3
Yorum
17
Beğeni
0,0
Puan
218
Okunma

Yorgunum. Çok yorgunum.
Uyumak istiyorum öylesine. Rüyalarıma çocukluğumun masalları girsin istiyorum, bu günlerin karadüşleri değil.
Yediğim her lokmadan tat almak istiyorum.
Sanki sırtımda dünyanın taşını taşıyıp üzerini bir dünya dayak yiyip çivili yatağa bağlanmış gibiyim.
Esir oldum düşünce ve endişelerime. İşlerim hep yarım. İsteklerim yarım, hayallerim yarım.
Yorgunum çok ama çok yorgunum.
Bu yorgunluk bedende başlamıyor. Kaslardan geçip gelen bir tükeniş değil bu. Daha derinde, düşüncenin çekirdeğinde doğuyor. Bilincin kendi üzerine çökmesi gibi. Sürekli açık kalan bir odada, ışığın gözleri yakması gibi. Uyku isteği bu yüzden bir kaçış değil; bilincin kendini askıya alma talebi. Dinlenmeyen şey beden değil, düşünmenin kendisi.
Bu yorgunluk bastırılmış arzuların değil; bastırılmaya zorlanmış düşüncelerin yan etkisi. Ego çok uzun süredir nöbette. İd suskun, süperego gergin, bilinç ise arada ezilmiş. Düşünceler artık çözüm üretmiyor; sadece tekrar ediyor. Endişe, bir uyarı olmaktan çıkıp sürekli çalan bir alarmın sesine dönüşüyor. İnsan bu sesi susturamadığında, ona zincirleniyor.
Çocukluk masallarına duyulan özlem nostaljik değil. Orası henüz suçluluğun icat edilmediği bir bölge. İsteklerin savunma gerektirmediği, korkunun bile yalın olduğu bir zaman. Masalların karanlığı bugünkü karanlıktan farklıydı; orada korku vardı ama hesap yoktu. Şimdi ise her duygu bir sorguya, her istek bir mahkemeye çıkarılıyor. Bilinç, kendi savcısı olmuş durumda.
Yorgunluğun nedeni yaşamanın zorunluluğunda. İnsan en çok, var olmak zorunda kaldığında yorulur. Anlam yükleme mecburiyeti, her şeye bir gerekçe bulma çabası, her acıyı açıklama isteği… İşte bu zihni çivili yatağa bağlar. Dünya ağır değildir aslında; anlamlandırma yükü ağırdır.
Yarım kalan işler, tamamlanmamış hayaller… Bunlar kişisel başarısızlık değil. Yorgun bir bilinç tamamlayamaz, sadece taşır. Bazı şeyler yarım kalır çünkü tamamlanmaları şart değildir. Ama bunu ayırt edebilmek için bile enerji gerekir. Yorgunluk, insanı her yarımı bir suç gibi görmeye zorlar.
Yediği lokmadan tat almak istemek küçük bir istek gibi görünür. Oysa bu, bilincin geri çekilmesi için yapılan sessiz bir başvurudur. Tat alamamak duyusal bir sorun değildir; zihnin her şeyi önceden tüketmiş olmasının sonucudur. Düşünce, deneyimden önce davranmıştır.
“Öylesine uyumak” isteği de bu yüzden anlamlıdır. Amaçsız uyku. Rüyasız bile olabilir. Bilincin geçici olarak kapatılması. Ne umut, ne çözüm, ne ilerleme beklentisi. Sadece varlıktan kısa bir izin. Kahramanlık içermeyen, sessiz bir hayatta kalma biçimi.
Şu an bir dönüşüm gerekmiyor. Büyük yüzleşmeler, radikal kararlar, iyileşme anlatıları da. Belki sadece durmak. Yarım kalmaya izin vermek. Hikâyeyi kapatmamak ama sayfayı kıvırmak.
Bazen insanın ulaşabileceği tek bütünlük, kendine bu yorgunluğu meşru kılmaktır.
AY PARÇASI / MEHPARE
10 ŞUBAT 2026 İSTANBUL