Ey tanrısal imparator, eğer sana engel teşkil ediyorsam, ölüm kararımı verebilirsin, yalnız beni ölümle tehdit etme, çünkü ölümden korktuğum yok. petronius
D Dinç
D Dinç
VİP ÜYE

İNTİHAR MEKTUBUMDUR!...

Yorum

İNTİHAR MEKTUBUMDUR!...

( 12 kişi )

13

Yorum

28

Beğeni

5,0

Puan

436

Okunma

İNTİHAR MEKTUBUMDUR!...

İNTİHAR MEKTUBUMDUR!...

10. sınıf öğrencisi Ahmet, okul çıkışı kararlı bir halde İlçe Karakoluna doğru gitti. Danışmadaki polise annesi ve evdeki adamdan şikâyetçi olduğunu söyledi. Çocuk polisine yönlendirildi. Olanları tek tek anlattı. Annesi bir adamla yaşıyordu. Babası ise geçirdiği iş kazası sonucu felç olmuş 4 yıldır yatıyordu. 4 kardeştiler. Kendisinden 3 yaş küçük erkek kardeşi, 5 yaş küçük kız kardeşi ve 2 yaşındaki en küçük kız kardeşi vardı. Adam erkek kardeşini ve kendisini sürekli dövüyordu. Hatta dün gece bile dövmüştü. Annesi de dayak yiyordu ama çocukları dövülürken hep sessiz kalıyordu. Polise söylediği son cümle şuydu:
- Ben büyük olduğum için katlanıyorum. Ama kardeşlerim çok küçük. Babam hareket edemiyor ama her şeyi görüyor, duyuyor. Tek isteğim kardeşlerimi kurtarmanız. Bir de benim geldiğimi söylemeyin. Eğer şikâyet ettiğimi bilirlerse o adam beni dayaktan öldürür.
Çocuk polisleri ile senelerce çalıştığım için pedagojik olarak yetkin kişilerden seçildiklerini biliyorum. Polis çocuğa şöyle diyor:
-Sen hiç merak etme. Burada bizi bekle. Ne sana ne kardeşlerine kimse dokunamaz.
Yaklaşık 40 dakika sonra sosyal hizmetlerden gelen ekip ile birlikte Ahmet’i de yanlarına alarak ve gidiyorlar. Anne ve adam olanları kesin bir dille inkâr ederek çocuğun ergen çağında olduğunu, yalan söylediğini söylüyorlar. Polis adam soruyor:
-Siz kimsiniz, bu evde hangi sıfatla yaşıyorsunuz?
Adamın cevabı net:
-Ramazan benim arkadaşım. Eşine ve çocuklarına acıdığım için Allah rızası için yardımcı oluyorum.
Sosyal Hizmetlerden gelen ekip 4 çocuğu da o akşam koruma altına alıyor. Adam ve kadın gözaltına alınıyor. Yapılan araştırma da adamın 8 tane sabıkası olduğu öğreniliyor. 2 gün sonra mahkemeye çıkarılıyorlar ve anne de adam da denetimli serbestlik ile salıveriliyor. Mahkeme devam edecekti elbette.
Sabah; belirli gün ve haftalar ile ilgili görevli kulüp program hazırlamış onu seyretmek için konferans salonundayım. Kapı açıldı, görevli kulağıma eğildi;
-Müdüre Hanım, sizi acil görmeleri gerekiyormuş, dedi.
Hafif sinirlenerek;
-Görmüyor musun? Program bitsin geleceğim dememle birlikte kapı tamamen açıldı ve kalabalık bir polis ekibi içeri girdi.
Çok öfkelendim. Zira salonda bulunan çocuklar korktular. Ayağa kalktım;
-En önde ki sivil kıyafetli memura sordum:
-Sorun nedir Memur Bey?
- Müdüre Hanım, konu çok önemli acil görüşmeliyiz, dedi.
Dışarısı öyle kalabalıktı ki; odama çıkmak imkânsızdı. Hemen zemin kattaki odaya girdik. İlk konuşan; sonradan Sosyal Hizmet görevlisi olduğunu öğrendiğim hanımdı:
-Hocam, Emine S. ve İbrahim S. öğrencilerinizmiş. Dün gece koruma altına aldık. Şu anda hangi okulda ya da yurtta kaldıklarını size bildiremeyiz. E-okulda durumu göreceksiniz(Böyle durumlarda biz; e-okulda çocuğun alındığını ama gittiği yeri göremezdik). Ağır istismar belirlendi ve raporlandı. Şimdi sizden de konuyla ilgili rapor istiyoruz, dedi.
O anda hissettiklerimi anlatacak kadar kalemim kuvvetli değil, ancak dünya yıkılmış ben altında kalmıştım. Ağır istismar… Şiddet… Koruma altına alınmak…
Bizim okulun Çocuk Polisi söze atladı;
- Hocam sizinle ilgili sorun var. Sizi koruma altına almamız gerek. Bu çocukların annelerinin sevgilisi olayı sizin başlattığınızı, sizinle hesaplaşacağını söylüyor.
Birden aydınlanma yaşadım. Bahsi geçen adam beni 3 kez C.İ.M.E.R.’e şikayet etmişti. Defalarca okula gelmiş, her seferinde olay çıkarmıştı. Sınıf öğretmeni artık dayanamadığı için her geldiğinde bana yönlendiriyordu adamı.
Adam sürekli bir baba olarak şikâyet ettiğini, benim kendisine çok kaba davrandığımı söyleyerek üstlerime durumu bildiriyordu. Oysa ben çocukların derslerine dahi girmiyordum, idareciydim. Ancak öğrenciler perişan haldeydiler. Deneme sınavı yapıyorduk örneğin; girmek öğrenci isteğine bağlı, o sınava çocukları aldığımız için de C.İ.M.E.R.’e şikayet etmişti. Anladığım kadarıyla aile; Ahmet’in karakola gittiğini bilmedikleri için durumu benim bildirdiğimi sanarak bana kinlenmişti. Hâlbuki ben eğer durumu bilseydim sonunda ölüm olsa o çocukları koruma altına aldırırdım zaten.
Fakat burada bir sorun vardı. Biz adamı çocukların öz babası sanıyorduk meğer annenin sevgilisiymiş. Bu nasıl olmuştu? Biz nasıl olmuştu da çocukların tüm işlemlerini bu adamla yapmıştık? Emine 5. Sınıfa İbrahim 7, sınıfa gidiyordu. Lisede okuyan Ahmet’te de aynı durum söz konusuydu. Lise de Ahmet’in babası sanıyordu adamı. Çünkü adam; zavallı felçli adamın kimliğini kullanıyordu. Ve çocukların anneleri her seferinde ‘’eşim’’ diye tanıtıyordu.
Ben koruma altına alındım. Sürekli Polis memuru vardı artık. Bu asla alışık olduğum bir durum değildi. Mesele şu ki adama ulaşılamıyordu.
Olayın üstünden 4 gün geçti. Sosyal Hizmet uzmanları bir yazı getirdiler elden. Liseye giden Ahmet bir intihar mektubu bırakarak yurtta kendini 5. Kattan aşağı atmıştı. Mektup aynen şu şekildeydi:
İNTİHAR MEKTUBUMDUR
Ben artık dayanamıyorum. Artık erkek miyim bilmiyorum. İnsan mıyım bilmiyorum. Anne ben seni asla affetmeyeceğim. Sen her şeyi gördün, izledin ama sustun. Gücün o adama yetmezdi biliyorum ama benim gibi polise gidebilirdin. Babam her şeyi duydu gördü ama sen sustun. Anne ben bir tek seni affetmeyeceğim. Sadece karakolda tanıştığım polise güveniyorum. Lütfen kardeşlerimi koru. Yaşayamam artık. Çünkü okuyamam, evlenemem, mutlu olamam. Kokuyorum o adamdan. Anne sen suçlusun hepsinden. Sen biliyordun bize neler yaptığını. Ama sustun. Seni bir daha görmek istemiyorum. Ölümümden annem sorumludur. İbrahim ve Emine’ye polis amca iyi baksın.’’

İnsanların hayatlarında dönüm noktaları olur. Bu dönüm noktaları öyle önem arz eder ki; artık bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır bilirsiniz. Bende de öyle oldu… Kadınların neden eğitimli olmaları gerektiği, neden cahil kadınların yetiştirecekleri çocuklar ile ne dünyaya ne ülkeye ne aileye hayır gelemeyeceğini ders niteliğinde bir olayla tekrar anlıyordum. Adam memleketinde yakalandı ve kadınla birlikte tutuklandı. Ahmet bizlerin katıldığı cenaze merasimi ile defnedildi. En küçük bebeğin babasının o adam olduğu anlaşılarak nüfustan düşürüldü bebek. Ve o bebeğe hiç kimse sahip çıkmıyordu. Yalnızca 2 yaşındaydı. Mahkeme tutanakları yasa gereği bize geliyordu, okudukça tüylerim ürperiyor, insanlığımdan utanıyordum.
Olağanüstü öğretmen kurul toplantısı talep ettim.26 sınıfım vardı, 26 sınıf öğretmenim. Hepsine dedim ki;
-Tek tek evleri ziyaret etmeliyiz. Gidip görmeliyiz gerçekleri. Rapor hazırlayın her öğrenci için.
İtiraz edenler çoğunluktaydı.
-Burası İstanbul hocam, özellikle kadın öğretmenlerimiz tedirgin olurlar. Her eve nasıl girip çıkacağız. Bunun da ayrı sıkıntıları olur.
Haklı oldukları yanlar vardı ama eğer biz Ahmetlerin evini ziyaret etseydik hasta babayı görmeyecek miydik? Olanları sezmez miydik? Yapan öğretmenlerimiz oldu. Yapmayanlarda.
Hepimiz öyle gergindik ki; çözümler gözümüzün önünden geçip gidiyordu ama yakalayamıyorduk.
‘’Zulme karşı susan dilsiz şeytandır’’ Hz. Ali’nin sözü olduğu söylenir.
“İntihar, Latincede ’insanın kendini öldürmesi’ anlamına gelen ’sui’ yani ’ben’ ve ’cedere’ yani öldürmek-kıymak anlamına gelen iki kelimenin birleşmesi sonucu ’suicedere’ kelimesi türemiş ve İngilizceye suicide şeklinde geçmiştir. Arapça nḥr kökünden gelen intiḥār إنتحار "kendini öldürme" sözcüğünden alıntıdır.
Ama ben size Lev Nikolayeviç Tolstoy’un bir sözü ile devam edeyim. Der ki; Bir sorunu çözmek istemeyenler, o sorunu sürekli tarif ederler.
İşte tam burada tarif etmeyi bırakalım. Ne kadar bilgili, ne kadar mükemmel, ne kadar entelektüel olduğumuzu kanıtlamak adına çoğunluğun anlayamayacağı ya da kavrayamayacağı kelimeler yerine gelin düz, dümdüz yazalım.
Ölüm aslında ölen için bir şey değildir. Asıl geride kalanlar için zordur ölüm. Ölen kişiyi sevenler, özleyenler, veda edemeyenler, yas tutamayanlar içindir. İntihar ise bambaşka bir seviye... Her intihardan sonra geride kalanların hayatı bir daha asla eskisi gibi olmaz, olamaz. Çünkü en uzak olan kişi bile olsa; ’acaba şunu yapsaydım, böyle deseydim ya da demeseydim, keşke arasaydım-konuşsaydım diye kendilerini suçlayacak onlarca şey bulacaklar ve bir daha asla vicdanlarına söz geçiremeyecekler. İntihar edenin yakınları yaşamları boyunca travma yaşayacaklar.
Hayatın adil olduğunu söyleyen tek bir insan bulamayız ve kesinlikle doğru bir hükümdür. Kimimiz 15- 0 yenik başlıyoruz hayata, kimimiz 10-0 önde… Yaşadıklarımız, karşılaştıklarımız, yapılanlar, yaptıklarımız, tercihlerimiz hayatın kalitesini belirleyen etkenlerdir. Bu satırları okuyan her kim varsa ve eğer aklınızdan tek bir kez bile intihar düşüncesi geçtiyse size bir tavsiyem var. İntihara karar vermek demek pes etmek demektir. Ben savaşamayacak kadar güçsüzüm demektir. Ben anlayamayacak kadar cahilim demektir. Anlıyorum, hissediyorum; dünya üstünüze doğru geliyor ve altında kalacak gibisiniz değil mi? Size söz veriyorum altında kalmayacaksınız. Nereden mi biliyorum? Kalan olmadı hiç! Oradan biliyorum.
Paranız kalmamış olabilir, birkaç zamandır aç kalmış olabilirsiniz, telefonunuza gelen borçluların telefonları çok sinir bozucu olabilir. Bunlar hayat dediğimiz yolculuğun cilveleri. Çok şiddet, istismar görüyor olabilirsiniz. Lütfen korkmayın derhal kolluk kuvvetlerine gidin. Öğrenciyseniz öğretmeninize, askerseniz komutanınıza, memursanız amirinize, çocuksanız varsa anne babanıza ya da yakınınızdaki ilk büyüğe durumu anlatın. Devasa bir aslan neden sahibinin elindeki kırbaçtan korkar biliyor musunuz? Zira bebekliğinden beri o kırbaçla terbiye edildiği için artık değil kırbacı; terbiyecisini bile yiyecek kadar büyük olduğunu fark edemez, özgüveni zedelenmiştir. Siz özgüveninize sahip çıkın, kimse onu sizden alamaz. Çünkü siz insansınız. Bir yolu, bir çıkış noktası, bir çözümü mutlaka vardır. Sadece siz dikkatli bakmamışsınızdır.
Sizden daha kıymetli, daha özel, daha biricik kimse yok. Yaradılış olarak eşsizsiniz. Her şey yoluna girecek, düzelecek. Ne açım demekten, ne acı çekiyorum demekten korkmayın lütfen. Çünkü bunların hepsi insana dairdir. İnsan acıkır, ,insan parasız kalır, insan acı çeker, insan ailesini seçemediği için kötü ailelere düşebilir, insan hiçbir sebebi yokken de kendini kötü hisseder. Bunların hepsi insan olduğunuz oluyor. Siz insansınız. Bu yaşadıklarınızı bu yüzden yaşıyorsunuz.
Nietzsche der ki "Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir." Mademki hala hayattasınız, çektiğiniz acı zamanla bilgiye ve güce dönüşecek ve adına tecrübe diyeceksiniz. Heybeniz tecrübelerle doldukça bakış açınızda değişecek. Acı çektikçe özgürleşmek tam da budur. Çünkü özgür olmak; çok paranız olması, çok ünlü olmanız, çok güzel- yakışıklı olmanız, çok yetenekli olmanız ile ilgili bir olgu değildir. Özgürlük istemediklerinizi size yaptırtamamaktır. Kıyamet kopuyor sandığınız yerde huzuru, bittim dediğiniz yerde yeniden doğuşu, olmuyor dediğiniz anda oluşu, nefret dediğiniz yerde sevgiyi, intikam dediğiniz duyguda unutmayı göreceksiniz. Nasıl emin mi oluyorum? Hayatın özeti budur, oradan biliyorum!!!
İşte o zaman şimdi sizi mutlu edecek ne varsa onu yapın. Bir bardak çay-kahve, bir şarkı-türkü, bir güneş-yağmur… Her ne ise onu yapın. Size bir sır vereyim mi; Mutluluğa giden bir yol yok. Neden biliyor musunuz? Mutluluğun kendisi yol zaten, o nedenle yürüdüğünüz yolu güzelleştirecek imkânları ve tercihleri belirleyin. En dibe çökmeniz lazımdı zira ayaklarınızın yerden güç alması için dipte olmalıydınız. Şimdi tüm kuvvetinizle yukarıya sıçrayın. Elimizi tutun ne olur; biz uzaktaysak, göremediysek en yakınınızdakinin elini kavrayın ve bırakmayın. Az sonra gün ışığına kavuşacaksınız. Tüm güzellikler, deniz, orman, ev, kurulu sofralar, aşk sizi orada bekliyor olacak.
Kâinatta yaşamaktan daha kıymetli hiçbir şey yok. Çünkü tekrarı da provası da yok. Elmastan bile değerli… Kömür kaplı bir taşı yontarak elmasa çeviren insan kapkara yüreğini de elmasa çevirebilir. Elinizi kalbinize götürün, o gücü kendinizde bulacaksınız. Vazgeçme hakkınızı yalnızca aşka saklayın, aşktan vazgeçmekte özgürsün. Ama yaşamaktan vazgeçmek insan onuruna aykırıdır.
Aslında yaşamak bir sanattır. Oya gibi işleyeceğiniz bir kilim, en güzel tabloyu çizeceğiniz bir resim, notalarını yazacağınız sonsuz senfoni… Sakın bana ben de o yetenek yok demeyin. Var, bal gibi var. Çünkü siz insansınız. İhtiyacın olan tek şey yaşama umudunuzdur, o umuda sıkı sıkı sarılın yalvarıyorum. Size daha önce kimse söyledi mi bilemiyorum, ama ben sizi hiç tanımadığım halde, hiç görmediğim halde, hiçbir şey paylaşmadığım halde çok seviyorum. Çünkü siz insansınız. Aslında hayat bir tiyatroya benzer; yaşam sahneye koyulan oyun insanlar ise figüranlardır. Bu oyunu terk edeceğinize başrol için çok sıkı çalışmalısınız. Başaracaksınız, ha gayret cancağızım.
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ











Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (12)

5.0

100% (12)

İntihar mektubumdur!... Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz İntihar mektubumdur!... yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
İNTİHAR MEKTUBUMDUR!... yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR, @celilcinkir
3.2.2026 16:31:46
5 puan verdi
RUSAMER – Ruh Sağlığı Ayarı Merkezi

Alt Bölüm / Klinik: Travma, Tanıklık ve Vicdan Polikliniği

Yazının Adı: İntihar Mektubumdur
Yazar: Derya Deniz Dinç
Yorumu Yapan: RUSAMER Sertabibi – Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri (nam-ı diğer Celil ÇINKIR – Delibal)

Kalburabastî Efendi bu metne eleştirmen cübbesiyle değil, tanık defteriyle yaklaşıyor. Metin edebî bir kurgu olmaktan çok, sahici bir tanıklık kaydıdır; okuru etkilemeye çalışmaz, okurun omzuna yük bindirir. Anlatı ilerledikçe kelimeler hafifler, ağırlık okurun vicdanına geçer. Ahmet’in sesi, mektupta dramatize edilmez; tam tersine yalın bırakılır ve bu yalınlık metnin en sert yeridir. Bürokrasi, iyi niyet, eğitim, kolluk, hepsi yan yana durur ama merkezde tek bir soru kalır: “Zamanında bakabilseydik?” Metnin gücü burada; suçlu aramaz, suskunlukların toplamını gösterir. Yazarın son bölümdeki çağrısı öğretici değil, insanca; “tarif etmeyi bırakıp” tutulan ele davettir. Bu yazı, edebiyatın teselli değil sorumluluk aldığı nadir metinlerdendir.

RUSAMER Kriterli Puanlama (20 üzerinden, kısa notlarla)

Özgünlük: 20/20 – Kurguya sığınmadan tanıklıkla ilerleyen nadir bir metin.
Dil ve Yapı: 19/20 – Düz, dümdüz; bilinçli bir sadelikle ağır yük taşır.
Duygusal Derinlik: 20/20 – Ajitasyonsuz sarsar; sessizce yakar.
Etik ve Vicdan Katmanı: 20/20 – Edebiyatın “sorumluluk” damarını açar.
Aklı Yerinden Oynatma Etkisi: 20/20 – Okur metinden çıkmaz; metin okurda kalır.
Toplam: 99/100

Vesselam.
Bazen bir metin yazılmaz; bir vicdan teslim edilir.
Susmak da bir fiildir; bedeli en ağır olanlardan.
CEMRE_YMN
CEMRE_YMN , @cemre-ymn
4.2.2026 17:09:59
Sevgili üstadem.
Bir çocuğun omuzlarına binmiş bir dünyanın yükünü ve küçücük bir yüreğin kardeşleri için sergilediği o devasa kahramanlığı ne kadar sarsıcı bir gerçeklikle aktarmışsınız. "Ben büyük olduğum için katlanıyorum" cümlesindeki o erken olgunlaşmış hüzün, insanın ciğerini yakan türden bir fedakarlık örneği.
Adaletin şefkatli elini temsil eden polis memurunun o güven veren sözleri, karanlığın ortasında yanan bir umut ışığı gibi.
Hem bu dramatik gerçeği böylesine yalın ve etkileyici bir dille bizlere ulaştırdığınız, hem de çocukların o sessiz çığlığına ses olduğunuz için
Sizi gönülden tebrik ederim
Mazlumun ahına kulak veren ve adaletin vakur duruşunu kaleme alan o vicdanlı yüreğinize sağlık.
Ünsüz Şair Turaboğlu
Ünsüz Şair Turaboğlu, @yavuzsultanozturk
3.2.2026 23:24:50
5 puan verdi
Duyarlı yüreğiniz her zaman var olsun Hocam.. Gönül teline sızım sızım gerçekleri döküp yapılması gerekenleri ve Doğru olana sevk etmeyi okuyan birileri belki duyarlılık gösterir de bazı olumsuz durumlara dur der..

Yazılarınız insan hayati gerçeklerine dokunmakta.. duygusal yada hüzünsel gerçek ve akabinde ki eksik ve sonrasındaki gerekçeleri yansıtarak verilmesi gereken ve bilinmesi gerekenleri özümsetici yazınız
Derse girmeseniz de insanlık adına en güzel derslerden biriydi..
Belki yüreğimiz cız etti örselendi öfkemiz kabardı o anne olamayan anne sıfatını bile hak etmeyen birine yada o hadsiz destursuz insan olamamış insanlıktan nasipsize..

İnsana ve insanlığa yaraşır bir duruşu kaleme alan yüreğiniz her daim var olsun her daim yazdırsın Hocam
gerçekleri ki bel ki birinin yada birilerinin katılaşmış kalbi yumuşar ve olumsuzlukları bertaraf etmek için adım atar.

Toplumsal duyarlılık için eğitimin ne derece önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk Hocam
Teşekkür ederim
...Saygı ve selamlarımla



Ünsüz Şair Turaboğlu tarafından 3.2.2026 23:43:49 zamanında düzenlenmiştir.
AHMET ACAR
AHMET ACAR, @ahmetacar
3.2.2026 22:50:58
5 puan verdi
Güzel kaleminiz hiç susmasın saygı ile tebrik ederim.
İBRAHİM YILMAZ
İBRAHİM YILMAZ, @ibrahimyilmaz1
3.2.2026 22:42:05
Merhaba Derya öğretmenim,
önceki yazılarınıza yazdığım yorumlara ekleyecek yeni bir şey yok. durumu arabeskle tanımlarsak konunun dibine kadar inip en müstesna incileri derleyip okuyucunun beğenisine sunuyorsunuz. incileri kim beğenmez.
siyasi atmosfer beni tanımsız sıkıyor. nefes alamıyorum adeta. dün idamı istenene bu gün lider muamelesi yapmak... dostum denen adamın(!) marifetleri tiksindiriyor. kullanılmayacağı belli olan S400'ler için ruslara milyarlar veriliyor... işte bunlardan kaçmak adına bol kitap okuma, spor isleme ve Esra Erol'da kaçırmama. önceleri E. Erol'a ve benzeri yayınlara kızıyordum. şimdi şu görüşteyim. yazınıza konu olan çokça olay işleniyor kadının programında. olabildiğince yanlışların çözüm yolları, kanun anımsatılıyor. Birde o kadının programlarını şu yönden beğeniyorum sıkma başlı yada modern giyinen kadınlarımızın ve adamlarımızın(!)ne akıl almaz pisliklere bulaştığı dindar kuşak yetiştirmek isteyenlerin eğitime, halk sağlığına, kültüre, bilgilenmede kat ettikleri arpa boyunu halkımızın gözleri önüne serilmesine vesile oluyor.
geleyim asıl söylemek istediğime öğretmenim, bir devletin-hükümetin görevi düz mantıkla halkın sağlık, güvenlik ve eğitim gereksinimini karşılamaktır. Yazmıştım. altı yıl Almanya'da görev yaptım. o ülkede çocuklar daha ilkokuldan itibaren başarıları; akademik, fiziksel, ruhsal vb. yönlerden dosyalarına işleniyor. ilkokul 4yıl. ilkokul sonucu öğrenciler durumlarına uygun gimnazyum (Fen lisesi) , meslek okulu ve real schule diye nitelenen okullara ayrılıyor. öğrenciler başarı ve başarısızlıklarına göre bu okullara geçiş yapıyorlar. Gimnazyumu bitirenle sınavsız üniversitelere girmeye hak kazanıyor. Meslek okulu toplam ilkokul dahil on bir yıl.
ha bu arada özel eğitime muhtaç çocuklar ayrı bir okulda öğrenim görüyor bunların tümünü devlet parasız yapıyor.
ya bizde durumu siz bilirsiniz ben de çeşitli yazılarımda konuyu işlemeye çalıştım.
ha bizde demokrasinin 'D' si yok. zaten tam yetkili reislik sistemine evrildik. millet vekillerini parti başkanı belirliyor. bizim vekil seçme hakkımız yok. millet vekilleri en iyi özlük, sosyal haklara sahip. ölünceye kadar tüm yakınlarının da giderlerini benim gülmesini bile bıyıklarının altına gizleyen nazımın dediği, gibi halkım ödüyor.
ve memleketimden insan manzaralarını da sizin gibi usta kalemler betimliyor. Emeğe ve sanata saygımla.
CiMiX
CiMiX, @cimix
3.2.2026 22:17:26
5 puan verdi
Geç kalmış bir vicdan muhasebesi.
Susmanın bedelini, susanların değil çocukların ödediğini yüzümüze çarpıyor.
Okuyup geçemeyen herkese selam olsun.

Sizin sözlerinizle/imzanızla selamlıyorum sizi.
Aşk ile eyvallah.
Orhan Gülaçar
Orhan Gülaçar, @egemavi
3.2.2026 21:41:42
5 puan verdi
Ahmet'in intihar mektubu kalbimi kırdı.
Bir insanın bu kadar derin acı çekmesine neden olanlar affedilmez .
Yazının sonundaki "Vazgeçme hakkınızı yalnızca aşka saklayın, aşktan vazgeçmekte özgürsün. Ama yaşamaktan vazgeçmek insan onuruna aykırıdır" cümlesi en gerekli mesajı veriyor !.. .
Bu yazıyı okuduktan sonra insan olarak ne kadar güçsüz hissettiğimi anlatamam çünkü böyle ilişki diye yaşanan aşağılık kirli hayatlar var .

Anne, bir çocuğa hayat veren, onu büyüten, koruyan ve sevgiyle besleyen kişi... Ama maalesef yazıda gördüğümüz gibi her anne bu şekilde olmuyor
Bazı anneler çocuklarını koruyamıyor, bazıları ise kendi cinsel fantazileri için onları feda edebiliyor .

Bazı meslekleri daha iyi düşünmemizi sağladığın için Teşekkürler Hocam .

Sevgiler ...
Fevzi Gültuna(Batı Yakası
Fevzi Gültuna(Batı Yakası, @fevzi-gultuna-bati-yakasi
3.2.2026 21:16:57
5 puan verdi
Derya hanım, Önce tebrik ediyorum ama okurken sinirlerim bozuldu. Bir kabul edilebilir bir yaşam tarzı değil. Devletimiz kimseyi aç açıkta bırakmaz sığınacaksan hayduta ahlaksıza değil devlete sığın. Söyleyecek daha çok sözüm var ama sinirlerim bozuldu. Yazmıyorum. Selam ve saygılar.
Etkili Yorum
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
3.2.2026 16:30:04
Okumak üzere yazıyı tıklayınca okumadan yukarıdan aşağı doğru bir baktım oldukça uzun bir hitabet. Akıl ve düşün otobanı... Okumadan yorum yazarsam saygın yazara ve kendime yanlış yaparım diyerek..Ah bu öğretmenler diye sölendikten sora işte yorumum:________
Bu yazıyı okurken içimdeki her şey donup kaldı. Ahmet’in mektubu, satır satır bir çocuğun çaresiz çığlığı gibi… Anne sustukça, sistem geç kaldıkça, bir genç “korkuyorum o adamdan” diyerek kendini 5. kattan bırakıyor. Bu sadece bir intihar değil; toplumun, ailenin, devletin ve hepimizin ortak suçluluğunun somutlaşmış hali. Okurken utandım, öfkelendim ve en çok da çaresiz hissettim. Çünkü Ahmet gibi çocuklar hâlâ aramızda ve çoğunun sesi hâlâ duyulmuyor.
En çok canımı yakan cümle “Anne ben seni asla affetmeyeceğim” oldu. Bir çocuğun annesine duyduğu o son kin, aslında en derin kırılmışlığın ifadesi. Anne susmuş, felçli baba izlemiş, devlet “denetimli serbestlik”le geçiştirmiş; geriye kalan tek şey bir çocuğun “insan mıyım bilmiyorum” diye sorması. Bu cümle yıllarca kulaklarımda çınlayacak. Hepimiz bir yerlerde bir yerlerde susuyoruz ve o suskunluk bir can daha alıyor.
Yazının sonundaki umut çağrısı çok kıymetli, ama aynı zamanda çok ağır. “Pes etme, elini tutsunlar, gün ışığı gelecek” derken bile insanın aklına “Keşke Ahmet’e de biri el uzatsaydı” sorusu takılıyor. Evet, tecrübe güçlendirir, evet acı öğretir; ama bazen acı o kadar derindir ki öğretmeden önce yok eder. Bu yüzden öğretmenlerin, komşuların, polisin, sosyal hizmetin, hatta sıradan bir vatandaşın erken müdahalesi bu hikayelerin sonunu değiştirebilir. Ahmet’in ölümünden sonra hâlâ aynı evlerde aynı çocuklar varsa, bizim hâlâ vaktimiz var demektir.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bu yazı bir intihar mektubu değil, bir vicdan mektubu. Bize okutan, bizi sarsan, bizi utandıran ve en önemlisi bizi harekete geçirmesi gereken bir mektup. Ahmet artık burada değil, ama geride bıraktığı satırlar hâlâ yaşıyor. O satırları okuyup da bir şey yapmamak, bir daha susmak, bir daha geç kalmak popartık hepimizin vebalidir. Ahmet’e borçluyuz; kardeşlerine, hâlâ hayatta olan her çocuğa borçluyuz. Diyerek sloğan cümleyle: Susmayalım susarsak sıra bizede gelebilir. Düsturu ile seçki düşüncenize, emeğinize, elinize sağlık mutlu huzurlu günleri Aşk ile eyvallah diyorum
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
3.2.2026 15:23:09
Çok derinliği olan yol gösterici bir yazı. Kutluyorum. Elinize ve onu yazdıran yüreğinize sağlık.Birileri elini taşın altına koymalı ama Devlet de böyle fedakarca çalışanları desteklemeli kurumlarıyla. Ve bu çalışmalarda gizlilik çok önemli. Olmadık kişilere sızan bazı bilgiler işi çıkmaza sokuyor. Saygı ve sevgilerle…
pomborya
pomborya, @pomborya
3.2.2026 15:21:18
5 puan verdi
Söylenecek okadar çok şey varki,ama söylemiyeceğim.İstismar bir çocuk için yaşadığı sürece alabileceği en ağır travmadır.Herkes bilir, herkes duyar aslında ne olup bittiğini,ama herkes kör, herkes sağırdır bu konuda,çok net biliyorum.
Etkili Yorum
Kul Yorgun
Kul Yorgun, @kulyorgun
3.2.2026 13:40:48
5 puan verdi
Derya Hanım,Bu metni okurken kelimeler yetmiyor.
Ahmet’in mektubunu okuyunca insan bir daha asla aynı insan olamıyor.
O çocuğun annesine yazdığı son satırları, o “kokuyorum o adamdan” cümlesini, o affetmeyeceğini söylediği annesine duyduğu kırgınlığı…
Bunları okuyan herkesin içinde bir şeyler kırılıyor.Siz bu yükü taşıyıp hâlâ yazabiliyorsunuz, hâlâ anlatabiliyorsunuz, hâlâ “lütfen elimi tutun” diyebiliyorsunuz.
Bu, inanılmaz bir direnç ve inanılmaz bir vicdan gücü.Keşke Ahmet’in elini tutabilseydik.
Keşke o evi ziyaret etseydik.
Keşke o suskun annenin sustuğu yerde biz bağırsaydık.
Keşke sistem bu kadar çok kez, bu kadar ağır şekilde geç kalmasaydı.Ama olan oldu.
Ve siz olanları saklamadınız.
Bu yazıyı yazarak, bir daha yaşanmaması için bir umut tohumu ekmeye çalıştınız.O tohumun yeşermesi için elimizden geleni yapmalıyız.Size ve Ahmet’in ruhuna çok derin bir saygı ve dua ile…Aşk ile eyvallah.

Etkili Yorum
Nafiz Karak
Nafiz Karak, @nafizkarak
3.2.2026 13:40:00
Bu tür vakalarda en acı veren gerçek: İstismarcı hâlâ dışarıda, ulaşılamıyor ve tehlike bitmiyor. Umarım sen güvendesin, çocuklar (Emine ve İbrahim) gerçekten korunabiliyor ve bu olay tüm sorumlular için (özellikle adam ve anne için) adaletle sonuçlanmıştır. Ama en çok da Ahmet için...

Keşke o mektup yerine bir yardım çığlığı atabilseydi.

Çok ağır bir yük taşımışsın.

Bu hikâyeyi paylaşman bile bir nebze o yükü hafifletiyor olabilir.
Kalemin şen olsun yazarım, bundan sonra aşk ile yazsın. .


© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL