Ey tanrısal imparator, eğer sana engel teşkil ediyorsam, ölüm kararımı verebilirsin, yalnız beni ölümle tehdit etme, çünkü ölümden korktuğum yok. petronius
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR

DULKADİRLİ BEYLİĞİ’NİN KİLOMETRE TAŞLARI: DULKADİRLİ-OSMANLI SAVAŞI (1515)

Yorum

DULKADİRLİ BEYLİĞİ’NİN KİLOMETRE TAŞLARI: DULKADİRLİ-OSMANLI SAVAŞI (1515)

( 3 kişi )

1

Yorum

10

Beğeni

5,0

Puan

116

Okunma

DULKADİRLİ BEYLİĞİ’NİN KİLOMETRE TAŞLARI: DULKADİRLİ-OSMANLI SAVAŞI (1515)

DULKADİRLİ BEYLİĞİ’NİN KİLOMETRE TAŞLARI: DULKADİRLİ-OSMANLI SAVAŞI (1515)

Celil ÇINKIR
Araştırmacı Yazar ([email protected])

METODOLOJİK NOT / OKURA BEYAN

Bu metin, yoruma açık bir deneme ya da ihtimaller üzerine kurulmuş bir değerlendirme değildir. Çalışmada ele alınan savaş, tarih yazımında yaygın biçimde “Turnadağı Savaşı” olarak adlandırılsa da, kullanılan arşiv belgeleri ve Osmanlı kronikleri açıkça göstermektedir ki muharebenin cereyan ettiği alan Turna Dağı değildir. Savaşın geçtiği güzergâhlar, Osmanlı günlük kayıtları, sefer notları ve resmî arşiv belgeleri esas alınarak tespit edilmiştir.

Bu nedenle metin, bir adlandırma tartışması değil; yanlış yerleştirilmiş bir tarihsel olayın, belgeler ışığında doğru coğrafyasına iadesidir. Burada amaç Osmanlı tarihini yeniden yüceltmek, romantize etmek ya da hatırlatmak değildir. Amaç, belgelerin söylediğini olduğu gibi ortaya koymaktır.

Yazar, akademik bir unvanla değil; arşivle, kronikle ve sahayla konuşmaktadır. Görülen, bulunan ve belgelendirilen neyse, yorum katılmadan aktarılmıştır. Bu bakımdan okuyucunun metni “olasılıklar” ya da “yaklaşımlar” dizisi olarak değil; belgeye dayalı tarihsel tespitler bütünü olarak değerlendirmesi gerekir.

Bu çalışma, mutlak doğrular listesi iddiasıyla kaleme alınmıştır; çünkü dayandığı kaynaklar yoruma değil, kayda dayanmaktadır.

GİRİŞ:
Bu çalışma ile Dulkadir Beyliği’nin kuruluşu, hükümranlık sahası, kuruluş süreci ve yöneticileri hakkında özet bir bilgiden sonra, en kudretli yöneticisi ve Maraş kimliğinin mimarı olarak kabul ettiğimiz, Alaüddevle Bozkurt Bey ile Osmanlı Devleti arasında, Elbistan’a bağlı Hurman Nahiyesi’nin Ördekli mevkiinde başlayan, kısmen Turnadağı, Gavurkırıldığı yer, Çokak ve Geben – Kargaçayırı ve Halbur Yaylası bölgesinde devam eden tali muharebeler ve Andırın ilçesi Haştırın mevkiinde yapılan kesin sonuçlu muharebenin sebepleri ve sonuçları ile Alaüddevle Bozkurt Bey’in ve muhafızlarının mezar yeri hakkında tespit edilen bilgilerin verilmesi amaçlanmıştır.

Dulkadirli Beyliği’nin Tarih Sürecindeki Kilometre Taşları:
Anadolu’nun Doğu Akdeniz kısmında, Ahır Dağlarının güneye bakan eteklerinde yer alan
Kahramanmaraş, Peygamber efendimizin de ticaret yaptığı ünlü Şam (Dımaşk)Pazarı’nı Orta Anadolu’ya bağlayan ticaret yolunun üzerinde olması ve daha sonra Kilikya ismiyle anılacak olan bölgede müstahkem bir mevki olmasıyla, tarihin bilinen her döneminde önemini korumuştur.
637 - 1250 Yılları Arası: Maraş, Hazreti Ömer döneminde, 637 yılında Halid Bin Velid komutasındaki ordu ile fethedilen ilk Anadolu şehridir. Maraş, 637 yılından başlayarak, 1250 yılında Eyyubi Devletinin enkazı üzerine devlet olarak kurulan Memluklerin bölgeyi hükümranlığı altına almasına kadar geçen dönemde, İslam – Bizans yöneticilerinin nüfuz mücadelelerine sahne olmuştur.
1297 – 1337 Yılları Arası: Memlukler Dönemi: Maraş, Moğolların Anadolu’yu işgalinden sonra kurulmuş olan İlhanlı İmparatorluğu’na bağlı kalmak kaydıyla, Kilikya Krallığı’na bırakılır. Moğolların Anadolu’yu işgalinden sonra Anadolu Selçuklu Devleti sarsılınca, Mısır’da güçlü bir devlet kuran Memlukler, Kuzey Suriye ve Anadolu’nun güney sınırlarında nüfuz sahibi olmaya başlarlar. Bu dönemde Moğolların yaptığı baskı ve zulmüne karşılık, Anadolu halkı, Memlukleri yardıma çağırır. 1297 yılında Memlukler egemenliğine giren Kahramanmaraş bölgesi, Türkmenlere ikta edilir.
1337 – 1353 Yılları Arası: Dulkadirli Beyliği’nin Kuruluşu ve Zeyneddin Karaca Bey Dönemi: Maraş, 1297 yılından 1337 yılına kadar, Halep Vilayeti yöneticilerine bağlı olan Türkmen beyleri tarafından yönetilir. Memluklerin bu bölgedeki idari ve askeri zayıflığından yararlanan Dulkadirliler, 1337 yılında egemenliklerini ilan ederler ve 185 yıl varlığını devam ettirecek olan Dulkadir Beyliği, Zeyneddin Karaca Bey’in önderliğinde kurulur.
1353 – 1386 Yılları Arası: Halil Bey Dönemi: Zeyneddin Karaca Bey’in oğlu Halil Bey döneminde Dulkadirli Beyliği’nin sınırlarına Elbistan, Malatya, Besni ve Harput dahil edilmiştir.
1386 – 1398 Yılları Arası: Sevli (Süli) Bey dönemi: Halil Bey’den sonra yönetimi ele geçiren Sevli (Süli) Bey döneminde, Dulkadirli Beyliği topraklarının bir kısmının, sık sık el değiştirdiğini görmekteyiz.
1398 – 1443 Yılları Arası: Nasırüddin Muhammed dönemi: Dulkadir Beyliği topraklarının bir kısmı, Nasırüddin Muhammed Bey’in döneminde, Timur’un Ankara Harekâtının hemen öncesinde 1400 yılında Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlıların denetimi altına girmiştir.
1443 – 1454 Yılları Arası: Süleyman Bey Dönemi: Nasırüddin Muhammed döneminden sonra, beyliğin başına Süleyman bey geçmiştir. Süleyman Bey, liderliği döneminde Osmanlılarla arayı sıcak tutmaya çalışmıştır. Kızı Mükrime Hatun’u Osmanlı Sarayı’na gelin vermiştir. Sitti Mükereme (Mükrime) Hatun: (1435- 1484) Osmanlı sarayına gelin giden dördüncü Dulkadir Hanım Sultanıdır. Dulkadir hükümdarlarından Süleyman Bey’in güzellikleriyle ün salmış beş kızından en güzelidir. 15 Aralık 1449’da görkemli bir düğünle Padişah II. Murat’ın oğlu Veliaht Mehmet (Fatih) henüz 14 yaşında idi, kendisi de aynı yaşlardayken evlenmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in yedi eşinden üçüncüsüdür.
1454 -1466 Yılları Arası: Melik Arslan Bey Dönemi: Melik Arslan Bey Dulkadirli Beyliği tahtına 1454 yılında geçmiş ve 1466 yılına kadar beyliği yönetmiştir.
1467 – 1473 Yılları Arası: Şahsuvar Bey Dönemi: Şehsuvar Bey, Melik Arslan’dan sonra Dulkadirli Beyliği yönetimini ele geçirmiştir.
1479 - 15 Haziran 1515 Yılları Arası: Alaüddevle Bozkurt Bey Dönemi: Dulkadirli Beyliği’ne en parlak dönemini yaşatan ve asıl ismi Bozkurt Bey olup lakabı Alaüddevle ile tanınan Alaüddevle Bozkurt Bey, 36 yıl süreyle yönetimde kalmış ve beyliği döneminde beyliğin merkezini Elbistan’a taşımıştır. Safevî dönemi kaynaklarından olan “Tarih-i ‘âlemârâ-yı Şah İsmail (Tarih-i ‘âlemârâ-yi Safevî)”deki tasvire göre; Alaüddevle boyu minare gibi uzun olan, yaşlı bir adamdır. Sakalı neredeyse göbeğine kadar uzundur ve mücevherler ile süslenmiştir. Başında yedi tane küngüre olan hükümdarlık tacı bulunmaktadır. Gayet şaşaalı bir tahta oturmaktadır. Siyasi işlerinde ise oldukça becerikli, tedbirli ve akıllı davranmaktadır. 58 maddeden oluşan, Alaüddevle Bozkurt Bey Siyasetnamesini (Ceza Hukukunu) yayımlayarak ceza hukuku sistemini oluşturmuştur. Alaüddevle Bozkurt Bey, Dulkadirli Beyliği’nin bağımsızlığı yolunda önemli adımlar atmıştır. Alaüddevle Bozkurt Bey, gerek Osmanlının ve gerekse de Memluklerin gücünü çok iyi bildiğinden, onların nüfuz alanı haline gelen ülkesini denge politikası uygulayarak kurtarmaya ve Memlukler ve Osmanlı Devleti’ni karşı karşıya getirmeye çalışmıştır.
Yavuz Sultan Selim ve Alaüddevle Bozkurt Bey Dönemi’ne Ayrıntılı Bakış
Osmanlıların, Moğol istilası sonrasında Anadolu’da kurulan 26 beylik arasında bir hanedan olarak kabul ettikleri tek beylik Dulkadirlilerdir. Bundan dolayı, bazı Osmanlı Padişahları ve şehzadeler, Dulkadir Beylerinin veya üst düzey yöneticilerinin kızları ile evlenmişlerdir. Dulkadirli Hükümdarı Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Hatun (I. Gülbahar Sultan - 1453–1510) Dulkadiroğlu hanedan ailesinden Osmanlı sarayına gelin giden beşinci hanım sultandır. Ayşe Hatun, aynı isimdeki I. Gülbahar Hatun ile karıştırılmamalıdır. 1469’da Sultan II. Bayezid’in Amasya’da Sancak Beyliği sırasında II. Bayezid ile evlenen Ayşe Hatun, 10 Eylül 1470’de doğan Padişah Yavuz Sultan Selim’in annesidir.
Alaüddevle Bozkurt Bey Dulkadirli Beyliği’nin Başına Geçiyor
1479 – 1480 yılları arası olayları: Bu evlilik olayının gerçekleştiği dönemde, yani 1469 yılında, Osmanlı Padişahı olarak Fatih Sultan Mehmet, tahtta bulunuyordu. Fatih Sultan Mehmet, bu evliliği Memlûklere karşı koz olarak kullanmak amacıyla, Alaüddevle’yi yanına aldı. Bu dönemde Alaüddevle, henüz yönetici olarak Dulkadirli Beyliği’nin başında değildir. Zira bu dönemde Dulkadir Beyliği’nin başında bulunan Şahbudak, Memlûklere itaat etmekteydi. Buna karşılık Osmanlılar, Dulkadir Beyliği üstünde hükümranlığını hissettirmek istiyorlardı. Memlûkler, Akkoyunlular ile uğraşırken, Fatih Sultan Mehmet, Alaüddevle Bozkurt Bey’e Kırşehir’i vererek, Dulkadir Beyliği’nin idaresini ele geçirmesi için onu destekledi. Alaüddevle, Osmanlılardan elde ettiği destekle kardeşi Şahbudak’ı yenerek, Memluklere teslim etti ve 1479 yılında Dulkadirli ülkesinin başına Bey olarak geçti. Alaüddevle Bozkurt Bey’in Dulkadirli beyi olması, bozulmaya yüz tutmuş olan Osmanlı - Memlûk ilişkilerini daha da gerginleştirdi.
1481 – 1484 yılları arası Cem Sultan Olayları: Fatih Sultan Mehmet’in 1481 yılında, 49 yaşında iken ani ölümünün ardından, Memlûk sultanına haber gönderen Alaüddevle Bey, Dulkadirli Beyliği olarak Memlûklere karşı asla düşman olmadığını, aksine iyi ilişkiler kurmak istediğini bildirdi. Alaüddevle Bozkurt Bey’in bu yaklaşımını oldukça samimi bulan Memluk Sultanı Kayıtbay, Alaüddevle Bozkurt Bey’in rakibi Şahbudak’ı yakalatarak Şam kalesine hapsettirdi. Alaüddevle Bozkurt Bey, bir taraftan Memlûklere yaklaşırken diğer taraftan da Osmanlıları küstürmemek için II. Bayezid ile de ilişkilerini rayına oturtuyordu. Bu bağlamda, II. Bayezid, Cem Sultan ile taht mücadelesine giriştiğinde, Alaüddevle Bozkurt Bey’den yardım talep etti. Alaüddevle Bozkurt Bey, Konya üzerine yürüyen Cem Sultan’ı derdest etmek istedi; ancak Cem Sultan Mısır’a kaçarak kurtuldu. 1482 yılında Mısır’dan Karaman ülkesine gelen Cem Sultan’a karşı II. Bayezid tekrar Alaüddevle Bozkurt Bey’den yardım istedi. Alaüddevle, Cem Sultan’ı yakalamak için harekete geçti; ancak Cem Sultan bu sefer de Rodos Adası’na kaçarak kurtuldu. Alaüddevle Bozkurt Bey, Memlukler tarafından desteklenen Cem Sultan’ın hamlesine karşılık, beklenmedik bir hamle yaparak, 1483 Temmuz’unda Memluklerin hükümranlığı altında bulunan Malatya’yı kuşattı. Nitekim muhtemel bir Osmanlı istilasından korkan Sultan Kayıtbay, zaman kaybetmeden, önce kuzey sınırlarını sağlamlaştırmak ve tahkim etmek amacıyla Mısır’dan takviye birlikleri sevk etti; daha sonra da Suriye’deki valilerine Malatya’yı kuşatan Alaüddevle Bozkurt Bey’i cezalandırmak amacıyla sefere çıkmalarını emretti. Alaüddevle Bozkurt Bey ve Sultan Kayıtbay’ın ordusu 1484 Şubat’ında Elbistan’da karşı karşıya geldiler. Alaüddevle Bozkurt Bey, Memluk kuvvetlerini büyük bir hezimete uğrattı.
1485 yılı olayları: Hem Alaüddevle Bozkurt Bey’in izlediği siyaset ve hem de Osmanlı-Memlûk çekişmesi 1485-1491 yılları arasında yaşanan Osmanlı-Memlûk savaşlarına sebep oldu. Alaüddevle bu savaşların ortaya çıkmasında etkili olmasına rağmen, bu savaşlarda tarafsız kalmaya çalıştı. İki güçten birine yaklaşıp diğerine düşman olmak yerine, ikisiyle de iyi geçinmek istedi. Fakat Dulkadirlilerin hem yaşadığı coğrafya, hem de iki devletle olan siyasi ilişkileri, Osmanlı-Memlûk savaşlarında (1485-1491) tarafsızlığı imkânsız hale getiriyordu. Memlûkler, 1485 yılının Mart ve Kasım aylarında Çukurova’da Osmanlılar ile iki kere karşı karşıya geldi. Bu savaşların ikisinde de Memlûkler galip geldi. Bunun üzerine Alaüddevle, Halep valisi Özdemir aracılığı ile Memlûk devleti ile yakınlaşmak istedi. Ancak Sultan Kayıtbay onun dostane ilişkiler içinde bulunmayı taahhüt ederek yakınlaşma isteğini reddetti. Çukurova’da yapılan savaşlar sonunda üst üste iki Memlûk yenilgisini hazmedemeyen Osmanlı yönetimi, Sadrazam Davut Paşa komutasında bir ordu hazırlayıp bu orduyu Çukurova’nın alınması için görevlendirdiler. Osmanlılar bir taraftan da Alaüddevle’ye haber göndererek onun bu sefere katılmasını istediler. Alaüddevle Bozkurt Bey, yine Memlûk-Osmanlı savaşına müdahil olmamak için Osmanlı ordusuna uzak bir mevkide bulunduğunu, yayla yaşamına alışık askerlerinin deniz kıyısında iş göremeyeceklerini bahane ederek Osmanlılara katılamayacağını bildirdi. Bu sırada Davut Paşa, Çukurova’ya ilerlerken merkezden gelen bir emirle Taşucu’nda isyan eden Turgutoğulları ve Varsaklar üzerine sevk edildi. Sıranın kendisine de geleceğini düşünen Alaüddevle, Osmanlı kuvvetlerine katılmaya karar verdi. Alaüddevle, Aladağ eteğinde Kocakale mevkiinde Davut Paşa’yı karşıladı ve Türkmenlerin isyanı bastırıldı.
1488 yılı olayları: Osmanlılar, birkaç kez başarısız olmalarına rağmen, Çukurova’da Memlûklere üstünlük sağlama isteklerinden vazgeçmediler. Nitekim Hadım Ali Paşa komutasındaki bir ordu, Çukurova’yı ele geçirmek için harekete geçti. 14 Mart 1488 günü Çukurova’ya gelen Hadım Ali Paşa; Adana ve Tarsus’u Memlûklerin elinden aldı ve ardından İstanbul’a döneceği zaman Memlûk ordusunun Çukurova’ya doğru geldiğini öğrendi. Alaüddevle Bozkurt Bey’e haber gönderen Hadım Ali Paşa ondan Memlûklere karşı yardım istedi. Alaüddevle ise Hadım Ali Paşa’ya cevaben Memlûklerin Dulkadir topraklarına saldırma ihtimaline karşılık topraklarını korumak için Andırın ilçesine bağlı Geben’e geçtiğini, burada bekleyip duruma göre hareket edeceğini ve şu an için Çukurova’ya gelemeyeceğini bildirdi. Emir Özbey idaresindeki Turgutoğulları ve Ramazanoğullarının da desteklediği Memlûk ordusu, Çukurova’ya geldi. 16 Ağustos 1488 günü Tarsus ile Adana arasındaki Ağaçayırı bölgesinde Memlûk ordusu Osmanlıları yine mağlup etti.
1489 - 1490 yılları arası Şahbudak Hadisesi: Osmanlı ve Memlûkler gibi dönemin iki büyük gücü arasında sürekli temkinli davranan ve sık sık denge politikası izleyen Alaüddevle, bu savaşın ardından kızını Memlûk komutanı Emir Özbey’e vererek Memlûklere daha çok yaklaşmaya ve dostane ilişkiler kurmaya başladı. Onun bu tavrı üzerine Hadım Ali Paşa, Sultan II. Bayezid’e haber göndererek, Alaüddevle Bozkurt Bey’in takındığı tutum ve davranışlara bakılırsa, Memlûklere meylettiğini bildirdi. Alaüddevle Bozkurt Bey’in bu denge politikasına yani ikili siyasetine kızan Sultan II. Bayezid daha önce Vize valisi yaptığı Şahbudak’ı, Dulkadir Beyliği’nin başına getirmeye karar verdi. Osmanlı kuvvetleri ile desteklenen Şahbudak, 1489 yılının ilkbaharında Dulkadir tahtına ele geçirmek amacıyla İstanbul’dan hareket etti. Meydana gelen mücadele neticesinde Alaüddevle, Şahbudak’ı mağlup etti. Osmanlı hükümdarı II. Bayezid Anadolu’daki bu gergin ortamın düzeltilmesi Alaüddevle ve Memlûklere bir ders verilmesi için büyük bir sefer hazırlığı yaptırmak istedi. Bunu haber alan Alaüddevle, II. Bayezid’e bir elçi göndererek ondan af diledi. Dönemin şartları gereği II. Bayezid bu sefere çıkmadı ve Alaüddevle’yi de affetti. Böylece gergin olan Osmanlı – Dulkadir Beyliği arasındaki ilişkilerde az da olsa bir yumuşama sağlanmış oldu.
1499 – 1511 yılları arası Şah İsmail dönemi: Şiilik mezhep olarak, İran’dan önce Anadolu’da Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd zamanından beri yaygın bulunuyordu. Bu sebeple Dulkadirliler arasında da çok sayıda Şii-Alevi (Tahtacı olarak adlandırılan Oğuzların Ağaç Eri Boyu) unsurları vardı. Hatta Şah İsmail, 1500 yılında müritlerini etrafına toplamak için Erzincan yakınlarındaki Sarıkaya yaylağına geldiği vakit, Ağaç-eri
(Tahtacılar), Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Zülkadir, Avşar ve Kaçar Türkmen aşiretleri ile Varsak aşiretinden oluşan 7.000 kişilik kuvvet, Anadolu’daki Şiilerin birçoğu onun huzuruna çıktılar. Böylece Anadolu’dan özellikle Dulkadirliler ülkesinden giden Türkmenler tarafından desteklenen Şah İsmail, 1500 yılında Şirvan Şah Ferruh Yesar’ı, ertesi yıl da Akkoyunlu Elvend’i, Şurur’da yenerek önce on iki imam adına, sonra da kendi adına hutbeyi okutup şeyhlik postuna ve 1501 yılında şahlık tahtına oturdu. Alaüddevle Bozkurt Bey, ülkesinden Türkmen topluluğunun Şah İsmail’in yanına gitmelerine kayıtsız kalmıştı. Oysa çökmekte olan Akkoyunlu Devleti’nin toprakları üzerinde kurulan Safevi Türk Devleti’nin gittikçe artan kuvvet ve kudreti Osmanlı Devleti kadar Dulkadir Devleti’ni de tehdit ediyordu. Tehlikeyi geç de olsa sezen Alaüddevle Bozkurt Bey ülkesindeki Türkmenlerin İran’a gitmelerini engellemeye çalıştı. Şah İsmail, tam bu sırada yani 1501 yılında, Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı Benli Hatun’u istedi. Dulkadir Bey’i önce kızını Şah İsmail’e vermeyi vaat ettiyse de, daha sonra onun Şiiliğini bahane ederek bundan vazgeçti. Üstelik de ülkesindeki Alevilerin İran’a gitmelerini engellemeye çalıştı. Aslında iki devletin ordularının karşı karşıya gelmesi bir kız alıp vermekten öte, Alaüddevle Bozkurt Bey’in Güneydoğu Anadolu bölgesinde ki Akkoyunlu ülkesini elde etmek istemesinden kaynaklanmaktaydı. Onuru kırılan Şah İsmail, Alaüddevle Bozkurt Bey’e düşmanlık beslemeye başladı. 1502 ilkbaharında Akkoyunlu Elvend’i takip ederek Tercan’a kadar gelen Safevi hükümdarı, Türkmenlerin kendi katına gelmelerine engel olan Alaüddevle Bozkurt Bey üzerine bir kuvvet gönderdi. Önce Akkoyunlu direnişini kırmaya çalışan Şah İsmail, Elvend’in Tebriz’e hücum edeceği haberi üzerine geri dönmek zorunda kaldı. Sonunda Elvend savaşa girmeye cesaret edemedi, önce Bağdat’a, oradan da Diyarbakır’a kaçtı. Elvend’den sonra sıra daha önce Isfahan ve Fars’tan kovulmuş olan son Akkoyunlu şehzadesi Murad’a geldi. 1503 Haziran’ında Hemedan yakınlarında yenilen Murad, Şiraz’a gitti ise de Safevilerin takibatına uğradığından Bağdat’tan kaçtı. Orada Irak-ı Arap Valisi Barik Beg Purnak tarafından karşılanarak Akkoyunlu tahtına çıkarıldı. Fakat Şah İsmail bu defada Bağdat önlerine gelmekte geç kalmadı. Ona karşı direnemeyen Murad ve Barık Beg Purnak Halep’e, oradan da Alaüddevle Bozkurt Bey’in yanına Elbistan’a kaçtılar. Alaüddevle Bozkurt Bey, Şah İsmail’in Bağdat’ı zaptı ve Diyarbakır taraflarını tehdit etmeye başlaması üzerine Sultan Bayezid’den yardım ve himaye talep etti. Fakat Osmanlı Padişahı II. Bayezıd, Şah İsmail’i kendi aleyhine tahrik etmemiş olmak için Dulkadir Beyi’nin talebine pek ilgi göstermedi. Hatta aksine Safevî hükümdarını zaferlerinden dolayı tebrik etti. Alaüddevle Bozkurt Bey, buna rağmen Murad’a yardım etmekle kalmayıp Şah İsmail’e vermeyi vaat ettiği kızı Benli Hatun’u vermekten vaz geçtiği gibi, kızını Akkoyunlu Şehzade Murad’a verdi. Safevi hükümdarı 1507 yılında Elbistan’a doğru yola çıktı. Kızılbaşları etrafına toplamak amacı ile Erzincan ve Suşehri yolu ile Osmanlı hududundan geçmeyi tercih etti. Bir müddet hudutta bekleyen Şah İsmail, Osmanlı padişahı II. Bayezid’den Dulkadir ülkesine geçmek için izin rica etti. II. Bayezid’in bu ricayı kabul etmesi üzerine Safevi hükümdarı halka herhangi bir zarar vermemeye dikkat ederek, Osmanlı topraklarından geçip, Sarız yolundan Elbistan’a doğru ilerledi. Alaüddevle Bozkurt Bey, Memluklerden ve Osmanlılardan yardım istedi. Memlukler bu yardım talebine cevap bile vermediler. II. Bayezid’in Yahya Paşa komutasında gönderdiği Osmanlı ordusu ise ancak Ankara’ya kadar gelerek sadece Şah İsmail’in harekâtını izledi. Bazı kaynaklarda, Alaüddevle Bozkurt Bey’in Şah İsmail’e karşı koyacak güçte olmadığından Kadirli ilçesi sınırları içerisindeki Bağdaş Yaylası’nın batısından başlayarak, güney - kuzey istikametinde Sivri Tepe – Turna Ovası – Kasırga Güneyi Mevkii – Akçadağ – Kozoluk – Çığşar hattında uzanan sarp Turna Dağı’na sığındığından bahsetseler de, beklediği desteği göremeyince, Alaüddevle Bozkurt Bey’in, bu hareketi stratejik savunma gereğidir. Aslında Alaüddevle Bozkurt Bey bu hareketiyle Turan taktiğini uygulamıştır. Turna Dağı eteğindeki Turna Ovası’nda ordugâh kuran Şah İsmail, bir hayli bekledikten sonra Alaüddevle Bozkurt Bey’in dağdan inmeyeceğini anlayınca daha doğrusu Turan taktiğine düşmeyerek geri çekildi. Dönüşünde de intikamını Elbistan ve Maraş şehirlerini yakıp yıkarak aldı. Öyle ki, bu tahribattan abideler dahi nasibini aldı. Safevi hükümdarı Şah İsmail’e karşı başarılı olamayacağını anlayan Alaüddevle Bozkurt Bey, Şah İsmail ile arasını düzeltme yollarını aradı. Nitekim 1511 yılında Alaüddevle Bozkurt Bey’in Şah İsmail tarafından kendisine hediye edilen bir çadırı Kahire’ye göndermesinden Dulkadirliler ile Safeviler arasında artık dostluk tesis edildiği ve olayların seyrinden de bu dostluğun bir saldırmazlık anlaşması ile noktalandığı müşahede edilir.

Devamı yarın

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (3)

5.0

100% (3)

Dulkadirli beyliği’nin kilometre taşları: dulkadirli-osmanlı savaşı (1515) Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Dulkadirli beyliği’nin kilometre taşları: dulkadirli-osmanlı savaşı (1515) yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
DULKADİRLİ BEYLİĞİ’NİN KİLOMETRE TAŞLARI: DULKADİRLİ-OSMANLI SAVAŞI (1515) yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Musa Aslansofuoğlu
Musa Aslansofuoğlu , @musaaslansofuoglu
4.2.2026 00:09:53
5 puan verdi
Emeğine yüreğine sağlık üstad
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL