0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
119
Okunma

Yapım ve merakım nedeniyle “kapılara” hep ilgi duymuşumdur.
Mesela devasa boyuttaki ahşap kale kapıları dile gelip bizlere anlatabilselerdi, kim bilir ne yaşanmışlıklar anlatırlardı.
Kalenin içine doğru açılan her kapı, aynı zamanda dışarıda savunmasız kalmışlar için bir sığınak; dışarı çıkacak olanlar içinse vardıkları menzilde açılacak yeni kapılara yol açıyordu.
Yörem Antakya’da dar sokakların ev kapıları çeşit, çeşit, ayrı, ayrı mana ve desenlerle yüklüdür… Kimi çinko sacıyla kaplı, kimi işleme demirden yapılmış; menteşesinden tokmağına varana kadar o evin hikâyesini anlatan, nakış, nakış işlenmiş, türlü sembollerle bezenmiştir. Bu emeğe, bu işçiliğe hayran olmamak elde değildir…
Ama bu muhteşem işçilik dolu kapılar bile medeniyetlere açılan kapıların yanında kesinlikle sönük kalır diye düşünüyorum.
Düşünsenize; hiç köyünden çıkmamış biri şehre gitse, oradan İstanbul’a geçse, İstanbul’dan da ileri seviyedeki ülkelerin büyük şehirlerini gezse… Ardı ardına farklı boyutlarda kapılar açmış gibi olmaz mı?
Çocukken yaşıtlarım bilirler; televizyonda “Uzay Yolu” adında bir dizi izlerdik. Sürekli uzayda süzülerek gezen ve başına türlü maceralar gelen bir uzay gemisini anlatırdı.
O gemideki teknolojik donanımı ve çıkan dijital sesleri hayranlıkla dinler, açılan otomatik kapıları “Bu nasıl olur?” diye hayretle izlerdim.
Daha sonra geçen yıllar ve geçim kaygısıyla bu merakım gitgide sönse de, yıllar sonra “Yıldız Geçidi” (Stargate) adlı bir filmi izledikten sonra içimdeki merak yeniden alevlendi ve bu tür konuları daha çok araştırmama neden oldu.
Vardığım sonuçta anladım ki yıldızdan yıldıza açılan kapılar olduğu gibi, evrenden evrene açılan kapıların varlığı da aşikârdı. İlginç olan ise önümde, bunlardan çok daha önemli açılması gereken kapıların bulunmasıydı.
“Kapılar, kapılar, kapılar… Erbabı tarafından açılmayı bekleyen, ardı sıra dizilmiş, sonsuzluğa açılan uçsuz bucaksız kapılar…”
Kâinat aslında görünmez sırlarla dolu, anlam kazanmayı bekleyen ve herkese açılmayan kapılarla örülüdür. Onları açmak için işin ehli olmanın yanında marifet ve emek gerekir.
“Var olan hiçbir şey boş değildir.
Muhakkak bir işlevi ve yaşamı destekleyen yönü ve erbabı tarafından aralanması gereken bir kapısı vardır.”
Herhangi bir canlı doğduğu anda “hayat” kapısını aralamış olur… Evet, bir canlı diyorum; canlı derken sadece insanı ve börtü böceği kastetmiyorum. Tohumdan bakteriye, bakteriden yaşam alanına adım atan tüm canlıları kastediyorum.
Her canlı, vazifelendirildiği şekliyle “yaşama hizmet” kapısını açmak için görevlendirilmiştir. Bu vazifeli yaşam askerleri görevlerini hiç aksatmadan, rutin bir şekilde ve gocunmadan yaparlar. Yaşam işte bu yüzden ayakta durur ve yaşanılacak kıvamdadır.
İnsana gelince:
Emekleyen insan meraklanıp düşünmeye başladığında öncelikle “fikir” kapısını aralar.
Gelişen fikriyle “iletişim” kapısını zorlar ve açılan her kapıdan sonra önünde başka bir açılması gereken kapı olduğunu görür. Ancak insan, önüne çıkan her kapıyı açamaz. Başta da belirttiğim gibi kapıları ancak erbap ve bilge insanlar zorlayıp açabilir.
Hakikat yoluna giren insan mana kapısını açar… Sır kapısını aralar ve ödüle varır.
Ödül; mucitlerin icat ettikleri, çaresi olmadığını sandığımız hastalıklara bulunan ilaçlar, aşılar, elektrik ve insanı geliştiren diğer tüm kazanımlardır. Bunların her biri, bir sır kapısının aralanması sonucu elde edilen ödüllerdir.
“Benim anlatımdaki hakikat yolu ahretle ilgili değildir… Yaşam döngüsündeki izlenimlerim ve realist bakış açıma göredir.”
Maneviyat Kapısı:
Empati yetisini geliştirip başkasının acısına ortak olan insan, Hızır kapısını aralamış olur. Hızır kapısı, hissiyatlı insanların makamıdır; darda olanların kapısıdır. Kim ki zorda olan bir başkasının darlığına merhem olursa, Hızır makamına hizmet etmiş olur. “Hızır gibi yetiştin” denmesi de ondandır, kanısındayım.
Bu öyle bir durumdur ki bütün kapılar manaya açıldığı gibi anlamsızlığa da açılabilir. Manasızlığa açılan kapılarda kasvet ve şer vardır.
Kapısını aralayamadığımız her şey anlam kazanmayı bekler. Anlattığım bunca kapıdan sonra, zihinden zihne açılan kapıları da unutmamak gerekir. İletişim kapısını açan insan, börtü böceğin ve nebatın da kapısını açmış olur.
Onun içindir ki kedi, köpek ve diğer hayvanlarla dostluk kurar, birbirimizin beden dilinden anlarız…
Onun içindir ki saksıdaki bir çiçekle sohbet eder ve bu sevgiye karşılık buluruz.
Geçmişe Açılan Kapılar:
Bir de “geçmişe” açılan kapılar vardır ki onlar çok ama çok önemlidir… Bizlere geçmişte hayatımıza ördüğümüz eğri ve yanlış tuğlaları hatırlatır; sonrasında bugünü ve geleceği nasıl düzenleyeceğimizin dersini verirler. Kendine yön vermek isteyen insanın bunu anlaması çok önemlidir…Çünkü belli belirsiz yaşadığımız çöküşlerin nedeni, geçmişte attığımız yanlış adımlardır. Kanımca bu adımları düzeltmediğimiz müddetçe bu çöküş kısır döngüsünden asla kurtulamayız.
Her ne kadar açılacak kapılar sonsuz olsa da insanoğlu için bir son kapı mutlaka olacaktır… Bence bu da insanın bittiği, “yapay zekâya geçiş kapısı” olacaktır ve sözde modifiye edilmiş insanın hâkimiyet kurduğu bir zaman dilimi olacaktır diye düşünüyorum.