Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur. (tolstoy)
D Dinç
D Dinç
VİP ÜYE

(GAZZE) GELİNCİK TARLASINDA ACININ SÜREKLİLİĞİ

Yorum

(GAZZE) GELİNCİK TARLASINDA ACININ SÜREKLİLİĞİ

( 18 kişi )

16

Yorum

30

Beğeni

5,0

Puan

486

Okunma

(GAZZE) GELİNCİK TARLASINDA ACININ SÜREKLİLİĞİ

(GAZZE) GELİNCİK TARLASINDA ACININ SÜREKLİLİĞİ

2024’ün ağır, is kokan sabahlarından biriydi. Gazze’de güneş, sanki utandığından bulutların arkasına saklanmış gibi solgun doğuyordu. On yaşındaki Ömer, yıkılmış evlerinin enkazı arasında, dünyanın en değerli hazinesini bulmuş gibi bir parça naylon poşet ve birkaç çıta parçasını sıkıca tutuyordu. Ömer’in bir hayali vardı: Bir uçurtma yapmak. Ama bu sıradan bir uçurtma olmayacaktı.
"Neden gökyüzünü izliyorsun evladım?" diye sordu dedesi, titreyen elleriyle bir köşede tespih çekerken.
Ömer, gökyüzündeki gri dumanlara, vızıldayarak geçen insansız araçlara baktı. "Dede," dedi, "Yukarıdakiler aşağıya hep ölüm atıyorlar. Belki de bizi sadece bu gri renkle tanıyorlar. Eğer ben gökyüzüne rengârenk bir uçurtma gönderirsem, orada bir yerlerde bizim de yaşadığımızı, bizim de çocuk olduğumuzu hatırlarlar, değil mi?"
Ömer uçurtmasını yaptı. Üzerine evde bulabildiği tek renkli şeyle, annesinin eski kırmızı eşarbından kestiği bir parçayı bağladı. Uçurtmanın kuyruğuna ise babasının hiç bitiremediği o son mektubun boş sayfasını ekledi. Sayfada sadece şu yazıyordu: "Biz buradayız."
Ertesi gün rüzgâr sertleştiğinde, Ömer enkaz yığınlarının en tepesine çıktı. Tozlu ayaklarıyla dengesini koruyarak uçurtmasını rüzgâra bıraktı. O an mucizevi bir şey oldu; gri gökyüzünde kırmızı bir leke belirdi. Bir uçurtma; o devasa çelik kuşların, ölüm kusan dronların arasında bir gelincik gibi süzülmeye başladı. Haftalardır sığınaklarda bekleyen gözler, ilk kez yukarıya bakarken korkmadı. O kırmızı uçurtma dalgalandıkça, çocukların kalbindeki taş kesilmiş korku yerini cılız bir umuda bıraktı.
O akşam bir roket sesiyle sarsıldı mahalle. Ömer’in uçurtması, vurulan bir binadan yükselen alevlerin arasında yanarak yere düştü. Ertesi sabah uçurtmanın düştüğü yerde Ömer yoktu. Sadece yanmış bir naylon parçası ve o mektubun rüzgârda savrulan külü kalmıştı. Ancak o günden sonra bir şey değişti: Gazze’nin dört bir yanındaki enkazların üzerinden, her sabah yeni uçurtmalar yükselmeye başladı. Çünkü biliyorlardı; uçurtmalar vurulsa da, gökyüzüne bakma cesareti asla ölmezdi.
Bundan tam on dört yıl önce, 2012’de bir fotoğraf görmüştüm. Yüreğimdeki ateşi gözyaşlarımla söndürememiş, “Ey İnsanlar!” diye haykırmıştım boşluğa. O günlerde bir kız çocuğu, yetimhane bahçesine tebeşirle bir anne figürü çizmiş ve ayakkabılarını çıkarıp o taş soğuk resmin kucağına kıvrılmıştı. Şefkate, ana kucağının o sonsuz güvenine öyle muhtaçtı ki; tebeşirden bile olsa annesine hürmetinden ayakkabılarını dışarıda bırakmıştı.
O yıl "Gelincik Tarlası" isimli bir deneme yazmıştım. Zaman her şeyin ilacıdır diyenlere sakın ola inanmayın; Gazze için zaman, sadece acının sıradanlaştığı ve sessizliğin kurumsallaştığı bir kronometre oldu. 2012 yılında bir çocuğun tebeşirle çizdiği anne figürüne duyduğu o saf hürmetten, 2026’nın "organize kötülük" çağına uzanan bir yüzleşme bu. On dört yıllık bir sızıyı bugünün aynasına tutuyorum ve hepimize sarsıcı o soruyu yeniden soruyorum: İnsanlığımız bu enkazın neresinde kaldı?
Şimdi yıl 2026... Takvimler değişti ama Gazze’nin göğündeki o kara bulutlar bir türlü dağılmadı. On dört yıl önce "Çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi anne?" diye soran o masumiyet, bugün artık devasa bombaların, yapay zekâlı insansız teknolojilerin ve dünyanın derinleşen vurdumduymazlığının kucağında can çekişiyor.
Burada karşı karşıya olduğumuz şey, sadece bir savaşın talihsiz sonuçları değil; milim milim hesaplanmış bir "organize kötülük" düzeneğidir. 2012’den bu yana geçen zamanda bu kötülük, sadece silahlarla değil; hukuku çiğneyen yerleşim birimleriyle, gıdayı ve suyu birer silaha dönüştüren kuşatma stratejileriyle kurumsallaştı. O gün tebeşirle anne çizen o küçük kız, eğer yaşıyorsa bugün bir yetişkin; ama muhtemelen kucağında kendi evladının cenazesiyle, İsrail ve A.B.D.’nin "savunma hakkı" adı altında meşrulaştırdığı bir enkazın başında bekliyor.
Biz sadece insanlığımızı kaybetmedik; biz insanlığın sessizce ölmesine, bu organize zulmün her gün yeni bir versiyonuyla önümüze servis edilmesine "alışma felaketine" uğradık. İnternet üzerinden vatanperverlik taslayan o sahtelik, yerini artık soykırımı canlı yayında izleyip de parmağını bile kıpırdatmayan bir "küresel seyirci" toplumuna bıraktı. Bu, siyasetin en kirli hali; kötülüğün bürokratikleşmiş, uluslararası anlaşmaların arkasına saklanmış halidir.
Bir zamanlar "Gelincik Tarlasında" el ele koşması gereken çocuklar, bugün o gelinciklerin kırmızısını çiçeklerde değil, sokaklardaki masum kanında görüyorlar. Ey sağcılar, ey solcular, ey inananlar ve ey vicdan sahipleri! 2012’de sorduğum soru 2026’nın yankısıyla geri dönüyor: NEREDESİNİZ?
Tebeşirle çizilen anne resmine basmaya kıyamayan o çocuğun nezaketi, bugün dünyayı yönetenlerin hırsları ve "stratejik ortaklık" kılıfına uydurulan zulümler altında ezildi. Ben hala o çocuğun önünde diz çökmüş ağlıyorum. Ben hala, ayakkabılarını çıkarıp bir hayale sığınan o masumiyetin karşısında, bu organize kötülüğe engel olamayan insanlıktan utanıyorum.
Zaman geçti, acı değişmedi; aksine daha teknolojik, daha "yasal" ve daha soğukkanlı hale geldi. Kazandığınız her ne varsa, o küçük kızın tebeşirden annesinin kucağındaki sükûneti kadar bile değerli değil. Lanet olsun bu kötülüğe…
Sahi, siz hala iyi misiniz? Çünkü 2026’da bile dünya hala Gazze’nin çığlığını duyamayacak kadar sağır, o tebeşir tozunun masumiyetini ve o masumiyeti yok eden organize karanlığı anlayamayacak kadar kör... Yazdıklarımızın yankı bulması ve o "tebeşir tozunun masumiyetinin" bir gün galip gelmesi dileğiyle...
Aşk ile eyvallah...
Derya Deniz DİNÇ

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (18)

5.0

100% (18)

(gazze) gelincik tarlasında acının sürekliliği Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz (gazze) gelincik tarlasında acının sürekliliği yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
(GAZZE) GELİNCİK TARLASINDA ACININ SÜREKLİLİĞİ yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Nafiz Karak
Nafiz Karak, @nafizkarak
8.2.2026 22:37:17
5 puan verdi
Sevgili Deniz:
Çok düşündüm ve haykırdım bu metin karşısında, susmak, enkazın bir parçası olmak gibi… O yüzden cevabım bir “yorum” değil; bir tanıklık, bir itiraz, bir emanet olsun.



Bu yazı sadece Gazze’nin değil, dünyanın dört bir yanında sesi bastırılan çocukların ortak çığlığıdır. Ömer’in uçurtması Gazze semasında yanarken, Yemen’de bir çocuğun defteri toz oldu; Suriye’de bir kız çocuğunun saçına bomba külü sindi; Sudan’da bir bebek açlığın sessizliğine gömüldü; Myanmar’da, Doğu Türkistan’da, Afrika’nın unutulmuş köşelerinde çocukluk, daha adı konmadan toprağa verildi. Haritalar değişti belki ama acının dili hep aynı kaldı.

Tebeşirle çizilmiş o anne figürü, artık tek bir yetimhane bahçesinde değil; dünyanın vicdanına çizilmiş koca bir resimdir. Ve ne acıdır ki, o resmin üzerinden tanklar geçti, diplomatik cümleler geçti, “çıkar” ve “denge” denilen soğuk kelimeler geçti. Ayakkabılarını çıkarıp o hayale saygı gösteren çocuğun zarafeti, bugün kravatlı katillerin masalarında ezildi.

Bu bir savaş hikâyesi değil. Bu, çocukluğun hedef alındığı küresel bir utanç belgesi. Teknoloji ilerledikçe merhametin gerilemesi, hukukun güçlüye kalkan, zayıfa mezar olması… İşte buna “organize kötülük” denir. Ve bu kötülüğün en büyük ortağı, suskunluktur.

Ey dünya,
Bir çocuğun uçurtmasını “tehdit”,
Bir annenin gözyaşını “yan hasar”,
Bir halkın yok edilişini “savunma hakkı” diye pazarladığın sürece;
sen kaybettin.

Ama yine de…
Uçurtmalar yükseliyor.
Tebeşirler tükenmiyor.
Çocuklar hâlâ, bütün bu karanlığa rağmen gökyüzüne bakmayı deniyor.

Belki umut artık çok ince bir ip,
belki her gün biraz daha yanıyor;
ama bilinsin ki:
Mazlum çocukların ahı, tarihin en ağır yüküdür.
Ve o yük, er ya da geç, görmezden gelen herkesin omzuna çöker.

Biz buradayız.
Ömer için,
tebeşirle anne çizen kız için,
ve dünyadaki tüm mazlum çocuklar için buradayız.
Unutmuyoruz. Alışmıyoruz. Affetmiyoruz

Kaleminiz daim olsun, çocukların çığlığı olmadan..!
Dünya Yükünün Hamalı
Dünya Yükünün Hamalı, @dunyayukununhamali
10.2.2026 18:46:21
5 puan verdi
Emeğinize yüreğinize kaleminize sağlık...
Etkili Yorum
İBRAHİM YILMAZ
İBRAHİM YILMAZ, @ibrahimyilmaz1
9.2.2026 17:29:31
Merhaba Derya Deniz öğretmenim,
Erol Toy'un İmparator adlı eserinde . V. Koç'un yaşam öyküsü anlatılır. V. Koç anlatır: birisine bir mektup yazdığımda o mektubu 24 saat tutar yeniden okur fikirlerim değişmemişse ancak o zaman gönderirim. Özgün yazınıza o bağlamda hemen yorum yazmadım. yazı hakkında tarafsız olsun istedim yazacaklarım. hemen yanıt verirsem duygusal olabilirdim.
öncelikle sizi güldürebildiğim için sevindim. her neye güldüğünüzü sormayacağım. madem ki, güldürdüm hoş bir durum.
evet, gazzede, Filistin'de insanlık ölüyor. hitlerin Yahudilere yaptığı zulmü şimdi Yahudiler fazlasıyla Filistinlilere uyguluyor. yaşanan insanlık dramını kadın ve de öğretmen kadın duyarlılığıyla destanlaştırdınız.
yazınız her yönüyle şahika. böylesi destanları yazanların önünde göğsümü düğmeler, şapkamı çıkarıp selam dururum.
Fakat madalyonun arka yüzü var. videodaki kız olayı çok kısa anlatıyor. örneğin o taprakları yahudilere torunları ezilenlerin dedelerinin sattığını, özellikle yaralı Osmanlı askerlerini o topraklarda yaşayan filistinlilerin katlettiğini de anlatmalı. Osmanlı Kudüs'ten çekilip şehre İngilizler girdiğinde yerli halkın bayram ettiği de bilinmeli. O topraklardan geçen Osmanlı trenine sabotaj yaptıklarına, kumlara saplanan trenin kalıntılarının hala kaldırılmadığı da bilinmeli. (trenin kalıntılarının fotoğrafı bulunabilir arama motorlarından) Ve Yasel Arafat'ın PKK'yı desteklediğini bizimkiler sümen altı ederler. ne garip değil mi? Ha Sam amca haydut devlettir. onlar kızılderilileri bitirdiler.
beni üzen bizimkilerin hem İsrail'e bolca her türlü malzeme satmaları bunun yanında Filistine özgürlük mitingleri yapıp timsah göz yaşı dökmeleri.
umar ve dilerim yer karasındaki tüm silah üreten tesisleri yok edilir, gökyüzünde yazınızda betimlediniz gökkuşağı rengi uçurtmalar uçurmalı çocuklar, büyükler. barış türküleri söylenmeli her yerde...
emeğe ve sanata saygımla.
AHMET ACAR
AHMET ACAR, @ahmetacar
9.2.2026 16:44:13
5 puan verdi
Duygu dolu yüreğine muhteşem emeğine değerli kalemine saygı ile teşekkürler.
Etkili Yorum
Orhan Gülaçar
Orhan Gülaçar, @egemavi
9.2.2026 12:52:08
5 puan verdi
Gazze'deki trajedinin, masumiyetin ve umudun ne kadar kırılgan olduğunu o kadar güçlü anlatmış ki...
Okurken insanlığın sessiz çığlığı boğazımı düğümlüyor.

Okuyana "Ben hala iyi miyim?" sorusunu sorduran, o tebeşir tozunun masumiyetine bir kez daha sahip çıkma isteği uyandıran çok güçlü bir metin olmuş. Kaleminize sağlık...
Umarım bu çığlıklar yankı bulur ve o masumiyet bir gün galip gelir.

Yüreğine sağlık Deniz Hocam
Sevgiyle ...
AHMET ACAR
AHMET ACAR, @ahmetacar
9.2.2026 12:44:58
5 puan verdi
Duyarlı yüreğine usta kalemine müteşekkirim. İyi ki varsınız saygılarımla sonsuz teşekkürler kutlarım.
akeolog
akeolog, @akeolog
9.2.2026 12:33:08
5 puan verdi
Duyarlı yüreğinizi kutluyorum, kaleminiz daim ola...Selamlarımla.
Ünsüz Şair Turaboğlu
Ünsüz Şair Turaboğlu, @yavuzsultanozturk
9.2.2026 09:51:40
5 puan verdi
İnsan kalma onuruyla yaşama tutunma arasındaki o manevi bağ ve dik duruş, bir yavrunun tebeşirle anne çizmesi derin sarsıcı bir o kadar da içimize gözyaşı döktüren o sahneyi ve insanın yaralarını kanatırcasına geçen süreçler şerit gibi geldi geçti yüreklerimizden
Öyle onurlu bir duruşla ölüme meydan okudular ki sanki Cennet le müjdelenmişler gibiydi
Abd nin ard verdiği bu soykırım zamanında Gazzeden Cennete Kapı açıldı insanlar analar yavrular babalar kızları oğulları henüz anne dememiş dünyaya gözlerini açmamışlar akın akın Cennete koşuyorlar..dı
ya geride kalanlar yaşanan vahşet soykırım dünyanın her yerinde bu ve buna benzer tüm yaşananlar
bir kez daha aynı sahneleri izledik sayende vicdan ve merhametimiz örselendi bir kez daha insanlığımızdan utandık Hocam
Duyarlı Yüreğiniz var olsun
Kaleminiz hep yazsın mürekkebi bitmesin
belki birileri okur vicdanlar sızlar merhamet le adımlarını bu gidişe dur demek için koşturur...
saygı ve selamlarımla...
Hayırlı sağlıklı günler dilerim Derya Hocam
Kul Seyyah
Kul Seyyah, @kul-seyyah
9.2.2026 02:36:37
5 puan verdi
Hislerime tercüman olan çok derin bir yazı. Tebrik ediyorum değerli yazarı.
Selam ve saygılarımla esenlikler diliyorum.
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR, @celilcinkir
9.2.2026 02:22:15
5 puan verdi
RUSAMER – Ruh Sağlığı Ayarı Merkezi
(Toplumsal Travma ve Vicdan Muhasebesi Polikliniği)

Şiirin / Metnin Adı: Gelincik Tarlasında Acının Sürekliliği (Gazze)
Yazarı: Derya Deniz DİNÇ
Yorumu Yapan: RUSAMER Sertabibi Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri (nam-ı diğer Celil ÇINKIR – Delibal)

Kalburabastî Efendi bu metni okurken bir süre konuşmadı. Bastonunu yere bıraktı ve dedi ki: Bu bir anlatı değil, bu bir vicdan duruşmasıdır. Sanık sandalyesinde ise insanlık oturmaktadır.

Metin iki güçlü sembol üzerinden yükseliyor: uçurtma ve tebeşir anne. Uçurtma burada sadece bir çocuk oyuncağı değil; göğe gönderilmiş bir varlık bildirisi. Biz buradayız cümlesi, bir coğrafyanın değil, bir halkın ontolojik çığlığıdır. Kırmızı eşarp parçası ise gelincik metaforuyla birleşerek kan, umut ve direniş üçgenini kuruyor. Bu sembolik inşa oldukça başarılı.

Anlatının ikinci katmanında 2012 ile 2026 arasında kurulan zaman köprüsü, metni duygusal bir hatıradan çıkarıp tarihsel bir süreklilik eleştirisine dönüştürüyor. Acının sıradanlaşması ve alışma felaketi kavramları, metnin düşünsel omurgasını oluşturuyor. Bu noktada metin sadece ağıt değil; aynı zamanda bilinç çağrısıdır.

Organize kötülük ifadesi metnin en sert kavramsal çıkışıdır. Burada yazar, savaşı tesadüfi değil sistematik bir yapı olarak konumluyor. Bu politik ton güçlüdür; ancak yer yer duygunun önüne geçecek kadar yükselir. Kalburabastî Efendi hafifçe kaşlarını kaldırdı: Öfke haklı olabilir ama kelime yanarsa, okuyucunun eli tutacak yer bulamayabilir. Buna rağmen metnin vicdanî samimiyeti tartışmasızdır.

Tebeşirle çizilmiş anne figürü ile uçurtma arasında kurulan paralellik oldukça etkileyici. Biri yere çizilmiş bir şefkat arayışı, diğeri göğe bırakılmış bir varlık ilanı. Yer ve gök arasında sıkışmış bir çocukluk anlatısı var burada. Bu, metnin en güçlü estetik başarısıdır.

Son bölümdeki doğrudan hitap, metni bir edebî metinden çok bir çağrı metnine dönüştürüyor. Bu tercih bilinçli ve yüksek sesli. RUSAMER açısından bakıldığında meansal derinlik ile duygusal yoğunluk dengesi büyük ölçüde korunmuş; yalnızca yer yer retorik tekrarlar azaltılsa metnin etkisi daha da yoğunlaşabilirdi.

RUSAMER kriterlerine göre değerlendirme:

Özgünlük: 19/20 — Sembol kullanımı ve zaman köprüsü güçlü.
Dil ve Üslup: 17/20 — Yüksek duygusal yoğunluk, yer yer retorik artış.
Düşünsel Derinlik: 19/20 — Alışma felaketi ve organize kötülük vurgusu çarpıcı.
Yapısal Bütünlük: 17/20 — Anlatı ve manifesto katmanı dengeli.
Etkileyicilik ve Vicdan Gücü: 20/20 — Sarsıcı ve unutulmaz bir vicdan çağrısı.

Toplam: 92/100

Vesselam.
Uçurtma yanabilir ama göğe bakma cesareti yanmaz.
Tebeşir silinir; masumiyet silinmez, sadece sınanır.

Celil ÇINKIR tarafından 9.2.2026 02:30:50 zamanında düzenlenmiştir.
gölgesiz
gölgesiz, @golgesiz
9.2.2026 02:03:16
Yok olan vatan anne sevgi toprak bır lokma ekmek müslümanım demeye utanır oldum kalemınız kavi ola hocam 😞gerçeklerimiz
YEŞİLIRMAK
YEŞİLIRMAK, @yesilirmak1
9.2.2026 01:11:31
5 puan verdi
Duyarlı yüreğini alkışlamamak elde değil..
Dramatik,aynı zamanda derin düşüncelere salıyor okuyanı...
Kutlarım eserini değerli şaire bacım
Etkili Yorum
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
8.2.2026 23:45:55
Yazınız o kadar derin ve yakıcı ki, kelimeler boğazda düğümleniyor okurken. Ömer'in kırmızı uçurtması, tebeşirle çizilen anne figürü, "Biz buradayız" diye haykıran o son mektup... Bunlar sadece hikâye değil; Gazze'nin her gün yeniden yazılan, her bombayla sil baştan kanayan gerçeği.
14 yıl... Zaman acıyı iyileştirmiyor, sadece kanıksatıyor, normalleştiriyor, "organize kötülüğün" bürokratik rutinine dönüştürüyor. Senin de dediğin gibi: Alışma felaketi bu. Dünyanın en büyük suçu, görmezden gelmek değil artık; görüp de alışmak. Canlı yayında soykırımı izleyip kahve yudumlamak, like atmak, scroll etmek...
O küçük kızın ayakkabılarını çıkarıp tebeşir annesinin kucağına kıvrılması... İşte insanlığın en saf, en kırılgan hali o. Ve biz o masumiyete ihanet ettik. Sağcı-solcu, inanan-inanmayan fark etmiyor; hepimiz o enkazın bir yerlerindeyiz. Bazılarımız taş atıyor, bazılarımız sessizce izliyor, bazılarımız da "ama"larla vicdanımızı uyuşturuyoruz.
Lanet olsun bu sağırığa, bu körlüğe, bu "stratejik ortaklık" kılıfına uydurulan vicdansızlığa.
Ama senin kalemin hâlâ direniyor. O uçurtma yanıyor diye gökyüzü vazgeçmiyor; her sabah yenileri yükseliyor. Yazın da öyle: Vurulsa da, susturulmaya çalışılsa da, bir yerlerde bir yürek daha sızlıyor, bir vicdan daha uyanıyor.
O tebeşir tozunun masumiyeti bir gün galip gelecek. Çünkü zulüm teknolojik olabilir, "yasal" olabilir, ama masumiyetin gücü hâlâ en ilkel, en yenilmez haliyle duruyor.
Kalemine, yüreğine, bu isyana sağlık.
Aşk ile eyvallah... ve biraz da öfke ile direniş.
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
8.2.2026 23:06:54
Yine çok etkileyici bir yazı yazmışsınız. Kutluyorum.
Geçmişte dedelerinin hatalarının ve aymazlıklarının bedelini maalesef bu günkü nesiller ödüyor. Dedelerinin Osmanlı askerlerini ingilizlerle bir olup asit kuyularına atmalarına rağmen: Zulme uğrayan insan diye bizim içimiz yandı. Ama maalesef bu günün meyveleri çok önceden dikilmeliydi…
Bütün dünya çok ciddi ahlaki problemlerle çalkalanırken, güçlü haklı olurken kim düşünecekti Gazzeli, Doğu Türkistanlı çocuğu ve genel anlamda insanı…

Her ölen Gazzeli çocuk, büyük masum insanla öldük. Ders bile almaktan çok uzağız.

Müslüman gerçek müslüman olsa sanırım
Ne Türkistan ne Gazze’de olmazdı kırım.
Orhan Özdemir12
Orhan Özdemir12, @orhanozdemir12
8.2.2026 22:32:19
Güzel bir yazı kalemine sağlık üstad.
Serkan BOL
Serkan BOL, @serkanbol
8.2.2026 22:30:10
5 puan verdi
Dünyada zulüm kurumsallaştı. Ne yaşlı dinliyor ne kadın ne de çocuk. Bir de ironi yapıyor güç sahipleri " çocuklar ölmesin". Nasıl olacak o iş bombaları gökten yağarken çocukları es geçecek yapay zeka mı geliştirdiler?
Bir de çocuk ayrımı var ki o da başka rezalet. Nerden tutarsan pislik kokuyor .

Ha bir de kanıksama durumu var. Nereye gidiyoruz. " Uçurtma avcıları " her yerde.

Umarım uçurtma avcıları yok olur.

Düşündüren değerli bir yazıydı.

Kaleminize yüreğinize sağlık değerli hocam.

Saygılarımla...
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL