Fazla yüz bulan, her dediğini yaptıran aşk bezginlik verir; (ovidius)
D Dinç
D Dinç
VİP ÜYE

MÜSAADENİZLE ARTIK BEN VARIM !…

Yorum

MÜSAADENİZLE ARTIK BEN VARIM !…

( 13 kişi )

15

Yorum

29

Beğeni

5,0

Puan

506

Okunma

MÜSAADENİZLE ARTIK BEN VARIM !…

MÜSAADENİZLE ARTIK BEN VARIM !…


Beton yığınlarının gökyüzünü parsellediği, gürültünün sustuğu anların bile gürültülü olduğu o büyük şehirde, Sibel adında bir kadın yaşıyordu. Sibel’in hayatı, başkalarının notalarını çaldığı sessiz bir piyano gibiydi. En çok büyükannesi Ayşe’yi severdi; Ayşe Hanım, şehrin o keşmekeşinde bile kendi masalını yaşatan, zarafeti ruhuna giymiş bir kadındı. Ayşe Hanım amansız bir hastalığa yakalandığında, Sibel hastane odasının o soğuk duvarları arasında kendi nefesinin kesildiğini hissetti. Son gecelerinde Ayşe Hanım, Sibel’in titreyen ellerini avuçlarının içine aldı, gözlerinin içine o sönmeyen ışığıyla baktı ve fısıldadı: “Sibel’im, bu şehir seni kendine benzetmesin. Herkesin korosuna katılma, kendi şarkını söyle. Kendi sesin, senin bu karanlıktaki tek fenerin olacak.” O gece Ayşe Hanım, torununun kalbine o ağır vasiyeti bırakıp sonsuzluğa göçtü.
Yıllar geçti; Sibel şehirde yükselen binalar gibi kendi etrafına duvarlar ördü. İş arkadaşları, dostları, çevresi için hep "uyumlu" olanı yaptı; kendi sesini başkalarının gürültüsünde kaybetti. Bir akşam, hayatın anlamsız yükü omuzlarını iyice çökertmişken, tavan arasındaki o tozlu sandığın başına oturdu. Sandık, Ayşe Hanımdan kalan son emanetti. Kapağını açtığında burnuna o eski sabun ve naftalin kokusuyla karışık çocukluğu doldu. Parmakları, sandığın dibindeki gizli bir bölmeye değdi. Orada, Ayşe Hanımın yıllarca biriktirdiği, üzerinde sadece Sibel’in adının yazılı olduğu mumla mühürlenmiş zarflar buldu.
Zarfların her birinde farklı tarihler vardı ve her birinde Ayşe Hanım, Sibel’in o günlerde henüz fark etmediği sessiz çığlıklarını, yutkunup söyleyemediği kelimeleri yazmıştı. Son zarfın içinden çıkan mektupta şu satırlar yazılıydı: “Bugün yine sustun Sibel, ben senin yerine kalbine ağladım. Bu sandığa sadece anılarımı değil, senin kaybettiğin sesini de koydum. Onu buradan al ve artık kimse için eksilme.” Sibel o an, yıllardır biriktirdiği o hıçkırığı serbest bıraktı. Gözyaşları mektubun mürekkebine karışırken, sandığın içinde bulduğu şey sadece bir kâğıt parçası değil, kendi özgürlüğüydü. Ayşe Hanım, ölürken bile Sibel’in sustuğu her anı biriktirmiş ve onu kendine geri vermişti.

Yüreğimizin en kuytu köşelerine sızan, her bir zerresiyle ruhumuzun paslı kapılarını aralayan bu uyanış; bir itirafın, bir vazgeçişin ve nihayet bir başkaldırının destanıdır. "Artık Rahatsızım" demek, sadece bir cümle değil; yıllarca boğazına düğümlenen, nefes alışını kısıtlayan tüm o "biz"lerin, "olursa"ların, "uygunsa"ların enkazından yükselen tek kişilik bir devrimdir. Hani vardır ya, ruhunuzda biriktirdiğiniz acılar bir nehir gibi akar da sonunda bir denize dökülür; işte bu ruh hali o denizin fırtınası, kabaran dalgalarıdır.
Her birimiz, hayatımızın bir döneminde başkalarının beklentilerinin incecik ağında yaşamaya mahkûm edilmişizdir. Kendi sesimizi kısmış, hayallerimizi ertelemiş, "güçlü kalmayı susmak" sanmışızdır. Ne acı değil mi? Kendi varlığımızın en saf hâlini, başkalarının gözünde parlayacak bir yıldıza dönüştürmek uğruna feda etmek. Aynaya her baktığımızda orada gördüğümüz yabancıyı tanımaya çalışmak… "Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır," der Aristo. Ama biz, kendimizi bilmek yerine, başkalarının bizi tanımladığı kalıplara sığmaya çalışırız. "Dünle beraber gitti, cancağızım, ne varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım," diyen Mevlânâ gibi, geçmişin o sessiz esaretini dünde bırakıp yeni bir "ben" inşa etmenin vakti gelmiştir artık.
Bu kırılma anı, bir gün aynaya bakıp kendimiz için hiç açıkça konuşmadığımızı fark ettiğimizde başlar. Bu sadece bir fark ediş değil, aynı zamanda bir ruh depremidir. İçimizde birikmiş tüm o suskunlukların, yutulan kelimelerin, ertelenen düşlerin bir volkan gibi patlamasıdır. O an, ayna sadece bir yansıma değil, ruhun çıplak gerçeğini yüze vuran bir şahit olur. Ve o şahitlik, tüm zincirleri kırmaya yeter. Artık korkmadan, özür dilemeden "ben" diyebilmenin o sarsıcı hafifliği sarar bedeni.
"Ben" demek bencillik değil, bilakis en büyük dürüstlüktür. Kendi sesine sahip çıkmak, herkesin beklentisine göre değil, kendi değerlerine göre yaşamayı seçmektir. "Hiç kimse, sizi sizden daha iyi bilemez," der Sokrates. Ancak biz o sesi duymamak için dünyanın gürültüsünü içeri buyur ederiz. Oysa gerçek yolculuk dışarıya değil, içeriye doğrudur. Yunus Emre’nin o eşsiz tespitiyle: "Beni bende demen, bende değilim / Bir ben vardır bende benden içeri." İşte o "içerideki ben"e ulaşmak, başkalarının çizdiği sınırları yıkmakla mümkündür.
Bu dönüşümün yolu dikenlidir. Kapılar kapanır, insanlar uzaklaşır, sessizlikler ağırlaşır. Ama o yalnızlığın içinde ilk kez hafiflediğini hisseder insan. Herkesi memnun etme çabasından vazgeçtiğimiz o kutsal noktada, kendimizle karşılaşırız. "Mutluluğa giden tek bir yol vardır, o da irademizin dışındaki şeylerle ilgili endişelenmeyi bırakmaktır," der Epiktetos. Başkalarının bizi nasıl gördüğü irademizin dışındadır; bizim irademiz ise kim olduğumuzda saklıdır.
Artık kimsenin rahatını bozmamak için kendini bastırmayan, kimsenin huzuru için kendisiyle savaşmayan bir ruhun uyanışı başlamıştır. Yumuşak hatırlanmak isteyenlere sertleşmeyen, ama silmeye çalışanların üzerinden geçen bir irade... Bu bir rica değil, bu bir açıklama da değil; bu bir varoluş mücadelesidir. "Her insan kendi kaderinin mimarıdır," der Herakleitos. Ve bu kaderi inşa ederken en sağlam tuğlamız, titreyerek bile olsa söylediğimiz o gerçek sesimizdir.
İnsan, kendi benliğinden ödün vererek yaşarsa o yaşam sadece bir gölgeden ibaret kalır. "Yaşam, bir sahnedir ve herkes kendi rolünü oynar," der Shakespeare. Ama mesele, o rolü başkalarının yazdığı bir senaryodan okumak yerine, kendi özgün senaryomuzu yazma cesaretini göstermektir. "Artık rahatsızım" demek; aslında ruhun o derin uykusundan uyanması, sahte konfor alanlarını terk etmesi ve kendi gerçekliğine uyanmasıdır. Bu uyanış bedel ister, ama özgürlük o bedelin her zerresine değer. Ne dersiniz?
Tüm dünyaya haykıralım hep birlikte lütfen; müsaadenizle, artık "ben" varım…
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ



Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (13)

5.0

100% (13)

Müsaadenizle artık ben varım !… Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Müsaadenizle artık ben varım !… yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
MÜSAADENİZLE ARTIK BEN VARIM !… yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Dünya Yükünün Hamalı
Dünya Yükünün Hamalı, @dunyayukununhamali
11.2.2026 23:07:45
5 puan verdi
Değerli Derya Deniz Hanım,

Metninizi okurken bir an durdum. Yalnızca gözlerimle değil, kalbimle de okudum.

Bu satırlar, bir uyanışın çığlığı. Yıllarca süren sessizliğin, taşınan yüklerin, yutulan kelimelerin, ertelenen hayallerin ve nihayetinde bir sabah aynaya bakıp "Ben nerede kayboldum?" sorusunun ete kemiğe bürünmüş hâli.

Ayşe Hanım'ın sandıktan çıkan mektupları... İnsanın en çok sevdiği tarafından en iyi anlaşılması kadar dokunaklı ne olabilir? Büyükanneniz, sizin sustuğunuz her anı, söyleyemediğiniz her kelimeyi, içinizde biriken her damlayı toplamış ve bir gün size iade etmek üzere saklamış. Bu, yalnızca bir vasiyet değil; bir emanetin, bir ruhun, bir mirasın en saf hâli.

Ve o miras, bir mektupta değil, sizin içinizde zaten varmış. Sandık sadece onu hatırlattı.

Sizinle birlikte sordum kendime: "Güçlü kalmayı susmak mı sandım?" Ne kadar sık yaparız bunu. Oysa gerçek güç, susmak değil, titreyen bir sesle de olsa konuşabilmektir. Rahatsız edebilmektir. "Ben buradayım" diyebilmektir.

Yazdığınız her cümlede, yalnızca kendinizi değil, susmayı marifet sanan hepimizi anlattınız. O yüzden metniniz kişisel bir manifesto olmaktan çıkıp evrensel bir hâl aldı. Bu yüzden içinize işliyor.

"Artık kimsenin rahatını bozmamak için kendini bastırmayan" bir ruhun uyanışını anlatıyorsunuz. Peki, şimdi soruyorum size:

Sandığı açtınız. Şimdi onunla ne yapacaksınız?

Çünkü uyanmak başka, uyanık kalmak başka. Fark etmek başka, dönüşmek başka.

Ayşe Hanım'ın size bıraktığı en büyük miras, geçmişin değil, geleceğin anahtarı. O anahtarı elinize aldınız. Şimdi o anahtarla hangi kapıyı açacaksınız? Sessizliğe mi, yoksa kendi sesinizin yankılanacağı yepyeni bir dünyaya mı?

Cevabınızı biliyorum aslında. Çünkü bu metni yazdıktan sonra, artık eski siz olmayacağınızı siz de biliyorsunuz.

"Müsaadenizle artık ben varım."

Bu cümle, artık bir rica değil. Bu bir bildiri. Duvarlarınıza asacağınız, göğsünüze takacağınız, ruhunuza mühürleyeceğiniz bir and. Ne güzel söylemişsiniz: "Bu bir rica değil, bu bir açıklama da değil; bu bir varoluş mücadelesidir."

O hâlde sizi kutluyorum Derya Hanım. Savaşı kazandınız. Çünkü en zorlu savaş, insanın kendine dönüşüdür. Ve siz, Ayşe Hanım'ın ellerinden tutup, yıllar süren bir yolculuğun ardından, kendinize geri döndünüz.

Hoş geldiniz.

Aşk ile eyvallah.
akeolog
akeolog, @akeolog
12.2.2026 12:15:36
5 puan verdi
YÜREK SESİNİZ DAİM OLSUN , TEBRİK VE SELAMLARIMLA
Ali Rıza  Coşkun
Ali Rıza Coşkun, @alirizacoskun
12.2.2026 11:13:08
5 puan verdi
“Müsaadenizle Artık Ben Varım” yazınızda bireyin kendi sesini bulma, başkalarının beklentilerinden sıyrılma ve özgürleşme süreci çok güçlü bir şekilde aktarılmış. Özellikle Ayşe Hanım’ın bıraktığı mektuplar, metne hem duygusal hem de sembolik bir derinlik katıyor. Felsefi alıntılarla desteklenen bu içsel yolculuk, yazıyı evrensel bir çağrıya dönüştürüyor. “Artık rahatsızım” ifadesi, bir başkaldırıdan öte, varoluşun yeniden inşası olarak öne çıkıyor. Kaleminize sağlık; eseriniz hem kişisel bir uyanış hikâyesi hem de herkesin kendi benliğini hatırlaması için güçlü bir davet niteliğinde.
Ünsüz Şair Turaboğlu
Ünsüz Şair Turaboğlu, @yavuzsultanozturk
12.2.2026 10:34:17
5 puan verdi
Diğerlerinin arzu hallerindeki beklentilerini insan kendisinden soyutladığında etrafına örülü esaretin zincirlerini kırıp, kendi özgün varlığının sesine sahip olduğu gün o an dır..

yazan yüreğinize sağlık kaleminiz hep yazsın hocam
hayırlı sağlıklı günler diliyorum
selam ve saygılarımla
yön
yön, @yon
12.2.2026 02:42:40
5 puan verdi


yüregin ve yazan eleriniz dert görmesın
saygılar selamlar yolluyorum diyar gurbetten
CEMRE_YMN
CEMRE_YMN , @cemre-ymn
12.2.2026 02:01:58
5 puan verdi
Beton yığınları arasında zarafeti ruhuna giymiş bir kadının hikayesini ne kadar dokunaklı bir girişle anlatmışsınız.
Başkalarının notalarını çaldığı sessiz bir piyano" benzetmesi,
Sibel’in o derin yalnızlığını ve fedakârlığını çok vakur bir şekilde hissettiriyor.
Bu hüzünlü ve asil başlangıç için Sizi gönülden tebrik ederim.
Devamını merakla bekleten, derya gönlünüzden süzülen bir anlatım olmuş tebrikler üstadem...🌸💐🤍
turgaykurtulus
turgaykurtulus, @turgaykurtulus
12.2.2026 00:31:44
Kendi sesini bulma ve “ben” diyebilme cesareti çok güçlü verilmiş. Büyükannenin mektupları hikâyeye duygu katmış, son bölüm ise adeta bir manifesto gibi. Mesaj net, ton kararlı. Etkileyici bir uyanış metni olmuş.Tebrik ediyorum
BEŞİĞİ KALEMDEN
BEŞİĞİ KALEMDEN, @besigikalemden
11.2.2026 22:31:55
5 puan verdi
Yüreği feryat edip dili lâl olanları ne güzel anlatmışsınız...
Sustukça eksilenlerin iç sesi olmuş bu yazı.
Ne zarif bir hatırlatma, ne güçlü bir cesaretlendirme...
Tüm dünyaya haykıralım hep birlikte lütfen;
müsaadenizle, artık ‘ben’ varım…
Emeğinize sağlık kıymetli hocam . Hep var olun aşk ile.
Saygılarımla 💐
bilimkenti
bilimkenti, @bilimkenti
11.2.2026 22:30:32
Sanırım bu kalemi d/okumak artık hoşuma gidiyor. Yüreğinize sağlık. Kalemimiz daimi olsun. Aşk ile Saygılar...
Etkili Yorum
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
11.2.2026 21:58:34
Yazınızı iki defa okudum. Salonun en uzak noktasıns baktım. Ne Gökyüzü ne Yeryüzü Maviliğine dair bir amara bulmadım. Ancak adınızla başlayarak yazacağım. Uçarı aklımda herşeyi tutmayınca eleştiri ve düzenlerini tanımlarınız gelirse inanın beni mutlu edecektir. Ve adınızla başlıyorum..
Deniz,
Şu an, İzmir’in o nemli akşam serinliğinde, belki balkonda bir sigara yakmış ya da pencereden denize bakıyorsun… İçinde bir yerlerde hâlâ o tanıdık ağırlık var, değil mi? Yıllardır “uyumlu” olmak için küçülttüğün o ses, hâlâ orada. Ama artık fısıldamıyor; usulca, “yeter” diyor.
Bu sessiz devrim, senin için başlamış zaten. Ayşe Hanım’ın torunu Sibel gibi değilsin belki, ama o sandık senin içinde. Belki bir defterin kenarına karalanmış cümleler, belki yıllardır açılmayan bir klasördeki şiirler, belki de sadece göğsünün ortasında biriken “keşke”ler… Hepsi senin kaybettiğin parçaların. Ve hepsi hâlâ orada, seni bekliyor.
Şimdi sana, o taktikleri daha da yakına, daha derine indireyim. Çünkü bu devrim artık soyut bir manifesto değil; senin nefesin, senin sabah uyanışın, senin “bugün hayır diyeceğim” anın.
Her sabah kendine bir “ben” vaadi ver
Gözlerini açtığında, aynaya değil, kalbine bak. “Bugün kendim için bir şey yapacağım” de. Küçük olsun: kahveni yavaş iç, sevdiğin şarkıyı sonuna kadar dinle, kimseye “iyi misin?” diye sormadan önce kendine sor. Bu vaadi tutmak, devrimin ilk zaferi. Her sabah kazandığın o zafer, seni bir adım daha özgürleştirir.
“Rahatsızım”ı içinden söylemeye başla
Bağırmana gerek yok. Birisi sınırını aştığında, yüksek sesle cevap verme. Sadece içinden tekrarla: “Bu bana göre değil. Artık rahatsızım.” O cümle bedenine işlesin. Zamanla dudaklarından da dökülmeye başlar — yumuşak, ama kararlı. Ve o an, kimse seni susturamaz.
Yalnızlığını kucakla, korkma ondan
Arkadaşlar azalacak, davetler seyrekleşecek, telefon sessiz kalacak. O sessizlik korkutucu gelecek ilk başta. Ama o sessizlikte sen varsın. Tam sen. İlk defa gerçekten sen. O yalnızlıkta yürü, konuş onunla. “Merhaba ben, nihayet geldim” de. Göreceksin, o en sadık dostun olacak.
Bir ritüel yarat kendine — sadece ikiniz için
Belki her akşam 10 dakika mum yakıp hiçbir şey yapmadan oturmak. Belki bir deftere “bugün kendim için ne yaptım?” yazmak. Belki Deniz'e bakıp içinden Ayşe Hanım’a teşekkür etmek. O ritüel senin tapınağın olsun. Kimse giremesin oraya.
Başkalarının gözündeki “sen”i silmeye başla
“Deniz nasıl görünür?”, “Deniz" ne der?”, “Deniz"i kaybeder miyim?” diye düşünmeyi bırak. Onun yerine “Ben ne hissediyorum?” diye sor. Bu soru radikal. Bu soru devrimci. Çünkü cevap hep aynı: Seni sen yapan şey, başkalarının onayı değil, kendi içindeki o küçük, inatçı ışık.
Ve o ışık… bak, işte şu an yanıyor.
Seninle konuşurken hissediyorum onu. Titrek ama kararlı. Yağmurda sönmeyen bir fener gibi.
Deniz, sen o feneri eline aldın zaten. Şimdi sadece yürümeye devam et. Adım adım, sessizce, ama durmadan.
Bir gün geriye bakacaksın ve anlayacaksın: O büyük şehir seni kendine benzetemedi. Sen kendi şarkını söyledin. Ve o şarkı, en güzelinden bir marş oldu.
Devam et.
Seni desteklemek için buradayım — sessizce, ama hep yanındayım.
Aşk ile, inatla ve o içindeki ışıkla… eyvallah.
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
11.2.2026 21:46:00
Çevremizdekilerin bizi anlamadığını düşündüğümüzde, bizden bekleneni söyleyemediğimizde susarız. Bazen susmamız da başkalarının senaryosunu oynamak istemeyişimizdendir. Eskiden iğne biber oyasıyla acı ve üzüntüyü, gül oyasıyla mutluluğunu vb. İfade ederlermiş. Şimdi onları anlayacak arifler de yok. Kutluyorum her yazınız ayrı güzel…
AHMET ACAR
AHMET ACAR, @ahmetacar
11.2.2026 20:26:03
Yüreğine gönlüne
Ömrüne ve değerli kalemine binlerce kez bereket tebrik ederim
saygılarımla hürmet ile selamlar.


Etkili Yorum
Suphi sekü
Suphi sekü, @suphiseku
11.2.2026 20:25:42
Yoruma geçmeden önce
Zat-ı âliniz, iyi ki varsınız ve iyi ki buradasınız.
Evet, Aristo İskender gibi bir askeri deha yetiştirmiş.
Bir örnekle açıklamak isterim
İsmail Fakirullah'a derler ki İbrahim Hakkı sizin talebeniz. Marifetname gibi bir eser yazdı. İlm-i nücumda bir deha. Siz neden bir kitap yazmadınız?
Cevabı çok manidârdır
Der ki bizde, İbrahim Hakkı'yı yazdık evlâdım..
Günümüzün en büyük handikapı kimsenin kimseyi yazamamasıdır. Uzatmak istemiyorum

Okuduğum her bir yazınız bana farklı bir pencere açıyor ve çok istifade ediyorum. Çok teşekkür ederim
Selâm duam ve hürmetlerimle efendim
Hayırlı geceler
Etkili Yorum
Kul Yorgun
Kul Yorgun, @kulyorgun
11.2.2026 20:07:44
5 puan verdi
Derya Hocam

Bu metni okurken kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu.
Gerçekten.

Sözleriniz o kadar çıplak, o kadar yakıcı, o kadar hakiki ki…
okurken sanki yıllardır kendi içimde biriktirdiğim bütün suskunluklar, bütün yutkunmalar, bütün “uygun olsun diye” küçülmeler aynı anda patladı.
Gözyaşım akmadı, hayır.
Ama içimde bir yer gerçekten kanadı ve aynı anda nefes aldı.

Ayşe Hanım’ın torununa bıraktığı o vasiyet…
“Bu şehir seni kendine benzetmesin. Kendi şarkını söyle.”
İşte o cümle, bütün metnin kalbi.
Ve Sibel’in sandığı açtığı an, zarfların içinden kendi sesinin çıkması…
Bu, edebiyatta çok az rastlanan bir mucize.
Ölümünden sonra bile bir nine, torununun boğazına düğümlenen kelimeleri tek tek çözüp geri veriyor.
Bu kadar güçlü, bu kadar şefkatli, bu kadar devrimci bir miras olabilir mi?

“Artık rahatsızım” demek…
Siz bunu bir cümle değil, bir manifesto olarak yazmışsınız.
Yıllarca “biz” için, “olursa” için, “uygunsa” için eksilmekten bıkan bir ruhun, nihayet dikilip “MÜSAADENİZLE ARTIK BEN VARIM!” diye haykırışı.
Bu haykırış öyle gür ki, beton yığınlarının arasında bile yankılanıyor.

Aristo’dan Mevlânâ’ya, Sokrates’ten Yunus Emre’ye, Shakespeare’den Herakleitos’a uzanan o alıntılar…
onlar sizin sözlerinizi taşımıyor, siz onların sözlerini yeniden doğuruyorsunuz.
Çünkü bu metin alıntıların toplamından çok daha büyük:
Bu, yaşanmış bir uyanışın, yaşanmış bir başkaldırının, yaşanmış bir özgürleşme hikâyesi.

Ve en sarsıcı yer…
o son cümle:
“Tüm dünyaya haykıralım hep birlikte lütfen; müsaadenizle, artık ‘ben’ varım…”

Ben o anda ayağa kalktım Derya Hanım.
Gerçekten kalktım.
Çünkü siz sadece kendiniz için değil, içimizde “ben” diyebilmeyi unutan herkes için söylediniz bunu.

Kaleminiz ateş, yüreğiniz fener olsun.
Bu metin, okuyan herkesi ya susturacak ya da kendi sesini bulmaya zorlayacak.
Ben sustum önce, sonra kendi içimdeki Sibel’e fısıldadım:
“Artık susma.”

Sonsuz saygı, minnet ve kardeşçe bir kucaklama ile,
Gazi Şahin
(Kul Yorgun) 🙏🔥🖤
gölgesiz
gölgesiz, @golgesiz
11.2.2026 20:07:22
5 puan verdi
Kaleminiz kavi duygunuz daım ola Bu da benden size armağan hocam dinlersenız sevinirim https://youtube.com/watch?v=-whEgRRo5Q4?si=c7ye0qsLCLbTUIN3
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL