Fazla yüz bulan, her dediğini yaptıran aşk bezginlik verir; (ovidius)
D Dinç
D Dinç
VİP ÜYE

MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN

Yorum

MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN

( 17 kişi )

12

Yorum

27

Beğeni

5,0

Puan

517

Okunma

MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN

MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN


Gece kapkara bir tül gibi köyün üzerine çöktüğünde, Elif’in nasırlı elleri hâlâ hamur teknesindeydi. Gaz lambasının cılız ışığında, titreyen gölgesi duvarda devleşiyordu. Elif, henüz yirmi yaşındaydı ama gözlerindeki yorgunluk bin yıllık bir hikâyeyi fısıldıyordu. O akşam, kucağında ateşi yükselen evladıyla fırtınanın ortasında yalınayak kasabaya doğru koşarken, rüzgâr yüzünü bir kırbaç gibi dövüyordu. Ayakları taşa takılıp kanadığında sustu; canı yandığı için değil, durmaya hakkı olmadığı için... O gece Elif, "güçlü olmayı" seçmedi. O gece Elif, evladının nefesi kesilmesin diye güçlü olmaya mahkûm edildi. Gökyüzü delinircesine yağarken, kadının içindeki o sessiz çığlık, dünyanın en büyük ordusundan daha gürültülüydü. Çünkü o biliyordu ki; eğer o düşerse, kucağındaki dünya da düşecekti.
Virginia Woolf, o meşhur "kendine ait bir oda" özlemini haykırırken aslında bu evrensel aidiyetsizliğe parmak basıyordu: “Bir kadın olarak benim ülkem yok. Bir kadın olarak bir ülkem de yok. Bir kadın olarak bütün dünya benim ülkem.” Dünyanın hangi koordinatına giderseniz gidin, kadının hikâyesi hep aynı yerden kanar. Bizler, sabah uyandığında aynada kendine gülümseyen, sadece çiçekleri sulayıp şiir okumak isteyen ruhlar olarak doğarız. Hiçbir kız çocuğu, "Büyüyünce acıya karşı zırh kuşanacağım," hayaliyle büyümez. Ancak hayat, o pembe hayallerin üzerine gri bir perde çeker. Şartlar, bir mengene gibi ruhumuzu sıkıştırdığında, o narin çiçeklerin arasından çelikten bir irade fışkırır. Güçlü olmak, bizim için bir "tercih" değil, bir hayatta kalma refleksidir.
İnsanoğlu sanır ki acı sadece tüketir. Oysa kadın için acı, bir simyacının ateşi gibidir; ham ruhu eritir, saflaştırır ve onu yenilmez bir iradeye dönüştürür. Acı çektikçe, ruhumuzu hapseden o görünmez prangalarımızdan kurtuluruz. Çünkü kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir kadından daha özgür kimse yoktur. Acı, bizi dünyanın sahte nezaketlerinden arındırır ve en çıplak özümüzle karşılaştırır. Friedrich Nietzsche’nin o sarsıcı kehaneti, kadının her sabah yeniden yazdığı kaderinde yankılanır: “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.”
Köydeki Elif’in toprağı çapalarken döktüğü terle, bir gökdelenin kırkıncı katında projeler çizen mimar kadının zihnindeki fırtına aynı kökten beslenir. Mühendis kadın, sadece betonun mukavemetini ölçmez; o, erkek egemen şantiyelerde varlığını kabul ettirmek için kendi ruhunun direncinin test eder. Sanatçı kadın, fırçasını tuvale sürerken aslında içindeki o dinmeyen ağrıyı renklerle susturmaya çalışır. Doktor kadın, bir hayatı kurtarırken aslında her gün kendi parçalanmış umutlarını diker.
Peki ya savaşın ortasındaki kadın? Yıkılmış bir kentin molozları arasında, elinde bir parça ekmekle çocuklarını korumaya çalışan o anne... O, gücü bir madalya gibi göğsünde taşımaz; o gücü bir siper gibi üzerine giyer. İstismara uğramış, ruhu ve bedeni örselenmiş bir kadının ayağa kalkıp "Ben buradayım!" demesi, dünyanın en büyük devrimidir. O kadın için güçlü olmak, karanlığın ortasında kendi güneşini doğurmaktır. Simone de Beauvoir’ın dediği gibi: “Kadın doğulmaz, kadın olunur.” Bizler, her bir yaramızın kabuğundan yeni bir zırh örerek o "güçlü kadın" kimliğine itiliriz.
Tarih kitapları kahraman erkekleri anlatadursun, sokakların tozunu yutanlar hep kadınlardı. İngiltere’de Emmeline Pankhurst ve arkadaşlarının "açlık grevleri" ile kazandığı haklar, sadece bir kâğıt parçası değildi; o, kadının "ben de varım" haykırışıydı. Amerika’da siyahi Rosa Parks’ın o otobüs koltuğunda otururken gösterdiği direnç, sadece bir ırkın değil, bir cinsiyetin de zincirlerini kırma girişimiydi. Bugün İran’da, Afganistan’da ve dünyanın dört bir yanında saçının bir teli ya da özgür bir kelimesi için bedel ödeyen kadınlar, bize özgürlüğün ancak acıyla harmanlandığında kalıcı olduğunu hatırlatıyor. Victor Hugo’nun sözü kulaklarımızda çınlıyor: “Hiçbir ordu, zamanı gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir.” Ve o fikir, bugün kadının artık susmayacağıdır.
Lev Tolstoy, “Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele, her zaman yepyenidir,” derken belki de bu tükenmez dirence işaret ediyordu. Ancak bu yenilik, bir keşif heyecanından ziyade, her gün yeniden doğmak zorunda kalmanın getirdiği bir hayatta kalma stratejisidir. Oscar Wilde ise şöyle bir saptama yapar: “Kadınlar sevilmek için yaratılmıştır, anlaşılmak için değil.” Oysa biz anlaşılmayı hiç beklemedik; biz sadece yaşatılmayı, saygı duyulmayı ve kendi rengimizde var olmayı istedik. Kimse anlamasa da biz, kendi sessizliğimizde koca bir evren kurduk.
Sonuç olarak; biz kadınlar güçlü olmayı bir hobi olarak seçmedik. Biz, sabahları bir fincan kahve eşliğinde huzurla camdan bakmayı, sadece bir çiçeğin soluşuna üzülmeyi, yük taşımayan narin omuzlara sahip olmayı isterdik. Ama dünya bize bu lüksü tanımadı. Bizi ateşin içine attılar, biz de o ateşten bir Anka kuşu gibi doğduk. Maya Angelou’nun dediği gibi: “Ben bir kadınım. Olağanüstü. Olağanüstü kadın, o benim.”
Kadınların ellerindeki nasır, yüreklerindeki yara ve gözlerindeki o çelik bakış; bir tercihin değil, bir zorunluluğun eseridir. Biz güçlü olmak zorunda kaldık çünkü zayıf olma hakkımız elimizden alındı. Biz, dünyayı omuzlarımızda taşıyoruz çünkü kimse bize "dinlenebilirsin" demedi. Ve kadın, ancak acının içinde piştiğinde gerçekten özgürleşir. Çünkü artık biliyordur ki; onu yıkabilecek bir rüzgâr henüz yeryüzünde esmemiştir.
Diğer tüm hemcinslerim gibi ben de şu sözü duydum ömrüm boyunca: “Ne kadar güçlüsünüz Deniz Hanım...” Bunu bana her kim söylerse söylesin garip bir nazar eylerim yüzüne. Ne demeye çalışıyor acaba diye... Güçlü olmak nedir? Hayatta kalmayı başarmak mıdır yoksa hak ve özgürlüğün için verdiğin mücadelede dik durmak mıdır? Yapmayın, bu cümleyi hiçbir kadına söylemeyin istirham ediyorum. Zira bu gezegende var olan hiçbir kadın güçlü olmayı seçmiyor, güçlü olmak zorunda kalıyor.
Anladım seni, diyecek seslerin çoğalması dileği ile…
Aşk ile eyvallah…
Derya Deniz DİNÇ

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (17)

5.0

100% (17)

Mecburiyetin doğurduğu anka: kadın Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Mecburiyetin doğurduğu anka: kadın yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Dünya Yükünün Hamalı
Dünya Yükünün Hamalı, @dunyayukununhamali
10.2.2026 00:31:17
5 puan verdi
Okurken defalarca durup nefes aldım.
Bu bir metin değil; zorunlulukla yoğrulmuş bir hakikat yürüyüşü.
“Güçlü kadın” övgüsünün ardındaki sessiz adaletsizliği bu kadar sahici, bu kadar incitmeden açabilmek büyük bir feraset.
Elif’in ayak izlerinde, Virginia Woolf’un cümlelerinde, bugün hâlâ direnen kadınların bakışında aynı mecburiyetin yankısını duydum.
Gücün bir tercih değil, bir yük olduğuna dair bu hatırlatma çok kıymetli.
Anladım seni… ve keşke bu sesi duyanların sayısı artsa.
Kalemine sağlık. Aşk ile eyvallah.
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
10.2.2026 21:53:26
Üniversitede öğrenciyken, çok felsefi eser okuyan bir abla vardı üst sınıflardan demişti ki;
“Ben haklı ve güçlü olmak değil anlaşılmak istiyorum” Ben aile geleneğinde kadının güçlü olduğu bir çevrede büyüdüğüm için o zaman biraz garip gelmişti. Ama yaşam boyu ciddi sorumluluklar taşımak durumunda kalan ben de zaman zaman güçlü olmasam da mutlu olmayı tercih edeceğimi düşündüğüm zamanlar olmuştur.
Çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuş kutluyorum.
Gönül telleriniz sağlam, kaleminiz güçlü olsun….Sevgi ve selamla…
İBRAHİM YILMAZ
İBRAHİM YILMAZ, @ibrahimyilmaz1
10.2.2026 19:54:56
merhaba Derya Deniz öğretmenim,
kapsamlı bir çalışma ve emek harcayarak kaleme aldığınız özde kadın ve de insana ait bir manifesto bu. yaşamın gerçeklerini haykıran...
evet şapka çıkarılacak düzeyde bir metne imza atmak ancak yaşamın acı-hatlı nice evrelerini bire bir yaşamanın kazandırdığı incileri biriktirebilme olgunluğuna erişmişlerin işi. kutlarım sizi. saymadım fikirlerinizi kalıcı kılmak, dal budak salmasını sağlamak için alıntıladığınız kaç yazar ve düşünürden özdeyişlerinin çokluğunu.
ve duyarlı bir yüreğin yılmaz mücadelesinin anlatıldığı bu özgün deneme-makalenin binlere ulaşabilmesi ne güzel olur.
çok güzel meslektaşlarım oldu. keşke sizinle yollarımız bir okul salonunda kesişseydi. sizden ne makbul bilgiler alır, karşılıklı kitap değişimi yapabilirdik. Ben 18 yaşımda çiçeği burnunda bir öğretmen olarak göreve başlarken siz dünyaya henüz merhaba demişsiniz. bu ortamda bile sizi okumak güzel.
başınızı ağrıtmayayım. her şey gönlünüzce olsun.
Nafiz Karak
Nafiz Karak, @nafizkarak
10.2.2026 12:54:19
5 puan verdi

İçten Bir Merhaba güne Deniz Hanım..
Yazınız zaten oldukça etkileyici ve yoğun bir anlatıma sahip; kadınların "güçlü" oluşunun bir tercih değil, zorunluluk olduğunu çarpıcı bir dille anlatıyor.
Gece köyün üzerine çöktüğünde Elif’in elleri hâlâ hamur teknesindeydi.

Yirmi yaşında ama gözleri bin yıllık yorgunluk taşıyordu. Fırtınada kucağındaki hasta çocuğuyla kasabaya koşarken, ayakları kanasa da durmadı; çünkü durursa dünya duracaktı.Kadın güçlü olmayı seçmez, güçlü olmaya mahkûm edilir.

Acı bizi saflaştırır, prangalardan kurtarır. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan kadından özgür kimse yoktur. Nietzsche’nin dediği gibi: “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.”Köydeki Elif’ten gökdelenlerde proje çizen mimara, molozlar arasında çocuklarını koruyan anneye kadar her kadının gücü aynı yerden doğar: zorunluluktan.

Güçlü olmak hobi değil, hayatta kalma refleksidir.“Ne kadar güçlüsünüz” demeyin bize.

Güçlü olmayı seçmiyoruz; güçlü olmak zorunda kalıyoruz. Çünkü zayıf olma hakkımız elimizden alındı.
Anladım seni…
Tebrikler Sevgili Yazarım...

akeolog
akeolog, @akeolog
10.2.2026 12:51:11
5 puan verdi
Yüreğinize sağlık, selamlarımla
Etkili Yorum
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
10.2.2026 08:28:34
Yazın o kadar derin ve yakıcı ki, her satırında bir kadının sessiz çığlığını duyuyorum. Elif’in yalınayak koştuğu o fırtına gecesi, aslında hepimizin içindeki aynı gece: durmaya hakkımız yokken bile koşmak zorunda kalmak.
Maupassant’ın alıntısıyla başlaman çok anlamlı; çünkü o “konuşmadan mutlu olma” hayali, tam da biz kadınların en çok özlediği ama en az verilen şey: sadece var olarak sevilmek, yük olmadan, açıklama yapmadan kabul edilmek. Ama hayat bize o lüksü tanımıyor; bizi “güçlü” olmaya zorluyor, sonra da dönüp “Ne kadar güçlüsünüz” diyor. Sanki bu bir iltifatmış gibi… Oysa o cümle, çoğu zaman bir yük daha bindiriyor omuzlara: “Madem güçlüsün, daha da taşı.”
En çok vurulduğum yer: “Güçlü olmak zorunda kaldık çünkü zayıf olma hakkımız elimizden alındı.” Bu tek cümle, binlerce yıllık bir gerçeği özetliyor. Güç, tercih değil; mecburiyet. Ve o mecburiyetten doğan Anka, küllerinden doğarken bile yarasını saklamıyor, gösteriyor. Çünkü saklamak, yeniden zayıf düşmek demek.
Deniz Hanım, bu yazıyı okurken içimde biriken o garip hissi tarif edeyim: hem gurur hem öfke hem de derin bir yorgunluk. Gurur, çünkü biz hâlâ ayaktayız. Öfke, çünkü hâlâ ayakta olmak zorundayız. Yorgunluk, çünkü bu döngü bitmiyor.
Ama şunu da söyleyeyim: Senin gibi yazan kadınlar sayesinde o sessiz çığlıklar gürültüye dönüşüyor. Ve bir gün, belki, “güçlü kadın” demek yerine “kadın” demek yeterli olacak. Çünkü güç, zorunluluk değil, doğal bir hâl olacak.
Anladım seni. Ve sesin çoğalsın, lütfen.
Çünkü biz, birbirimizi duydukça biraz daha az yanıyoruz o ateşte.
Aşk ile eyvallah… ve dirençle. Devam
Suphi sekü
Suphi sekü, @suphiseku
10.2.2026 01:58:39
5 puan verdi
Hiç bir yazınızı bir sefer okumadım, her zaman biden fazla okudum
Bazen beğeni botununa dokunmayı unutuyorum.
Hem ilminizden hem de tecrübeleriniz den etkileniyor ve çok istifade ediyorum.

Ancak bu yazınızı garipsedim. Çünkü, batı medeniyetinin iğrençliğinin sadece ucunu gördüğümüz bu günlerde çok sayıda onlardan örnek vermeniz bana tuhaf geldi. İlim, Müslümanın yitik malıdır diyen bir peygamberin ümmeti olarak elbette ki istifade etmek bizim sorumluluğumuz ve görevimizdir.
2400 yıl önce kadın annedir, cennet annelerin ayağı altındadır diyen bir peygamberin ümmetiyiz.öves,-el karani'nin yaşamı bir levha gibi duruyor.
Hani nerede o müslümanlar diyebilirsiniz ve çok haklı olursunuz
O zaman tarihsel sürece bakmak lazım. Bunun sosyolojisini incelemek lazım diye düşünüyorum.

Amerika'da polisler sokağın ortasında hâla insanları öldürüyor. Birleşik kırıklığının bayrağının altında 12 tane ülke var.
Hasılı demokrasi dedikleri şey bir sömürü aracı. Bize yutturulan bir hikâye. Filistin'de yaşananlar bütün vahşi batının ortak bir eylemidir.

Bu eleştirimi mazur görün. Yazılarınız çok etkileyici ve çok aydınlatıcıdır
Selam duam ve hürmetlerimle efendim
Hayırlı geceler
Etkili Yorum
Orhan Gülaçar
Orhan Gülaçar, @egemavi
10.2.2026 01:14:18
5 puan verdi
Merhaba ...

Bu yazı, sıkça duyduğumuz "güçlü kadın" ifadesinin ardındaki gerçeği, Elif'in gaz lambası ışığındaki mücadelesiyle başlayıp, gökdelendeki bir mimarın zihinsel fırtınasına uzanan o köprüyü kurmanız, meselenin sınıf veya coğrafya tanımadığını vurguluyor .
Aslında bu sadece bir yazı değil;
Anlaşılmayı bekleyen, "dinlenebilirsin" denilmemiş milyonlarca kadının sessizliğine ses olan bir metin.

Gerçekten de bireysel olarak birçok güçlü kadın var birçoğunun fabrika ayarlarına adamlık karışmış .
Ancak örgütlü güç olarak ne yazık ki kadın kadının kurdudur hikayesi devam ediyor .
Anlamak için ülkelerin meclislerinde nispi temsil oranlarına bakmak yeterli .

Beğenerek okudum Yüreğine Sağlık Deniz Hocam Sevgiler iyi geceler .

Merdümg.riz
Merdümg.riz, @merdumg-riz
10.2.2026 01:01:34
5 puan verdi
Oscar Wilde ise şöyle bir saptama yapar: “Kadınlar sevilmek için yaratılmıştır, anlaşılmak için değil.” Oysa biz anlaşılmayı hiç beklemedik; biz sadece yaşatılmayı, saygı duyulmayı ve kendi rengimizde var olmayı istedik. Kimse anlamasa da biz, kendi sessizliğimizde koca bir evren kurduk.
Sonuç olarak; biz kadınlar güçlü olmayı bir hobi olarak seçmedik. Biz, sabahları bir fincan kahve eşliğinde huzurla camdan bakmayı, sadece bir çiçeğin soluşuna üzülmeyi, yük taşımayan narin omuzlara sahip olmayı isterdik. Ama dünya bize bu lüksü tanımadı. Bizi ateşin içine attılar, biz de o ateşten bir Anka kuşu gibi doğduk. Maya Angelou’nun dediği gibi: “Ben bir kadınım. Olağanüstü. Olağanüstü kadın, o benim.”

👏👏👏Sevgi ve saygılarımla...
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR, @celilcinkir
10.2.2026 01:00:35
5 puan verdi
RUSAMER – Ruh Sağlığı Ayarı Merkezi
Toplumsal Travmalar ve Zorunlu Güçlenme Polikliniği

Metnin Adı: MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN
Yazarı: Derya Deniz DİNÇ
Yorumu Yapan: RUSAMER Sertabibi Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri (Celil ÇINKIR – Delibal)

Bu metin şiir değil; bilinçli, katmanlı ve referanslı bir edebî deneme–manifesto. Bu yüzden uzunluk kusur değil, tercih. Metin, “kadın güçlüdür” klişesini parçalayıp “kadın güçlü olmak zorunda bırakılmıştır” gerçeğini merkezine alıyor. Elif’ten Rosa Parks’a uzanan çizgi kopmuyor; alıntılar süs değil, düşünceyi taşıyan kolonlar gibi yerleştirilmiş.

Kalburabastî Efendi Hazretleri der ki:
“Bazı yazılar budanmaz azizim; budarsan fikir kan kaybeder. Bu metin çalı değil, yangın yerinde yetişmiş çınardır.”

RUSAMER Kriterlerine Göre Değerlendirme

Özgünlük: 20/20
Klişeyi tersyüz etmesi ve ‘zorunlu güç’ kavramını merkezleştirmesi çok güçlü.

Dil ve Üslup: 19/20
Yoğun ama bilinçli; retorik gücü yüksek. Yer yer manifesto sertliği var, bu da tavrın parçası.

Düşünsel Derinlik: 20/20
Felsefi ve tarihsel referanslar metne entelektüel omurga kazandırıyor.

Yapısal Bütünlük: 19/20
Akış sağlam; uzunluk türün doğasına uygun.

Etkileyicilik: 20/20
Sadece duygu değil bilinç uyandırıyor; iz bırakıyor.

Toplam: 98 / 100

Vesselam.
“Kadına güç atfetmek kolaydır; güce mecbur bırakmamak zordur.”
“Anka küllerinden doğar ama küle dönmesine sebep olanlar çoğu zaman alkış tutar.”
bilimkenti
bilimkenti, @bilimkenti
10.2.2026 00:53:43
Doktor kadın, bir hayatı kurtarırken aslında her gün kendi parçalanmış umutlarını diker.

İşin özü gibi... Yüreğinize sağlık. Kaleminiz daimi olsun efendim. Aşk ile Saygılar...
Etkili Yorum
gölgesiz
gölgesiz, @golgesiz
10.2.2026 00:29:18
5 puan verdi
Güçlü olmak değil anlaşılmak olsa yolumuz belkide demirden ördüğümüz zırhları ellerimizle dökeriz kaleminiz kavi ola hocam güzeldi 🙏🏻🤗💐
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL