11
Yorum
22
Beğeni
4,8
Puan
322
Okunma
Maalesef…
Medya sektöründeki gelişmeler, her zaman iyiyi ve doğruyu büyütmedi. Zaman ilerledikçe ekranlar çoğaldı, yayınlar çeşitlendi, sesler yükseldi; fakat bütün bu artış, insanı besleyen bir derinlik getirmedi. Birbirinden farklıymış gibi görünen pek çok mecra, dönüp dolaşıp aynı alışkanlıklara, aynı kolaycılığa yaslanır hâle geldi. Sanki görünmez bir rüzgâr, hepsini aynı yöne doğru savuruyor gibiydi.
Oysa medyanın varlık sebebi belliydi. Doğruyu aktarmak, insanı bilgilendirmek, gerektiğinde uyarmak… Bugün ise çoğu yayın, bilgilendirmekten çok meşgul ediyor; düşündürmekten çok oyalıyor. Kültürel ve ahlaki değerler, inceltilip korunması gerekirken, hızla tüketilen birer malzemeye dönüşüyor. Ekran, aynaya benzemekten çıkıp vitrine dönüşüyor.
Gün ortasında yayınlanan, kadın ve evlilik adı altında sunulan programlar bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri. Aile mahremiyeti, insan onuru, edep ve hayâ; izlenme uğruna didikleniyor. Bu çizgi yalnızca programlarla sınırlı da kalmıyor. Dizilerde ve filmlerde entrika, kirli ilişkiler ve mahremiyet ihlalleri olağanlaştırılıyor. Tertemiz kalması gereken yuvaların eşiğine kadar giriyor bu hikâyeler. Henüz dünyayı tanımaya çalışan zihinlere, fark ettirmeden yerleşiyor.
Silahlar uluorta patlatılıyor. Sokak kültürü özendiriliyor. Şiddet, bir ifade biçimi hâline getiriliyor. Güç, çoğu zaman kaba kuvvetle eş tutuluyor. Sınırlar belirsizleşiyor, utanma duygusu sessizce geri çekiliyor. Gizli kalması gereken ne varsa, fütursuzca sergileniyor; üstelik bunun bir sorun olduğu bile hissettirilmeden.
Bu noktada insan sormadan edemiyor: Bu gidiş nereye?
Böylesi bir tablo karşısında, sözü etkili olan çevrelerin sessizliği daha fazla hissediliyor. Tepki üretmesi beklenen alanlardan net bir karşılık gelmeyince, sorular büyüyor. Bu kadar açık bir çözülme yaşanırken, sınırların neden bu kadar kolay aşıldığını anlamak güçleşiyor. Toplum adım adım bir gerginliğin, bir savrulmanın eşiğine yaklaşırken, bu suskunluk insanın içini ürpertiyor.
Bugün sokaklarda gördüğümüz manzara, bu sürecin çoktan görünür hâle gelmiş sonucudur. Toplumsal yozlaşma, kimi zaman fark edilmeden, kimi zaman göz göre göre her bireyin hayatına değiyor. Küçük yaşta suça bulaşan çocuklar, tesadüf değil. Saygı zayıflamış, sevgi yorgun düşmüş, edep ise neredeyse unutulmuş durumda. Hak getire…
Oysa biz böyle değildik.
Bir zamanlar televizyon, evin başköşesinde ama ölçülü duran bir misafirdi. Büyükler, küçüklerin yanında sözüne dikkat ederdi. Yanlış, yanlış olarak kalır; parlatılmazdı. Medya yalnızca bir ayna değil, aynı zamanda bir sorumluluk alanıydı.
Bugün aynaya baktığımızda gördüğümüz yüz bize yabancı geliyor. Daha sert, daha aceleci, daha yorgun… Yine de umudu tamamen kaybetmek istemiyorum. Çünkü her karanlık, içinde az da olsa bir ışık taşır. Belki bir gün yayınlar yeniden sorumluluğunu hatırlar. Belki reytingin önüne vicdan geçer. Belki çocukların göz hizasında bir dil kurulur. Belki mahremiyet yeniden kutsal sayılır.
Gelecek, bugünden şekillenir.
Eğer bugün sadece izlersek, yarın daha ağır bir bedelle yüzleşiriz. Ama bugün sorgular, hatırlatır ve konuşursak; belki yeniden temiz sayfalar açmak mümkündür. Medya değişir mi bilinmez, fakat toplum olarak biz unutmamayı seçersek, hiçbir şey tamamen kaybolmuş sayılmaz.
Ve belki o zaman, ekranlar yeniden insanı yoran değil; insanı insan yapan bir yere dönüşür.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
92% (12)
3.0
8% (1)