1
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
4188
Okunma
Türkiye’de bazı sorular vardır; cevabından çok kimlerin, ne zaman ve hangi niyetle sorduğu önemlidir. “Zazalar Kürt mü?” sorusu da onlardan biri. Akademik olarak yıllardır tartışılır, sosyolojik, tarihsel, dilbilimsel boyutları vardır. Ama gelin görün ki bu soru her zaman bu masum çerçevede sorulmaz.
Nedense bu tartışmayı hararetle dillendiren kesimin ortak bazı özellikleri göze çarpar. Ülkeyi sevdiğini her fırsatta yüksek sesle söyleyen, ama konu vergi vermeye gelince “devlet baba çok alıyor” diyerek muhasebecisinin kapısında kamp kuran bir profil… Milliyetçilik damarları kabarık, ama işçisinin sigortasını yatırırken eli titreyen; emekten, adaletten bahsederken kelimeleri bol, vicdanı ise oldukça tasarruflu.
Kimlik meselesi burada bir değer arayışı değil, adeta bir sis bombasıdır. Gündem değiştirir, sorumluluk unutturur. Asgari ücretle geçinemeyen emekçi konuşulmasın diye, “asıl mesele Zazalar Kürt mü değil mi” denir. Vergi cennetlerine kaçırılan paralar değil, komşunun kimliği problem edilir. İşçinin hakkı değil, tabeladaki etnik etiket tartışılır.
Oysa sokaktaki Zaza’nın da, Kürt’ün de, Türk’ün de derdi üç aşağı beş yukarı aynıdır: geçinmek, onuruyla yaşamak, hakkının yenmemesi. Ama bu tartışmayı köpürtenler için bunlar tali meselelerdir. Onlar için kimlik, gerektiğinde böl, gerektiğinde bağır, gerektiğinde suçla diye kullanılan kullanışlı bir alettir.
İşin ironik tarafı şu: İnsan olmayı başaramamış birinin, hangi kimliğe ait olduğunun ne önemi var? Vergi kaçırıyorsan, emeği sömürüyorsan, hakkı gasp ediyorsan; Zaza olsan ne yazar, Kürt olsan ne yazar, başka bir kimliğe sığınsan ne fark eder?
Belki de soruyu tersinden sormak gerekir:
İnsan değilsek, kimliğin ne kıymeti var?