0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
181
Okunma
NEDENSİZ
Bir uçtum, bir uçtum ki, çocuk gibiyim.
Hep içime bastırdığım bu yanıma izin vermeliyim
dedim ve izin verdim.
Olmuyor, olmaz demeyin; oluyor.
Coşkuluyum, bir huzur var ki içimde.
Bunu anlatamıyorum.
Havada yürüyor gibiyim,
ayaklarım yere değmiyor.
Yer çekimi yok sanki.
Uçuyorum.
Atmış gibiyim tüm sıkıntıları üzerimden.
Kafam çok rahat olmasa da
huzurluyum, nedensizce.
Toprağa kadar arkasından dimdik yürüdü.
Kitleler, hasretini çektiği her şeyin –dürüstlüğün, sadeliğin, temizliğin, ilkelliğin, tutarlılığın, karanlığın, uzlaşmazlığın, halkçılığın– simgesi olarak gördükleri adamla yan yana yürüdüler.
Onu bir zamanlar yapayalnız bırakmalarının özrünü dilercesine.
Onunla birlikte, simgelediği değerleri de toprağa verircesine.
Devlet dün liderini halka iade etti ve “Halkçı Ecevit” Karaoğlan olarak gitti.
Zonguldak Gelik’teki maden ocağında çalışan maden işçileri,
eski Başbakan Bülent Ecevit için gıyabi cenaze namazı kıldı.
Ankara’ya gelen maden işçileri ise başlarında baretleri ve “Halkçı Ecevit” sloganlarıyla
Kocatepe Camii’ndeki cenaze namazına katıldı.
Taş Kömürü İşletmesi’ne bağlı beyaz önlüklü, kasklı madenciler de alana kol kola girdiler.
Can Dündar’dan:
İşte böyle bir gündü bugün: Anlatılmaz, tarif edilemez bir gündü bugün.
Uzun zamandan beri siyasetten uzak kalmıştım mecburen.
Sade, duru hayatına geri dönmüştü mecburen.
Ben bugün hiçbir şey deyip konuşmak istemiyorum.
Anlatacak o kadar çok şey var ki, ama anlatamıyorum ve anlatması o kadar zor ki.
Yüreğim, bedenim, beynim, gözyaşlarım ilk kez bu kadar yakın,
ilk kez bir taraftaydılar.
İlk kez bu kadar da kararlıydılar.
Bana söylenecek tek kelime bırakmamışlardı ve adeta donup kalmıştım öylece ekrana baktım.
Çocukluğumun ve gençliğimin ilahı geçiyordu önümden.
Belki yaşantısında hak ettiğini bulamamıştı ama insanlar onu hak ettiği şekilde uğurluyorlardı.
Keşke görme şansı olsaydı, o anı görebilseydi keşke.
Sana uğurlar olsun, güle güle git.
Seni tanıdığım için kendimi şanslı hissediyorum.
GENÇLİK BİR KADEH ŞARAPMIŞ
Bugün bir kez daha dolandım gençliğimin dolaylarında.
Ona bir kez daha merhaba dedim gülümseyerek.
Ben onu hemen tanımıştım da, acaba o beni görmüşse eğer tanımış mıydı?
Bana bakıyordu; ince uzun, dik kafalı, kendini beğenmiş bakışlarıyla.
Hiç değişmemiş, hiçbir şeyini değiştirmemişti.
Ayrıcalıklı, kendine güvenen, ürkek bir tavrı vardı.
Onun yakınlarındayken bütün bunların hiç farkında değildim.
Dün onu gördüm ve şöyle bir süzdüm, ona göz ucuyla baktım.
Hayal ve düş yan yanaydı ve de baş başa vermiş konuşuyorlardı.
Asla gerçekleşmeyen hayaller ve düşlerle çok samimiydiler.
İleriye bakmadan, elindekinin ne olduğuna görmeden, yaşadığı güzelliğin kıymetini bilmeden,
önemsiz bir paçavraymış gibi harcadığım gençliğimi gördüm.
Bilmiyorum, o beni gördü mü?
Görmüşse de tanımamıştır. Beyaz saçlar vardı sarı saçlar yerine.
Coşkulu bakışlar bir yerlere düşmüş aranıyordu.
Yüzünden gülümseme, dilinden eksik olmayan o kişi değildim artık.
Sanırım biraz da kilo aldım; ya tamam, epey bir kilo aldım.
Söyledim: “Ne oldu, mutlu oldun mu?”
Hâlâ daha kafam dik bakıyorum, gözlerim yorgun baksa da.
Umutlarım tam olarak silinmese de, her şey gölge arkasında kalmış olsa da.
Mihrabım hâlâ yerinde. Alımlılığım azalsa da hâlâ çalımlıyım.
Ama tanıyamazdı gene de, çünkü arada çok fark vardı.
Henüz yaşlılık kapıya gelmemiş olsa da çok da uzaklarda değildi ve yakınlardan göz kırpıyor bana.
Gençliğimi gördüğüme sevinmiştim de, yaşlılığımı görmek istediğimden hiç emin değilim.
Bütün bunlar Karaoğlan’ın geçişi sırasında olup bitmişti.
Onunla birlikte hak etmediğim gençliğimi bir kez daha görmüş, onunla birlikte de uğurluyordum.
Gençlik bir kadeh şarapmış gerçekten; içtik, bitti!
Gündüz Yavuz
11 Kasım 2006
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.