0
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
327
Okunma

GEÇMİŞTEN BİR HİKÂYE
Fevzi Emir Yılmaz
Çocukluk yıllarımdı…
Hani adamın adam,
kadının kadın olduğu zamanlar,
insanların insan kalabildiği son demlerin yaşandığı o vakitler.
Bir köy yaşamında,
bir akşam vakti sohbete dalınca,
sıcak bir bazlama ekmeğe sürülen tereyağı gibi erir giderdi
tüm yorgunluklar.
İnsanın köyde yaşayıp, çalışıp, çırpınıp, didinip hayatta kalma
mücadelesi adeta bir peri masalına dönüşürdü.
Akşamlar dört gözle beklenirdi; misafirler, konuklar…
Bambaşka lezzet taşırdı
o güzel komşuluklar.
Sohbet, muhabbet en büyük merhemiydi bütün yorgunlukların.
İşte öyle bir muhabbetten kalma bir hikâyeyi paylaşmak istedim sizlerle.
Rahmetli babam anlatırdı:
(HİKÂYE BU YA)
Cümle mahlûkatı yaratırken,
yüceler yücesi Rabb’im,
çağırmış yanına eşeği.
Demiş: “Gel eşek,
Ömrün yük taşımakla,
çalışmakla, insanlara yardımcı olmakla geçecek.
Sana kırk yıl ömür biçtim. Ne dersin?”
Eşek demiş ki:
“Ya İlahi, madem ömrüm yük taşımakla, yorgunlukla, çalışmakla geçecek,
bana yirmi yıl yeter. Yirmisini geri al.”
“Tamam,” der, gönderir eşeği Mevlam.
(Eşeğin ortalama ömrü yirmi yıldır.)
Ardından maymunu çağırır.
Der ki: “Gel ey maymun,
Sana kırk yıl ömür biçtim.
Ömrün daldan dala hoplamakla, zıplamakla geçecek.
İnsanların ve cümle canlının maskarası olacaksın;
kimini eğlendirip kimini güldüreceksin. Ne dersin?”
Maymun demiş ki:
“Ya İlahi, madem hayatım maskaralıkla, şaklabanlıkla geçecek,
bana kırk yıl fazla. Yirmi yıl ömür ver, yeter.”
“Peki,” demiş yüce Mevlam, göndermiş maymunu da.
(Maymunun ömrü de ortalama yirmi yıldır.)
Ardından insanı çağırmış:
“Gel ey kulum, gel ey dünyayı ve içindeki her şeyi
hizmetine, emrine sunduğum eşref-i mahlûkat olan kulum, gel.
Yaşadığın sürece her şey senin hizmetinde olacak.
Sana kırk yıl ömür verdim. Ne dersin?”
İnsan der ki:
“Ey Allah’ım, madem ki her canlıyı ve cansızı benim için yarattın,
o hâlde bana kırk yıl ömür azdır.”
“Tamam,” der yüce Mevlam.
“Eşekten kalan yirmi yıl var, onu da sana verdim.”
Kul der ki: “Sana çok şükür Mevlam, ama o da yetmez.”
“Peki, o zaman maymundan kalan yirmi yıl var, onu da sana vereyim.
Ne dersin?” der Rabbim.
Kul der ki: “Çok şükür derim Allah’ım, ne diyeyim daha…”
Kırk yıl kendi ömrü,
yirmi yıl eşekten,
yirmi yıl maymundan…
Toplam seksen yıl.
(Zaten insanoğlunun ortalama ömrü seksen yıldır.)
İnsanın kendine ait olan ömrü,
gücünün, kuvvetinin,
güzelliğinin zirvesinde iken hükmünün geçtiği ömrü kırk yıldır.
Kırktan altmışa kadar olan sürede eşeğin ömrü başlar.
Torun torba sahibi olur;
onları gezdirir, onlara hizmet eder, getirir, götürür,
uğraşır, çabalar.
Bu kısmı da eşeğin ömründen yaşar.
Altmış yaşından seksen yaşına kadar olan sürede maymunun ömrü başlar.
Dişi dökülür,
beli, boynu bükülür,
yüzü buruş buruş olur,
boyu kısalır, kulağı, burnu uzar.
Komik bir hâle gelir;
görenler güler, alay eder.
Maymunu olur bütün insanların böylece, ömrünün bitiminde.
Doğrusu ile yanlışı ile,
babamdan dinlediğim,
insan hayatına dair uydurulmuş
bir hikâyedir bu.
Sizlerle paylaşmak istedim.
Vaktini ayırıp okuyan oldu ise
helal etsin hakkını.
Saygılarımla
FEY
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.