçmektedir. Bu Konferans 1950’li yıllarda Üstadın talebelerinden Zübeyir Gündüzalp tarafından Ankara Üniversitesi’nde verilmiştir. Abdullah YEĞİN ağabey olgunluk sınavı olarak o dönemde üniversiteye giriş için yapılan sınavı verir ve Hukuk Fakültesine kaydolur. Hukuk fakültesinde islam hukuk anlatıldığını zannederek. İslamı öğreneceğim zannı ile bu fakülteye girer ancak Roma Hukuku anlatıldığını görünce çok sayıda Latince kavram yabancı kelimeler hoşlanmaz ve de 1. sınıfta başarılı olamaz. Sınıfta kalır. Ertesi sene Dil Tarih Çoğrafya Fakültesinde arapça öğrettiklerini öğrenir ve bu bölüme kaydolur. Burada Üstad Hazretlerinden ve Türkiye’nin değişik yerlerinden yazılan kitaplar kendisine gelmektedir. Mescidde risale-i nur dersi okumaya başlarlar. Duyan ilgi gösteren talebeleri ayırt etmeden her geleni kabul ederler. Böylece risale-i nurlar üniversite öğrencileri arasında da duyulmaya bilinmeye başlar. Üniversite öğrencisi okuyan, araştıran, karşılaştıran, aydın, muhakemeden geçiren, mantığa vuran beğenmezse reddeden öğrenci, risale-i nurların asıl muhatabı toplumun aydın tabakası üstadın tahkiki imanı elde etsinler de bir daha hem dönmesinler hem de neye nasıl inandıklarını da anlatıp savunsunlar istediği asıl hedef kitlesidir. Üstad hazretleri Abdullah Yeğin ağabey’e hitaben "senin Ankara Üniversitesinde 2 senelik hizmetini ben 20 Sene Camilerde Vaaz etmiş değerinde kabul ediyorum." diye burada yaptığı risale-i nur okuma ve talebelere tanıtma işinin ne derece değerli olduğunu vurgulamıştır. Bediüzzaman hazretlerinin bu tür övgüleri ve medhleri diğer talebeler içinde bir şevk ve iştiyak unsuru olmuş. Her talebesi imkanları ölçüsünde Risale-i Nurları okumuş, anlatmış, açıklamış, hediye etmiş, insanlığın en son ferdine, dünyanın en uç noktalarına kadar götürmeye gayret göstermişlerdir. Bu kitaplar elma getiren bir satıcının elma kasalarında, altta risale-i nurlar üstte biraz elma ile kamufle edilerek, bir soruşturmaya denk gelmesin, yasaklanmasın amacıyla dikkatle gizlenerek getirilmiştir. Abdullah Yeğin ağabey, Üstadın talebesi Zübeyr Gündüzalp tarafından bu yıllarda verilen Ankara Üniversitesindeki konferansa da katılmıştır. bu konferansta bahsedilen Amerika’da hediye edilen kitapların hürmet ile kabul edildiği, Amerikan Beyaz Saray envanterine zimmetlenerek değerli hediyeler arasında saklanmasını anlatmaktadır. Tabii ki Bediüzzaman Hazretlerinin bizzat anlatımı da değildir. Üniversite öğrencilerini, bakın çekinmeyin Amerika’da bile Kuran’ı Kerim hürmet görüyor. Araştırılıp, okunuyor, Akademi de üniversitelerde araştırılıyor anlamında teşvik edici bir anlatımdır. İçin de yalan ve hilafi vaki bir durum da yoktur. Amerikan üniversitelerinde, islam alimleri, kuranı kerim, osmanlı hukuk sistemi gibi bir çok konu doktora tezi seviyelerinde araştırılmıştır ve hala araştırılmaktadır. Örneğin Osmanlı devleti ve hukuku konusunda 300 den fazla doktora tezi kayıtlıdır. Abdülkadir POLAT selefi kökenli olduğu için bir çok konuya bu şirktir. Bu şirktir şeklinde yaklaşım getirdiği için burada da bu metni de vererek Bediüzzaman Hazretlerinin ;
1- "Çocuk Hıristiyanlar Şehittir." ,
2- "Büyük Hıristiyanlar Zulmen Ölürse Şehittir.",
3- " İslam ve Hıristiyanlar arasında bir ittifak teşekkül etmelidir. Bu da Amerika çatısı altında olabilir. Pek Muazzam bir devlettir. Onu arkamıza alırsak iyi olur. "
Sorularını nazarlara vermektedir.
Bu soruları Sırasıyla ele alalım.
Öncelikle bu soruların anlaşılması için bediüzzaman Hazretlerinin kim olduğunu ve yaklaşımını anlamak esastır. Bediüzzaman Hazretleri kendisini şeyh zanneden ziyaretçilerine ve müntesiplerine hitaben "Ben Şeyh Değilim. Ben İmam-ı Rabbaniler gibi Mevlana Celaleddini Rumiler Gibi, İmamım", " Ben bir islam alimiyim." şeklinde kendisinin kimliğini izah etmiştir. Yani Bediüzzaman hazretleri bütün meselelere kafa yoran, sıkı sıkı takip edip cevap yetiştiren, strateji geliştiren, vaazlar, nasihatler veren, hutbeler irad eden, Batı ve İslam ilimleri ile tam mücahhez bir yüksek imamlardan bir imamdır. Bu yönüyle zamanlarına etki ederek bir nevi görüş düşünce ve fetvaları ile yeni yaklaşımları ile hükmeden Mevlana, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazali, İmam-ı Azam gibi büyük ve yüksek imamlardandır. Yer yüzünü geniş bir mescid, Mekke Kıble, Medine-i Münevvere Bir Minber Resul-i ekrem aleyhisselam Hutbeyi ezeliyesini okuyor. Şeklinde tüm yer yüzünü islamı anlatılacak bir satıh, bir alan kurandan hadislerden ve islam alimlerinden alınan öğütleri bütün insanlığa hitaben anlatmaya çalışan bir peygamber varisidir. Yaklaşım olarak geçmiş yıllarda arap yarım adasında Hazreti Muhammed Mustafa Sallahu Aleyhi Vesellem Efendimize fikirle başa çıkamayanlar, bir de kılıç çekiyor. Öldürmeye çalışıyor. Savaşa kalkışıyorlardı. ancak bu günümüzde bitmiştir. bu gün insanlar okuyor, araştırıyor, kalemlerini bir kılıç gibi kullanıyor. Karşı çıkıyor, eleştiriyor, düşünüyor, yazıyor, nazik, kibar, çok üstün meziyetlerle mücehhez, modern bir sürü insan var. bunlar medine halkı gibi Medenidirler. "Medenilere Galebe İkna İledir." diyerek Cihadcı bir anlayış yerine iktisat ve kanaat ile günahlara girmeden haksız mal edinmeden, mahçup durumlara düşmeden düşünceyi geliştirerek yabancılara, hıristiyanlara, yahudilere, islam üzere olmayan tüm dünya insanlarına islamı anlatma, örnek olma niyet ve gayretindedir. Nitekim çok kısıtlı imkanlar içerisinde bu konuda çok muhteşem bir başarı ortaya koymuştur.
Bu zatın sözlerini dinden çıkarmı, şirk olur mu islami hükümlere aykırı mı anlamak için makamını konumunu yaklaşımını anlamak gereklidir. Zaten bir söz değerlendirilirken temel prensip, kim söylemiş, ne zaman söylemiş, kime hitaben söylemiş, neden söylemiş kriterleri değerlendirmeye katılarak hüküm verilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz; Müslim, Kader) Yani çocuklar fıtri olarak Allah’a inanan, elest bezminde ruhlar yaratıldığında "evet sen bizim rabbimizsin" diyen fıtrat üzere yaratılmışlardır. Ergen oluncaya kadar bir çocuk bu şekildedir. Akıl baliğ olunca ergenlik gelince artık imtihan başlar hatalar sevaplar yazılmaya başlar. bundan önceki çocuklar müslümandır. Bediüzzaman hazretleri de bu hadisi şerifi ve Kuranın Fıtrat hakkındaki ayetlerini baz alarak bu hükmü söylemiştir. Tamamen doğrudur. Hatasızdır. kusursuzdur. Kafasındaki sarığı çıkarmayan Bu sarık bu başla birlikte çıkar diyen Bediüzzaman hazretlerinin hiç bir anında hiç bir amelinde hiç bir hükmünde Hilafı Hakikat Bir husus bulunamaz. Molla Said olarak nam salmış Bediüzzaman Hazretleri tüm islam ilimlerini yalamış yutmuş 60-70 bin kelime kökü türevlerle birlikte o kadar yüksek rakamlara çıkan Kamusu Okyanusu Sin Harfine Kadar Ezbere Bilmektedir.
Böyle muhit bir ilme sahip asrın alimi bir insan hiç islamın temel hükümlerine muhalif şirke düşecek bir hüküm verebilir mi? Ayrıca Allahu Teala Bazı kullarım vardır saçı sakalı karışık siz onları deli zannedersiniz ancak onların kalpleri bana öyle yakındır ki yanlışlıkla ağızlarından bir söz çıksa ben o sözleri boşa düşmesin diye ağızlarından çıkan sözü yaratırım buyuruyor. Bediüzzaman hazretlerinin bu içtihadı yanlış olsa bile ki değildir. Allahu Teala Bediüzzaman hazretlerinin hatrına yanlış söylemiş olduğu söz üzerine "Hıristiyan Çocukları Cennetine Koyacaktır." Allahu Teala kullarına şunları cehenneme doldurayım, şerefsiler, alçaklar diye bakmıyor. Allahu Teala Tövbe etsinler kurtarayım, bi vesile olsun affedeyim, ceza almasınlar, kendilerine yazık etmesinler diye bakıyor. Dolayısıyla Bediüzzaman Hazretlerini Bu hükmünde hiç bir hata ve kusur yoktur.
2- "Büyük Hıristiyanlar Zulüm altında Ölürse Şehittir." Şeklinde bir ifadesi yoktur. Abdülkadir POLAT Burada anlam çıkarıp kendi fikrini karşı tarafın söylemediği bir şeyden söylemiş gibi muamele ediyor. Abdülkadir POLAT da zaten risale-i nurları tam olarak anlamıyor. tenkit etmek için kendisine gönderilen mesaj ve yorumlarla kitaplardan pasajlar bulup çizip Üstad burda "Hıristiyanların mazlum ölenleri şehittir." dedi şeklinde Haksız bir suçlama içine giriyor.
Şualarda 59 uncu şua da
"Kardeşlerim,

Ehl-i vukuf raporundan anlaşılıyor ki, Risale-i Nur, bize karşı bütün muarız tâifeleri mağlûp ediyor ki, Hüccetullahi’l-Bâliğa ve İhtiyar ve İhlâs Risalelerini tekrarla nazar-ı dikkati celb ediyorlar. Hem gayet sathî ve cevapları pek zâhir ve güya müteassıbane hocavâri tenkitleri ve hiç münasebeti olmayan ve hakikî mutabık olan meseleleri anlamadan "mâbeynlerinde tezat var" demeleri ve risalelerin yüzde doksanını tamamıyla çekinmeyerek tasdik ve takdirleri ve teslimleri Hücumat-ı Sitte Zeylinin pek şiddetli bir surette yeni icadlara fetva verenleri cerh ve tezyif etmesine mukàbil, yalnız "nezahet-i lisaniye" demişler. Ve dinsizler tarafından öldürülen mazlum ve dindar Hıristiyanlar âhirzamanda bir nevi şehid olabilir dediğimi, baş açık namaz kılmak ve Türkçe ezan okumaya Zeylin şiddet-i hücumunu zıt göstermeleriyle iktifa etmeleri, kat’iyen onların Risale-i Nur’a karşı mağlûbiyetlerini gösteriyor kanaatini veriyor.

Said Nursî
"
ifadesinde zaten kendi döneminde de Hıristiyanlara Şehid dedi. Şuna bak. Şirke girdi şeklinde mutaasıp, yani tutucu, bilgisiz, taraftar hocamsı, hoca gibi davranmaya çalışan, yarım ilim sahibi zevatın tenkitleri anlamadan "bunlar arasında tezat var." şeklinde Video da Abdülkadir POLAT’ında tam aynen söylediği gibi söylendiğini izah etmektedir.

3- " İslam ve Hıristiyanlar arasında bir ittifak teşekkül etmelidir. Bu da Amerika çatısı altında olabilir. Pek Muazzam bir devlettir. Onu arkamıza alırsak iyi olur. "
Yaklaşımı yerinde bir yaklaşımdır.

"Sual: Bir kısım Jön Türk der: "Demeyiniz Hıristiyanlara hey kâfir! Zira ehl-i kitaptırlar." Neden kâfir olana kâfir demeyeceğiz?

Cevap: Kör adama, hey kör demediğiniz gibi... Çünkü eziyettir. Eziyetten nehiy var.

Saniyen: Kâfirin iki mânâsı vardır:

Birisi ve en mütebadiri: Dinsiz ve münkir-i Sâni demektir. Şu mânâ ile ehl-i kitaba ıtlak etmeye hakkımız yoktur.

İkincisi: Peygamberimizi ve İslâmiyeti münkir demektir. Şu mânâ ile onlara ıtlak etmek hakkımızdır. Onlar dahi razıdırlar. Lâkin örfen evvelki mânânın tebâdüründen, bir kelime-i tahkir ve eziyet olmuştur.

Hem de daire-i itikadı, daire-i muamelâta karıştırmaya mecburiyet yoktur. Kabildir, o kısım Jön Türklerin muradı bu olsun."
Hıristiyanlara onlara eziyet olacağı için Ey Kafir denilemeyeceğini kaynakları ile izah etmiştir. Kuranda Ehl-i Kitap olarak bahsedilen bu milletlere ezecek, mahçup edecek, eziyet edecek şekilde Ey Kafir şeklinde hitap edilmediği gibi bazı hususlarda birlikte hareket edilebilir. Örneğin vatan savunmasında gerçek dinsiz, kafirlerin saldırılarına karşı vatanı milleti savunmak için birlikte ittifak edilebilir. Örneğin Çinde, Korede çeşitli ülkelerde komünizm tehlikelerine karşı onlarla dost olunmaz ama ortak anlaşmalarla sözleşmelerle müslümanlar dayanışma içinde hareket ederek müslüman toplumun zarar görmesini engelleyecek stratejik eylemler içinde bulunabilirler. Örneğin Bediüzzaman Hazretleri tarafından Çin’in Mançurya Dağları eteklerinde yaşadığı belirtilen set tabiatlı, savşçı, merhmetsiz bir Kabilenin dünya genelinde yıkıcı, acımasız, sömürücü faaliyetlerine Ye’cüc ve Me’cüc karşı bir müslüman devlet ile bir hıristiyan devlet ticari anlaşmalar sözleşmeler yapabilir. Statejik ittifaklar, ortak projeler geliştirebilir.
Namaz kıldırcak cami imamı seviyesinde bir bilgi birikimi ile yada Hafız oldum. Şu şu ilimleri okudum seviyelerinde bir bilgi ile İslamın külli meselelerine yorum getirilemez. Bediüzzaman Hazretleri Doğu Batı bütün kitaplarını okumuşu külli bir ihata ile muhit bir ilim ile devrin sorunlarına çözüm getirmeye çalışmıştır. Devletlere ve milletlere stratejik önerilerde bulunmakla birlikte daha sonraları iman ve amel konularında talebelerinin yeterli şekilde yetişmiş olmalarına insanları kırmadan, ötekileştirmeden, incitmeden, yargılamadan islamı güzel bir örnek olarak temsil etmelerine çok büyük önem vermiştir.
Bu tür ilmi faaliyetleri teşvik ve tebrik ediyorum. ancak şunu da belirtmek istiyorum ki Büyük alimleri tenkit etmek yerine önce onlara bi talebe ol kitaplarını oku bitir. anla ondan sonra bulabilirsen kusur bul. Yer6 kanalı ile birlikte mikrofonu alıp, son derece sığ ilme sahip gençler türedi. Soruyu bile bulamıyor. Search ile bakıyor. Cevabı bile search ile bakıp veriyor. Gayret tabiki güzeldir. Ancak Ömrünü vakfetmiş bir alimi tenkit edecek cesarete ulaştığınız zaman bir oturup sakinleşip düşünün, İmam-ı Buhariyi 1 milyon hadis nakleden senedleri ile birlikte her hadis için gusul abdesti almış dualar okumuş bu seviyede daha okumaya tamamını ezberlemeye öğrenmeye muvaffak olamadığımız, aciz kaldığımız İslamın Ana temel sütunları sarsılmaz yıkılmaz kaleleri burçları ana direkleri temelleri hükmünde alimlere daha hürmetle yaklaşalım. Sohbetler düzenleyelim. anlamaya çalışalım, okuyalım, konuşalım. Gerçek samimi tereddütlerimizi soralım.

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Beyaz saray'daki kuran Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Beyaz saray'daki kuran yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Beyaz Saray'daki Kuran yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Etkili Yorum
lutfutas.yazar
lutfutas.yazar, @lutfutas-yazar
14.2.2026 13:20:58
Kaleminize sağlık Hocam, Karanlıklar nura doğru aksın inşallah. Yakın zamanda Barla'da güller diyarında soldum izlerini. Çok kıymetli, çok değerli tefsir, âlemi çok daha iyi anlayabilmemiz için bize yol gösteriyor. Kurtulaşa erenlerden olmak dileğiyle muhabbed ile...Selam ve saygılar sunuyorum.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL