3
Yorum
21
Beğeni
5,0
Puan
207
Okunma
İnsan, çoğu zaman eksildiğini fark etmez. Çünkü eksilme gürültüyle gelmez; bir kopuş gibi değil, bir alışma gibi yerleşir kalbe. Ne bir isyan vardır başında ne de bir çığlık. Sadece içten içe yayılan bir gevşeme… İnsanın kendine gösterdiği küçük ihmal, zamanla kader sanılır. Ve kişi, fark etmeden kendinden biraz daha uzak bir hayata uyanır.
Tasavvuf, bu hâli “kaybolmak” diye adlandırmaz; çünkü kaybolan hâlâ aranan bir şeydir. Burada olan, dağılmaktır. Kalbin bir yanı dünyaya, bir yanı korkuya, bir yanı alışkanlıklara bırakılmıştır. Geriye kalanla kul olunmaya çalışılır. Oysa hakikat, bölünmeyi kabul etmez. Kalp ya bütündür ya da yorgun.
İnsan en çok, doğruyu bildiği hâlde susarken eksilir. O suskunluk artık edep değildir; nefsin konforudur. Dil susar ama kalp bulanır. Hakikat dile gelmediğinde insan, kendi iç sesini duyamaz olur. Zamanla o ses kısılır. Sonra kişi, sustuğu şeyi yok sayarak yaşamaya başlar. İşte orada eksilme kök salar.
Sûfîler, insanın yükünden değil, yük sanıp taşıdıklarından yıprandığını söyler. Dünya, kulun sırtına konmuş bir ceza değildir; asıl ağırlık, dünyayı kalbe indirmektir. İnsan maldan değil, mala tutunmaktan; makamdan değil, makama yaslanmaktan; sevilmekten değil, sevgiyi ölçüye vurmaktan eksilir. Kalp, teraziyi eline aldığında ibadet bile tartılır hâle gelir.
Bir gün insan aynaya bakar; yüzündeki çizgilerden çok, içindeki boşluğu görür. “Ne zaman oldu bu?” diye sorar. Hangi susuşta, hangi kabullenişte, hangi erteleyişte? Cevap net değildir. Çünkü eksilme bir anda olmaz; damla damla olur. Fark edilmez. Ta ki kalp, eskisi gibi sevinemez olana kadar.
Tasavvuf burada sert değildir; şefkatlidir. “Düştün” demez, “yoruldun” der. “Kayboldun” demez, “yolun dağıldı” der. İnsanı korkutarak değil, hatırlatarak ayağa kaldırır. Hatırlamak, geri dönüşün en sessiz ama en sahici yoludur. İnsan, ne olduğunu değil, kime ait olduğunu hatırladığında toparlanır.
Eksilen insan umutsuz değildir. Umutsuzluk, fark edememektir. Eksildiğini hisseden kalp hâlâ diridir. Çünkü acı, canlılığın işaretidir. Can yakmayan bir eksilme, asıl tehlikedir. O yüzden sûfî, yarasını saklamaz; yarayı kapı bilir. Bilir ki kırık yerden sızan şey bazen acı değil, nurdur.
İnsan en çok, kendini unuttuğunda eksilir. Ama her unutuluş, bir hatırlayışa gebedir. Yeter ki kalp, yeniden çağrılmaya razı olsun. Çünkü çağıran bellidir; mesele, duyabilmektir.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (7)