5
Yorum
19
Beğeni
5,0
Puan
330
Okunma

KARA LAMBA IŞIĞINDA
ANLATILAN HİKÂYELERDEN
Fevzi Emir Yılmaz
Zaman kara kıştı;
soğuk her yere hükmediyordu.
Anadolu’nun ücra bir köşesinde, adı sanı bilinmeyen bir köy… Yeryüzü beyaza bürünmüştü.
Arada bir esen fırtına ise hayatı çekilmez kılıyordu.
Manzara müthişti ama durum vahimdi.
Ve kahramanımız: Tilki.
Zeki ya arkadaş, bu işin böyle gitmeyeceğini şıp diye anlamıştı. Kara kışın uzun süreceği belliydi ona göre. Artık iyice acıkmıştı ve bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordu. Gerçi yattığı yerden de memnundu; sıcacık bir oyuk bulmuş, oraya yuva yapmıştı.
Ama açlık kendini iyice hissettirince, rahatını bozmaya karar verdi. Ormanın derinliklerinden çıkıp yüksekçe bir yere tırmandı ve etrafı kolaçan etmeye başladı.
Mutlaka bir av bulmalıydı, yoksa hayatta kalması mümkün değildi.
Kuşları gördü; içi gitti ama onları avlaması imkânsızdı. Hafif buz tutmuş derenin kenarından geçerken sudaki balıkları fark etti; iştahı kabardı, fakat onları da yakalayamazdı.
Biraz daha ilerleyip bir kayalığın üzerine çıktı. Tam o sırada, derenin karşı yamacında yükselen bir duman gördü. Gözleri birden parladı.
“Duman varsa ev de vardır; ev varsa insan, insan varsa hayvan… hayvan varsa tavuk da vardır,” diye geçirdi içinden.
Salyaları akmaya başlamıştı bile.
Vakit kaybetmeden dumanın tüttüğü yere doğru ilerledi. Yaklaşınca, tahmin ettiği gibi, kocaman bir ev, yanında bir ahır ve bir de kümes gördü. Bu manzara karşısında sevinçten havalara uçuyordu adeta.
Hemen vaziyet alıp sinsice kümese doğru süzüldü. Ortalık sakindi. İçeriden gelen horoz ve tavuk sesleri aklını başından alıyordu. Artık kümese iki kuyruk uzaklığındaydı. Bir yandan kapıya yaklaşırken, bir yandan da kaç tavuk götürebileceğinin hesabını yapıyordu.
Etrafı son kez kolaçan edip içeri dalacağı sırada, evin köpeği Karabaş, tilkiyi tam ensesinden yakaladı. Oy vay diyene kadar yerden yere vurup hallaç pamuğuna çevirdi tilkiyi.
Gürültüyü duyan ev sahibi dışarı çıktı, manzarayı görünce Karabaş’ı sevip okşadı. Yerde yatan tilkiyi de,
“Ölmüştür bu zaten, buralarda kokmasın,” diyerek sürükleye sürükleye ormanın kenarına attı.
Aradan birkaç saat geçti.
Neye uğradığını şaşıran tilki kendine geldi. Durumu berbattı: postu delinmiş, birkaç kemiği kırılmıştı. Başladı hayıflanmaya:
“Dumanı gördün, ev var diye düşündün; evi gördün, insan var diye düşündün. İnsan varsa hayvan, hayvan varsa tavuk var diye düşündün…
Peki ya köpek?
Bu evin bir köpeği olabileceğini nasıl düşünemedin!”
diyerek kafasını ağaçlara vura vura oracıkta can verdi.
KISSADAN HİSSE
İnsan çoğu zaman hayatı planladığını, her ihtimali hesapladığını zanneder.
Önünü görür, yolunu çizer, riskleri tartar, kazancı hesaplar.
Ama bazen en küçük ayrıntıyı gözden kaçırır.
İşte bütün planlar, tam da bu unutulan küçük ayrıntıda bozulur.
Günümüzde insanlar çoğu zaman:
Bir işe girerken sadece kazancı düşünür, riskini hesaba katmaz.
Bir ilişkiye başlarken sadece sevgiyi görür, sorumluluğu unutur.
Bir adım atarken sadece fırsatı görür, bedelini düşünmez.
Bir söz söylerken sadece rahatlamayı ister, sonucunu hesap etmez.
Sonra bir anda, hiç beklenmeyen bir “köpek” çıkar karşılarına.
Bazen bu bir insan olur, bazen bir olay, bazen de hayatın sert bir tokadı…
Ve insan, tilki gibi kendi kendine kalır:
“Her şeyi düşündüm sandım ama en önemli ihtimali düşünemedim.”
Bu yüzden insan, karar verirken sadece istediğini değil,
aynı zamanda olabilecekleri de hesaba katmalıdır.
Çünkü hayatta çoğu zaman insanı yıkan,
büyük hatalar değil,
Küçük ihmaller olur.
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.