2
Yorum
9
Beğeni
4,7
Puan
165
Okunma
Gecenin bir yarısıdır. Korkularımın yana düşen gölgesiyle konuşurum karanlığa karşı. Vakit uzadıkça zaman da sanki ipini salmış bir at gibi sürüklenir. İnsan, bu saatlerde mazinin kapısına varır; tokmağı tutar ama vurmaz. İlk aşk ne vakit kapımı çalmıştı diye düşünürüm. Acaba kapıyı çalan aşk mıydı, yoksa ben mi o kapıyı açmaya hevesliydim? “Teemmül ettim,” derim kendi kendime; zira her aşk, insanın kaderine yazılmış bir imtihandır.
Bazen insan, semerini nereye koyduğunu bilmeyen bir merkep misali, döner dolaşır yine aynı hatıraların içine düşer. Biri bana o günleri geri getirse… Kalbimin aceleyle atan çırpınışlarını, mahcup bakışlarımı, yarım ölçek kuma gömülmüş hâlimi isterdim. Hem ayan, hem nihandı hâlim. Görünürdüm ama saklıydım. Aşkın körlüğü dedikleri belki de budur. “Âşık olanın gözü âmâ olur,” demişler; boşuna dememişler.
Bugünden dönüp baktığımda, o vakit titreyerek sarf ettiğim sözlerin ne kadar sade, ne kadar dümdüz olduğunu görüyorum. Oysa ben kelimelere mana yüklediğimi sanırdım. Gölgeme başka bir gölge değsin diye çırpınırmışım meğer. Kadınlık duyguları, çift şeritli bir yol gibidir; istikameti bellidir lakin bazen insan kazara karşı şeride geçer. İşte o vakit dil tutulur, akıl geri çekilir, kalp söze karışır. “Dil-i nâçâr, kalb-i perişan” olur insan.
Bir erkeğin varlığına kaptırılan şey yalnızca cinsellik midir? Bu suali kendime çok sordum. Dokunuş bazen bir ten meselesi değildir; bazen insanın hayatta kaldığını kendine hatırlatmasıdır. Bir nefes, bir sükûn, bir teselli… Sevişmek yalnızca bedenle izah edilecek bir hâl midir? “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,” derler; sevgi bu kadar derinken, insanı nasıl yalnızca bedene indirgeriz?
Toplum içinde tek kanatla uçamaz hiçbir kadın. Bu bir kaide midir, yoksa bize belletilmiş bir yazgı mı, hâlâ karar veremedim. Birinin omzuna yaslanmak güven verir; bu hâli kadınla erkek diye ayırmam. Zira güven, cinsiyetle değil, vicdanla ölçülür. “İtimat, kalbin emniyetidir,” der eskiler.
Aşkı geçmişle kıyasladığımda içimde bir burukluk belirir. Şimdiki aşklar bana eksik gelir. Dokunmadan sevmek diye bir hâl türemiş. Aynı evin içinde yaşayıp birbirinin yükünü almayan insanlar çoğalmış. Eski aşklarda sorular vardı; insan sevdiğini tanımak isterdi. Daha evvel kimleri sevdin, hangi yaraları taşırsın diye sorulurdu. Evvelce sevdiği kadının yüzünü onda aramak ayıp sayılmazdı. Şimdi ise akşam başka bir koyunda uyanmak, “hayatın tercihi” diye geçiştiriliyor.
Aidiyet duygusu, kocaman bir çöplüğe dönmüş durumda. Herkes elindekini bırakıp yenisine uzanıyor. Lakin yine de odamın yanan ışık sönmüyor. Belki de bu yüzden kendimi geçmişten azat edip bugüne çağırabiliyorum. “Maziyi mazide bırakmak,” kolay değildir ama mümkündür.
Bu yüzden kendime teşekkür ederim. Zira insan bazen kendini ayakta tutan tek omuzdur. Doğru aşk, doğru kişiyle yürünür. Zoraki yürüyüşler insanı yorar, ruhu sakatlar. Geçmişin harçlığını cebine koyup, onu çoktan ait olduğu yere, maziye gönderdim. Artık ne hasretle eğilirim, ne pişmanlıkla dönerim. “Vakt-i hâl ile kaimim,” der yoluma bakarım...
05-02-2026
ist
Zaralıcan
5.0
67% (2)
4.0
33% (1)