1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
172
Okunma
Yağmur az önce geçti eteklerinden bu kentin. Tüm insanlar evlerine çekildi büyük bir hızla. Sokağı sessizlik kapladı, ağaçlar yağmurla dansını sürdürürken. En çok çocuklar sevindi yağmurun yağışına, onlar doldurdu bu kenti yağmurdan sonra.
Çocuk gülüşlerine benzer, yapraklara düşen her bir çiy tanesi. Hayat verir öyle ki ona dokunan herkese. Bir çocuk olmak, bir dünya olmaktır bu yüzden. Gülücükler kondurmaktır kararan dünyanın yüzüne tokat gibi. Morali bozulanlara bir ışıktır çocukluk, maziden kopup gelen, sevmeyi unutanlara rahmettir yağmur gibi göklerden gelen. Çocuksulaşmadan çocuk kalmak, işte sırrı hayatın, çocuklarla iç içe yaşamak.
Yağmurdan sonra en çok onlar serpilir bu kente. Yeşeren umutlarımız olurlar, ekinler gibi büyüdükçe. Onlar dolunca sokaklara, gülücükler saçılır her yana. Balkondaki yaşlı amca ağrılarını unutur onlara bakınca. Fatma ninenin torun özlemi diner. İşten güçten sıkılmış kadınlar günlük dedikodularına ara verirler onların yüzündeki ışığı görünce. Her köşede konuşulan filizler olur çocuklar.
Çocukken nedendir bilinmez, hep yağmur başlayınca çıkardık “yağ yağ yağmur, teknede hamur” şarkısıyla bulgur, yağ, domates toplayarak komşuları gezmeye. Tanıdığımız, tanımadığımız herkesin kapısına giderdik tıpkı bayramlardaki gibi. Kimse sormazdı bize neden geldiğimizi, hele de görünce uzunca bir çubuğun ortasından sarkıtılmış bulgur poşetimizi. O gün mahallede bir teyze gönüllü olur, yağmur sevincimize bir kazan sıcak bulgur pilavı eşlik ederdi, tebessüm dolan çocuk sofralarında. Tabağı alan koşardı kazana, pişmesini sabırsızlıkla bekleyen minik eller sıraya girerdi adeta. Niye sıcak bir günde yapmazdık bu bereket duasını bilmiyorum. Belki de yağmurun yağışıyla bereketin artmasını istemekti çocuk saflığında bu gezintimiz.
Bir defasında pilavı teyzem yapmıştı, bu da belleğimdeki güzel anılarda hâlâ. Bu gezintide kocaman ve hımbıl bir kaplumbağaya rastlayışımız ise en öğretici gezi olmuştu benim için cıvıl cıvıl arkadaş sesleri içinde. Kabuğunun içine saklanıp bizi görmek istemeyişi bile bize naz gibi gelmişti kaplumbağanın.
Gözyaşlarının aniden gülücüğe dönüştüğü demlerdir çocukluk. Güneşin bulutların arasından görünmesi kadar anidir her şey. Bu kentte yağmuru en çok çocuklar sever. Önce onlar dökülür yağmurdan sonra toprağa. Yeşerir sokaklar çocuk gülüşleriyle. Sevinir analar, ıslak yanlarını güneşe çeviren çocuklar gibi. Kurur gözlerden hüznün yaşları. Anlar herkes, dünya çocuklarla değişecek, tebessümlerle renklenecek her yer bir kere daha. Hisseder çocuklar bu anlamlı bakışları. Olur ya, hep böyle sürmez, değişir bir gün dünya. Güzelleşir çocuk gülüşleri gibi, notalara dönüşür yağmur damlalarıyla renklenen yeni hayatlar. Yeni rengi olurlar dünyanın, çiy taneleri gibi hayrette bırakırlar görenleri. Olur ya.
Akşamdan kalma yağmur hissettiriyor hâlâ hüznünü. Güz yapraklarını seyrediyorum arabanın camından. Kırmızıdan yeşile, ansızın gazele dönüşüyor içimde anılar. Bir çocuğun paytak yürüyüşüyle kalkıyorum ruhumu düşürdüğüm girdaptan. Canlanıyorum sevimli bir çocuğun asi bakışlarında.
“Gelmiycem, bana ne.”
Diyor anasına, kızmış bir şeye belli. Anası ne etse ikna edemiyor çocuğu, çocuk “ben büyüdüm ana” artık der gibi. Baş edemeyeceğini anlayan ana,
“Gel.”
Diye bağırıyor son defa oğluna. Gel de anahtarı al o zaman, madem gelmeyeceksin benimle. Bana ne der gibi sallıyor omuzlarını çocuk. Yağmurdan sonra güneş geç geliyor bu defa. Paytak adımlarıyla kayboluyor sokakta çocuk. Kaçırmaya gelmiyor onları, her biri dünyamızda ayrı bir konuk. Kim bilir büyüyünce hangi güzelliklerin sesi olacaklar ya da hangi oyunların, saflıklarına kurban edilmiş asi nefesleri. Ah çocuklar. Hepiniz yağmur taneleri gibisiniz. Ancak güzel topraklarla buluşunca anlamlısınız. Sizler bu dünyanın geleceği, savaşların ve kötülüklerin artık durun diyen haklı sesi, bizim için çok değerlisiniz.
Eskiden yağmur geç gelirdi bu kente, çocuk gülüşleri dağılmamıştı henüz bu bahçeye, şu karşıki Nazmi amcanın evine. Bakkal amca böyle neşeli değildi, çocuklar elma şekerini keşfetmeden önce. Bu sokak böyle sıcak bakmazdı eskiden, kırık döküktü her yanı. Duvarlar yığılırdı sanki her yürüdüğümüzde, barış güvercinleri uçmazdı havada. Güneş başka doğuyor şimdi bu kentte, yeşilin rengi bile başka. Yağmurdan sonra en çok çocuklar seviyor sokağa çıkmayı, ıslanmış umutları güneşle havaya uçurmayı. Aşk bu kente çok yakışıyor, uçurtmalarla şenleniyor kentin dört yanı. Çocuk gülüşleri dolduruyor kötülüğün terk ettiği bu yerleri. Bu kenti çocuklarla seviyorum ben. Çocuk gülüşlerimi özlüyorum onlara baktıkça. Seni sevmeye başladığım gün gibi taptaze her şey, hayat en çok yağmurdan sonra dökülüyor ellerime, tıpkı sen gibi. Yüreğim hâlâ hızlı çarpıyor ilk karşılaştığımız gün gibi. Yağmurdan sonra daha çok seviyorum seni. Her yağmurla sana koşuyorum, damlalarım karışıyor bu sokağa. Alnından dökülen son damla olmak istiyorum, ilk damla kadar yüreğine dolmayı. Seninle doğdum ya aşka, çocuk bakışlarında seni severken ölmek istiyorum. Yağmur kokan bu kenti çok seviyorum, tıpkı sen gibi.
Bilirsin, yağmuru en çok çocuklar sever. Onlar oynarlar en güzel oyunlarını her yağmurdan sonra. Bereket duasına çıkarlar yerli yersiz minik elleriyle. Sen benim yağmurdan sonra toprağa karışan duamsın sevgili. Yemyeşil hayallerimsin yarınlara kurduğum, tıpkı ilk gün gibi. “Aşk” yağmur gibidir, ıslatsa bile üşütmez. En çok cesur çocuklar sever yağmuru. Yağmurdan sonra sokakları onların aşk dolu yürekleri doldurur.
Sen benim yağmurumsun. Ben aşkı toprak kokusunda buldum. Yağmurdan sonra seninle güneşe doydum. Bırakma ellerimi sevgili. Çocuk saflığında tut ellerimi ki çöl olmasın terk ettiğin yerler. Yeşersin sevginle senin diye bildiğim mavi iklimler. Ağla şimdi. Ağla günahlarımıza, vuslat isterken biz, yürek oyan ayrılığımıza. Ağla ki yeşersin ümitler, dökülsün ellerimize damla damla sevgiler. Bereket gelsin her yere. Bilirsin, her yağmurdan sonra çocuklar bir daha gelirler dünyaya.
“Seni yağmurdan sonra seveceğim.”
5.0
100% (4)