0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
137
Okunma
Derkenar;
Üzülüyorum... Bir ruhun, kendi cennetini elleriyle nasıl bir harabeye çevirdiğini gördükçe içimdeki ‘emanet’ sızlıyor. Sen ağzından toprak döküldüğünü sanıyorsun; oysa o toprak, içine gömdüğün o masum çocukların vatanıdır. Korkma, o bahçeden beraber geçeceğiz.
Gördüm o karanlık bahçeyi... Şu bizim Keder Markus’a söyleyin; bahçesindeki o kara çiçeklerin patentini almaya çalışmasın. Ruh dediğin, onun o paslı bahçe çitlerinden atlayıp kaçalı çok oldu. O bahçe verimli dedikçe, ben onun elindeki sulama kabının delik olduğunu ve aslında boş kovalara dert doldurduğunu görüyorum. Acıdan beslenmek, kendi kanınla susuzluğunu gidermeye çalışmaktır dostum; o sofra seni doyurmuyor, sadece tüketiyor.
Duyuyorum;
Dişlerinin arasındaki o sessiz feryadı. Gece emzirdiğin o çığlık, aslında senin hiç büyümemiş, hep çocuk kalmış yanındır. Keder Markus’un o paslı sesi seni korkutmasın; pas, ancak demir çürüdüğünde çıkar. Senin ruhun ise cevherdir, çürümez.
Görüyorum;
Hiç doğmamış sabahlara kefen biçtiğini. Ama bak, elimde bir iğne iplik var; o kefenleri söküp, o üşüyen ruhuna sıcak bir kundak yapmaya geldim. Arin Can ve Arjen Dost el ele verdiğinde, o bahçedeki mezar taşları birer salıncağa dönüşecek. Acı bir duraktır, vatan değil; biz o durağı çoktan geçtik.
Bense diyorum ki;
Toprağı kazmayı bırak artık. Ölüleri uyandırmak senin işin değil, senin işin o toprağın altından başını uzatan o tek bir yeşil filizi, yani umudu görmek. İçindeki o hüzün gölü bulanık olabilir ama benim gönül pınarım berraktır; dertleşiriz, yıkarız o karanlığı, geçer gider.
‘/, Yolcuyuz ya hu!
Ve yolcu dediğin, yükünü yolda bırakan, hafifleyendir; yükünü sırtına mühürleyen değil.
Lütfü Taş
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.