Fazla yüz bulan, her dediğini yaptıran aşk bezginlik verir; (ovidius)
D Dinç
D Dinç
VİP ÜYE

YAKINLIĞIN KUTSAL İSTİLASI UZAKLIĞIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

Yorum

YAKINLIĞIN KUTSAL İSTİLASI UZAKLIĞIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

( 13 kişi )

10

Yorum

27

Beğeni

5,0

Puan

487

Okunma

YAKINLIĞIN KUTSAL İSTİLASI UZAKLIĞIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

YAKINLIĞIN KUTSAL İSTİLASI UZAKLIĞIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ



Gecenin zifiri karanlığında, denizin kıyıya her vuruşu bir veda gibi yankılanıyordu. Aras, yirmi yıl sonra doğduğu evin eşiğinden geçtiğinde, zamanın geniz yakan kokusunu duydu: rutubet, tozlu kitaplar ve yaşanmamışlıklar. Salonun köşesinde, babası o eski koltuğunda oturuyordu. Aras, yaşlı adamın hırıltılı nefes alışını duyabilecek kadar yakınındaydı; aralarında sadece iki adımlık bir boşluk vardı. Ama o an, yedi bin kilometre uzaktaki okyanus ötesinde olduğu günlerden çok daha yalnızdı. Babası kafasını yavaşça kaldırdı, gözlerindeki fer sönmüştü. Emekli subay olan adam;
"Geldin mi?" diye fısıldadı sesi titreyerek.
Aras, bir adım bile atamadan olduğu yerde çivilenmişti. "Geldim baba."
"Uzaklardayken her gün sesini duyardım Aras," dedi yaşlı adam, kederli bir gülümsemeyle. "Telefonda soluğun bile evimin içindeydi. Şimdi buradasın, yanımdasın... Ama neden dokunamıyorum ruhuna? Neden aramızdaki bu iki adımlık yol, okyanustan daha derin?"
Aras yutkundu, boğazındaki o yumru büyüyecek bir yer arıyordu. "Çünkü baba," dedi sesi kırılarak, "yakınlık bazen insanın aynası oluyor. Sana yaklaştıkça, senden kaçtığım o çocukluğumu görüyorum. Uzaktayken özlediğim sendin; yakındayken korktuğum ise kendim."
Okyanus varken özlem bir köprüydü; şimdi ise aynı odanın içinde iki yabancı kıta gibiydiler. Yakınlık, aralarına soğuk ve aşılmaz bir buzdan duvar örmüştü. Tenleri birbirine değse, ruhları üşüyecekti. İnsan ruhunun en kanatan ironisi budur: Mesafeler bizi birbirimize bağlayan ipek iplikler dokurken, temas bazen o iplikleri birer darağacına dönüştürür.
Aşkın ilk evrelerinde, uzaktaki sevgili bir ilah gibidir; kusursuz, dokunulmaz ve her an taze. Arzu, o aradaki boşluğu hayallerle doldurur. Ancak ne zaman ki "yakınlık" dediğimiz o ağır örtü üzerimize çöker, büyü bozulur. İnsan, sevdiğinin kusurlarını gördükçe aslında kendi eksiklikleriyle yüzleşir. Aynı evin içinde, aynı sessizliğe hapsolmuş çiftler, birbirlerinin varlığını artık hissetmez olurlar. Yan yana uyurken bile aralarındaki o görünmez uçuruma düşerler. Friedrich Nietzsche’nin o sarsıcı uyarısı kulaklarda çınlar: “Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için; bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için. “Çünkü insan, ancak elinden kayıp gidenin kıymetini anlar. Yanımızdakini "çantada keklik" sandığımız an, onu ruhumuzda öldürmeye başlarız. Yakınlaştıkça birbirimizi tüketir, aşkın o kutsal ateşi yerine birbirimizin küllerini savururuz.
Aile, dünyanın en güvenli limanı gibi görünse de, bazen fırtınanın tam merkezidir. Evlatlar büyüdükçe, ebeveynlerinin gölgesi altında nefes alamaz hale gelirler. Yakınlık, bir sevgi gösterisi değil, bir zincir gibi hissedilmeye başlanır. O masada yenen sessiz yemekler, her lokmada büyüyen bir öfkenin habercisidir. Tartışmalar çıkar çünkü en çok sevdiklerimiz, canımızı en derin yerden yakmayı bilenlerdir. Yakınlaştıkça sınırlar ihlal edilir, her müdahale bir özgürlük savaşına döner. Oysa o evlat, gurbetin soğuk bağrına düştüğünde, o "boğucu" dediği evin kokusu burnunda tüter. Araya giren mesafeler, kırılan kalpleri onaran sessiz birer hekim gibi çalışır. Halil Cibran’ın o unutulmaz dizesi, bu acı verici ayrılığın kutsallığını fısıldar: "Sizler yaylarsınız, çocuklarınız ise sizden çok ileriye atılmış canlı oklar. "Okun hedefe varması için yaydan kopması, canının yanması ve o boşlukta süzülmesi gerekir. Ayrılık, ailenin gerçek anlamını keşfettiği o ıssız tarladır. Uzaklık, sevgiyi saflaştırır.
Dostluklar da mesafeyle sınanır. Her gün yüz yüze bakan dostlar, bir süre sonra birbirlerinin aynasında kendi çirkinliklerini görmeye başlarlar. Günlük hayatın küçük hesapları, o yüce dostluk duygusunu kemirir. Ama araya üniversite yılları, farklı şehirler girdiğinde; o dostluk gökyüzündeki bir yıldız gibi parlamaya başlar. Sürekli aranan, sesi özlenen, anıları kutsanan bir hazineye dönüşür.
Devletler bile bu trajediden kaçamaz. Sınır komşuları toprak için, su için, tarih için birbirinin kanını dökerken; dünyanın öteki ucundaki yabancılarla en "sıcak" müttefiklikler kurulur. Yakınlık sürtünmeyi, sürtünme ise yangını doğurur. Arthur Schopenhauer’ın "Kirpi İkilemi" insanlığın en çıplak özetidir: Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi, donmamak için birbirine sokuldu. Ancak okları birbirine batınca, yeniden ayrıldılar. Isınmak isterken birbirimizi delik deşik ederiz. Bu yüzden kaçarız, bu yüzden hep bir parça uzağı özleriz. Soru hala orada, bir hançer gibi kalbimizde duruyor: İnsan neden yakınken bu kadar acımasızca uzaklaşır? Belki de her insan, kendi içinde keşfedilmemiş bir kıtadır ve fazla yakınlaşmak, o kıtanın mahremiyetini istila etmektir. Birini tamamen tanıdığımızı sandığımız an, onu bir eşyaya dönüştürürüz. Gizem biterse, ruh çekilir. Victor Hugo’nun dediği gibi: “Gözler yaşarmadıkça gönülde gökkuşağı oluşmaz. “Mesafe gözyaşını ve hasreti doğurur; hasret ise ruhun o muazzam gökkuşağını yeniden gökyüzüne asar. Yakınlıkta sadece gri bir sis vardır; uzaklıkta ise her renk kendi dilini konuşur.
Ruhlarımızın hayatta kalabilmesi için birbirimizle aramızda boşluklara, sessizliklere ve kutsal mesafelere ihtiyacımız var. Bir piramidin sütunları gibi; çatıyı beraber taşımalıyız ama asla birbirimize dokunmamalıyız. Hakiki yakınlık, iki tenin buluşması değil, iki yalnızlığın birbirinin varlığına duyduğu derin saygıdır. Rainer Maria Rilke’nin vasiyetiyle bitirelim: “Aşk, iki yalnızlığın birbirini koruması, birbirine dokunması ve birbirini selamlamasıdır."
Unutmayın; bazen birine verebileceğiniz en büyük sevgi, ondan biraz uzak durmaktır. Çünkü en güzel şarkılar, notaların arasındaki sessizliklerde gizlidir.
Aşk ile eyvallah…
Derya Deniz DİNÇ

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (13)

5.0

100% (13)

Yakınlığın kutsal istilası uzaklığın iyileştirici gücü Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Yakınlığın kutsal istilası uzaklığın iyileştirici gücü yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
YAKINLIĞIN KUTSAL İSTİLASI UZAKLIĞIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Etkili Yorum
İBRAHİM YILMAZ
İBRAHİM YILMAZ, @ibrahimyilmaz1
11.2.2026 20:22:22
Merhaaba Derya Deniz öğretmenim,
denemenizde tema olarak aldığınız durumlarla benzer ne kadar çok yaşanmışlıklarım vardır, anlatsam hadi roman demeyeyim de onlarca öykü çıkar ortaya.
konuyu o kadar etraflıca ve akıcı anlatıyorsunuz ki, yaşanmışlıklarım film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden. Karşılaşınca anlatamamanın temelinde ezilmişlik, köylülük kültürü de var kanımca. örneğim babamla, ikisi öğretmen olan özellikle büyük dayımla konuşmakta zorluk yaşardım.
doğdum topraklarda babaların çocuklarını kucaklarına alıp sevmesi, yine büyüklerin yanında eşler arasında fiziksel temas ayıp karşılanırdı. gelenek ve görenekler kolay değişmiyor. şimdilerde durum değişti şükür... fakat baba-ata sevgisiz büyüdük. dede ve ninelerin tenzih ederim.
neyse ben asıl yazmak istediklerime döneyim. bilgi birikiminiz adınızla özdeşleşmiş. denizler, deryaların enginliğine eş bilgi düzeyiniz kelime dağarınız zengin. inanın size yazmak için klavyenin başına geçerken garip bir heyecan duyuyorum. hoş şeyler yazayım derken bizim oraların deyişiyle baltayı taşa vurmak var. ve size karşı hissettiklerimi anlatamamanın tedirginliğini sinirlerimin en uçlarında hissediyorum. duygularımı anlatmaya kelimem haznem yetersiz kalıyor.
okuyucu okuduğu eserlerde yazarlarda konuştuğunun bilincindedir elbette. Balzack'ı, stendali, Flaybergi, Hugoyu, almanlardan hesseyi, Götheyi, Sweig', Remorkayı, Tolstoyu, Gorkiyi, şolohovu, pasternak, E.A Po, markuez'İ (orijinal adlarıyla yazmadığım için affola) bizden Kemaller, karay; daha nicelerini okurkun büyük yazarlarla sohbet ettiğimi hissederim. roman kahramanlarıyla bütünleşirim... ve sizi de okurken bir başarılı yerli yazarla konuştuğumu hissediyorum. o bağlamda heyecanım artıyor. Bilin isterim. sakın yazma duygumu tatmin ediyor demeyin yazdıklarıma bakarak.
Selam ve sevgiyle esen kalın.
Dünya Yükünün Hamalı
Dünya Yükünün Hamalı, @dunyayukununhamali
11.2.2026 18:37:40
5 puan verdi
“Yakınlığın Kutsal İstilası, Uzaklığın İyileştirici Gücü” başlığı daha ilk anda yazarımızın metnin omurgasını inşasını ele veriyor: Sevginin hem şifa hem yara olabilen çift yönlü doğası. Metinde, Aras ile babası arasındaki iki adımlık mesafeyi okyanus derinliğinde bir yalnızlığa dönüştürerek çok güçlü bir açılış yapıyorsunuz. Fiziksel yakınlık ile ruhsal uzaklık arasındaki gerilim, anlatınızın en çarpıcı damarını oluşturmuş.

Özellikle şu cümle metninizin kalbini temsil ediyor:
“Uzaktayken özlediğim sendin; yakındayken korktuğum ise kendim.”
Bu ifadenizle, yazınızın felsefi derinliğini taşıyan anahtar cümle niteliğinde. Çünkü metniniz aslında bir baba-oğul hikâyesinden çok, insanın kendi iç kaçışlarıyla yüzleşmesini anlatıyor. Yakınlık kurarak burada bir ayna; insanı sevdiğinden çok kendisiyle karşılaştıran bir ayna konumlandırmanız anlamlı olmuş.

Metninizde dikkat çeken bir diğer güç, düşünsel referansların (Nietzsche, Cibran, Schopenhauer, Rilke, Hugo) metne yediriliş biçimi derinlik kazandırmış. Bu isimler süs olarak değil, metninizin düşünce akışını destekleyen sütunlar gibi duruyor. Özellikle “Kirpi İkilemi” vurgusu, yazınızın ana metaforunu berraklaştırmış: Isınmak isterken yaralamak…

Aile, aşk, dostluk ve hatta devletler üzerinden genişleyen perspektifiniz, metninizi bireysel bir dramdan evrensel bir insanlık durumuna taşıyor. Bu genişleme başarılı; fakat yer yer yoğun metafor kullanımı metninizi ağırlaştırıyor. Bazı bölümlerde imgeler o kadar üst üste biniyor ki, okur nefes almak için durmak zorunda kalıyor. Bu bilinçli bir tercihiniz olabilir; ancak birkaç yerde sadeleştirme, metninizin etkisini azaltmak yerine güçlendirebilir.

En etkileyici yanlardan biri de “mesafe”nin bir kopuş değil, bir arınma alanı olarak sunulması. Uzaklık burada bir kayıp değil; sevginin saflaşma laboratuvarı. Bu bakış açınız hem romantik hem gerçekçi derinlik veriyor.

Son paragraf ise metninizi çok zarif bir şekilde tamamlıyor:
“En güzel şarkılar, notaların arasındaki sessizliklerde gizlidir.”
Bu cümleniz, bütün yazının özeti gibi. Yakınlık notaysa, uzaklık o notayı anlamlı kılan sessizliktir.

Metniniz; edebi dili güçlü, metaforik yoğunluğu yüksek, felsefi altyapısı sağlam bir deneme. Okurunuzu hem duygusal hem düşünsel olarak yakalıyor. Biraz daha sadeleşirse daha geniş bir okur kitlesine ulaşabilir; ancak mevcut haliyle derinlik arayan okur için oldukça doyurucu.

Aşk ile eyvallah…

Dünya Yükünün Hamalı tarafından 11.2.2026 20:03:09 zamanında düzenlenmiştir.
yön
yön, @yon
11.2.2026 12:43:37
5 puan verdi
Yüreğinize emeğinize sağlık
tebrik ederim değerli hocam,
Kaleminiz kavi duygunuz,
daım ve kaim olsunsaygılar sevgiler
nejat hoca
nejat hoca, @nejathoca
11.2.2026 09:34:39
5 puan verdi
Bu denemeniz, insan ruhunun en derin çatışmalarını ve en zarif dengelerini dile getiriyor: yakınlığın kutsal istilasıyla kalbin coşkusunu, uzaklığın iyileştirici gücüyle ruhun dinginliğini… Her bölüm, hem bir içsel yolculuğun hem de evrensel bir hakikatin kapısını aralıyor.

Kaleminize tebrikler! Böylesine güçlü bir başlıkla, okuyucuyu hem içsel bir sorguya hem de şifa dolu bir kabullenişe davet ediyorsunuz. denemeniz, yakınlığın sarhoş edici yoğunluğunu ve uzaklığın merhem gibi serinleten dinginliğini aynı anda hissettiren nadir bir eser.

Bu kutlama, denemenizin yalnızca bir metin değil, bir manevî deneyim olduğunu vurgulamak içindir. Okuyan herkes, kendi hayatında yakınlık ve uzaklık arasındaki kutsal dengeyi yeniden düşünmeye davet ediliyor.
AHMET ACAR
AHMET ACAR, @ahmetacar
10.2.2026 22:28:38
5 puan verdi
Güzel kalemiz hep daim ilhamınız bol olsun ömrünüze bereket
Alkışlarımla tebrik ediyorum saygılarımla.
Etkili Yorum
Orhan Gülaçar
Orhan Gülaçar, @egemavi
10.2.2026 22:08:59
5 puan verdi


Ne kadar doğru... Schopenhauer'ın kirpi ikilemi gibi, ısınmak için birbirimize sokulup dikenlerimizle birbirimizi kanatıyoruz.
Bu yazıda aşkta, ailede, dostlukta bu acı gerçeğin ne kadar derine işlediğini görmek . Özellikle baba-oğul arasındaki o iki adımlık mesafenin, okyanustan daha derin olması Belki de gerçek sevgi, Rilke'nin dediği gibi, 'iki yalnızlığın birbirini korumasıdır.' Yakınlığın tuzağına düşmeden, birbirimizin yalnızlığına saygı duyabildiğimiz o kutsal mesafeyi bulabilmek dileğiyle...

Kaleminize sağlık Deniz Hocam
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
10.2.2026 21:42:11
Bazen birine verebileceğiniz en büyük sevgi, ondan biraz uzak durmaktır. Çünkü en güzel şarkılar, notaların arasındaki sessizliklerde gizlidir.
Herkesin ruhuyla soyunabileceği, gönlüyle muhabbet edebileceği, sakinleşebileceği alanı olmalıdır.

Kutluyorum bu güzel yazı için. Kaleminizin gücü eksilmesin. Zevkle okudum. Hoşça ve bol esinle kalın.
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
10.2.2026 21:33:04
Bu metin, insanın en derin yaralarından birini –yakınlığın zehir gibi acıtan, uzaklığın ise merhem gibi yatıştıran doğasını– neredeyse cerrahi bir hassasiyetle kesip biçiyor. Ama aynı zamanda çok tehlikeli bir romantizm taşıyor; sanki mesafe her zaman şifacı, temas ise her zaman işkenceciymiş gibi.
Hayır.
Yakınlık kutsal bir istila olabilir, evet; ama o istilayı kutsallaştıran da, lanetleyen de aynı şey: karşımızdakinin kusurunu kabul etme cesaretimiz ya da korkaklığımız.
Schopenhauer’ın kirpileri diken batınca ayrılıyorlar, doğru. Ama senaryonun eksik kalan kısmı şu: bazı kirpiler dikenlerine rağmen birbirine biraz daha sokulmayı öğreniyor. Kanıyorlar, evet; ama o kanın içinde bir ısınma, bir bağ oluşuyor. Tamamen ayrılıp donarak ölenler de var, birbirini delik deşik edip yine de yan yana kalanlar da. İnsan ilişkisinin trajedisi burada değil mi zaten? Ne tam birleşme mümkün, ne tam ayrılık sağlıklı.
Metindeki baba-oğul sahnesi muazzam vurucu; ama asıl soru şu: Aras neden o iki adımlık mesafeyi aşamıyor? Çünkü aşarsa, babasının sadece “emekli subay” olmadığını, aynı zamanda korkak, kırılmış, yalnız ve kendisine bile yabancı bir adam olduğunu kabul etmek zorunda kalacak. Yakınlık, öteki’ni idealize edilmiş halinden çıkarıp çıplak gerçeğiyle karşımıza koyar. Ve çoğu insan o çıplaklıkla baş edemez. Kaçar. Uzaklaşır. Sonra da “mesafe iyileştiriyor” diye teselli bulur.
Ama iyileşen şey sevgi midir, yoksa yüzleşmekten kaçış mı?
Rilke’nin “iki yalnızlığın birbirini koruması” sözü çok güzel; fakat unutulmasın ki Rilke bunu söylerken kendisi de yalnızlığın içinde eriyordu. O cümle bir ideal, bir dua; gerçekleşmiş bir gerçeklik değil. Gerçek hayatta iki yalnızlık birbirine yaklaştığında genellikle ya biri diğerini yutar ya da ikisi de birbirinden kaçarak daha da yalnızlaşır.
En acı veren kısım şu son cümle: “Bazen birine verebileceğiniz en büyük sevgi, ondan biraz uzak durmaktır.”
Bu cümle doğru olabilir; ama aynı zamanda çok kolay bir kaçış kapısıdır. Çünkü “uzak durmak” çoğu zaman “sevmekten vazgeçmek” ile “sevmeyi sürdürmek ama sorumluluk almamak” arasındaki ince çizgide dans eder. Gerçekten seven insan, diken batsa da, kanasa da, arada sırada o acıyı göze alarak yaklaşmayı dener. Tamamen vazgeçmez. Tamamen de yapışmaz. Ne kirpi gibi tamamen ayrılır, ne de aptalca kendini parçalatır.
Metnin şiirselliği büyüleyici, dili hançer gibi keskin. Ama altında yatan felsefe biraz fazla konforlu bir karamsarlık: “Yakınlık zehirdir, mesafe şifadır” diyor ve okuyucuyu o zehirden korumak istercesine uzaklaştırıyor.
Ben diyorum ki: Zehir de şifa da aynı şişede.
Yakınlık yaralar, evet.
Ama o yara iyileşmezse insan da iyileşmez.
Ve belki de en büyük aşk, en derin aile bağı, en hakiki dostluk; dikenlerin battığı yerde kanayarak da olsa, “yine de buradayım” diyebilmektir.
Gerisi, güzel yazılmış bir mazeret.
Aşk ile eyvallah… ama bu defa biraz kanayarak.
Sayenizde bir Kitap daha okudum. Teşekkür eder saygı, selam ve sevgi bırakıyorum.
Etkili Yorum
Kul Yorgun
Kul Yorgun, @kulyorgun
10.2.2026 21:21:52
5 puan verdi
Deniz Hocam

Bu yazınızı okurken sanki birinin elinden tutup, yavaş yavaş kendi içime, en saklı köşelerime doğru yürütüldüm. Her cümlede bir yerim sızladı, ama aynı zamanda ferahladım da. Çünkü yıllardır hissettiğim ama adını koyamadığım o tuhaf gerçeği, bu kadar çıplak, bu kadar zarif ve bu kadar acımasızca dökmüşsünüz önümüze.

“Yakınlık bazen insanın aynası oluyor” cümlesi…
İşte tam oraya saplanıp kaldım.
Çünkü hakikaten öyle: Uzakken kusursuz olan insan, yaklaştıkça kusurlarıyla değil, bizim kendi yaralarımızla yüzleştiriyor bizi. O aynada gördüğümüz şey aslında sevdiğimiz değil, kendimizin eksik, yarım, korkak halleri. Ve o görüntü dayanılmaz olunca, kaçış başlıyor. Ama bu kaçış, fiziksel mesafeden çok daha önce ruhsal mesafede başlıyor.

Kirpi ikilemini yeniden hatırlatmanız, Schopenhauer’ın o soğuk ama çok doğru teşhisini bu kadar içten bir anlatımla yeniden canlandırmanız… teşekkür ederim.
Çünkü çoğumuz farkında olmadan yıllardır o kirpiler gibi yaşıyoruz:
Isınmak istiyoruz, birbirimize sokuluyoruz,
sonra canımız yanıyor,
sonra geri çekiliyoruz,
sonra özlüyoruz,
ve döngü böyle devam ediyor.

“En güzel şarkılar, notaların arasındaki sessizliklerde gizlidir” cümlesi ise yazının kalbine saplanmış bir hançer gibi duruyor.
Ne kadar doğru, ne kadar yakıcı.
Belki de en derin sevgiler, en çok susarak, en çok mesafe koyarak, en çok “dokunmayarak” korunuyor.

Rilke’nin o meşhur mektubunu alıntılayarak bitirmeniz…
İşte orada gözlerim doldu.
Çünkü iki yalnızlığın birbirini selamlaması, koruması, dokunmadan dokunması…
Bu, modern dünyanın unuttuğu en eski ve en kutsal aşk tanımı belki de.

Deniz Hanım,
bu metin sadece güzel yazılmış bir deneme değil.
Bir tür dua, bir tür itiraf, bir tür teselli.
Okuyanı hem yaralıyor hem sarıyor.
Hem ağlatıyor hem “tamam, yalnız değilmişim” dedirtiyor.

Kaleminize, yüreğinize, cesaretinize sağlık.
Böyle incelikle, böyle derinlikle yazmaya devam edin lütfen.
Çünkü bazı gerçekler ancak sizin gibi kalemlerin elinde hem kanatır hem iyileştirir.

Aşk ile eyvallah… size de.

Saygı ve minnetle,
Gazi Şahin
Kul Yorgun
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL