1
Yorum
17
Beğeni
5,0
Puan
435
Okunma
Çok uzun, çok yönlü bir konu. Zorlanacağım ama kısacık ve özetle yazmak istedim.
Öncelikle belirtmek isterim ki ben bir uzaman değilim. Bir birey olarak konu hakkındaki şahsi görüşümü paylaşmak istedim.
O olmalıymışım. O olmayınca olmazmış. O olmazsam, yolunda gitmezmiş hiçbir şey. O olamazsam, zaten ben olamazmışım. Her şey bunun üzerine kuruluymuş. Acımı, sevincimi, durgunluğumu dahi onunki kadar yaşamalıymışım. Böyle başlıyor, ilk soluktan bu yana yaşam. Sonra içimizde biriktirdiğimiz kalabalıkta kayboluyoruz gün be gün. Zengin hissediyoruz bir zaman; uzun bir zaman.
İçimizde bir insan kalabalığı; kendimizden uzak. Bazı köyler, kimi şehirler, bir kereden fazla karşılaşılmayan birtakım yüzler.
“Öyle olmalı,” dediklerini dün gibi hatırlıyorum. “Böyle olmalısın!”
Dayattılar; acıtmadan, gülümseyerek; kimi zaman inciterek, aşağılayarak ama her defasında “daha iyi olmamı istediklerinin” altını çizerek.
İnsan, zamanla bilinçlenen, bilinçlendikçe güçlenen, tecrübeyle kendini eğiten, en son kendine varma eğilimine sahip bir varlık.
İnsan oluyor; ne olduğunu bilmeden, kendi tanımını bilmeden, her şeyi her şeyden ayrımsamaya başlamadan çok önce.
Çünkü korkuyor; kaybetmekten, sevilmemekten, yetersiz diye yaftalanmaktan, hissetmekten…
Korkunun sinsiliğinin ayırdına varmadan, aynı korkunun ve en çok da kendinin ayırdında olmadan…
“Onun istediği gibi olmazsam terk edilirim, kaybederim, yalnız kalırım…”
Gerçekleştiremediği kendini bastıra bastıra, onların istediği “o” oluyor zamanla.
Bir kıvılcım çakmazsa zihin, bakış açısı; rüzgârı hissetmezse saçlarının her bir telinde ve almazsa çiçeklerin, çimenin, ta uzak dağ yamaçlarındaki kar kokusunu, bu bir sorun da teşkil etmiyor.
Sorun, işte tam da bunları ayrımsamaya başladığı anda başlıyor.
Her otun, her çiçeğin, karın bile kendine has kokusu olduğunun ayırdına vardığı zaman, “onlarla, onunla” kurduğu robotik uyum yavaş yavaş bozulmaya, konfor zannettiği o dar alan gitgide bireyi huzursuz etmeye başlıyor.
Sığamadığı bir boşluğa düşüyor; içiyle dışını farklı komutlarla (birbiriyle asla uyum içinde olmayan) yönetmeye başlıyor. Bu huzursuzluk, kendi olmayı seçene kadar da asla bitmiyor.
Anlamak istediğim bir şey var: İnsan, hâlihazırda bir başkasındaki kendini severken onu neden daha da çok benzetmek ister kendine?
Sevdiğini, hayatında var ettiğini neden yok etmeye çalışır; olduğundan başka birine çevirmeye çalışarak?
Bunu söyledikten sonra “İnsan kendine aşıktır.” demek geçti içimden. Sadece kendini seven birey, ne kadar insan olabilir sorusu sonra…
Mitoloji buna ‘Narkissos’ derken, psikoloji ise ‘kişinin libidosunun kendisine yönelmesi’ diye tanımlıyor.
Kırmızıyı seven bir insan, kırmızıyı kendi rengine çevirmez; kırmızıya yakışmaya, kırmızıyı yakıştırmaya çalışır. Ve buna da uyum denir.
Bu çok trajik. İnsanlar, sevdiklerini iddia ettikleri o kişiyi kendinden klonlamaya çalışıyor.
Bunu yapamadıkları zaman ise yine sevdiklerini iddia ettikleri o bireye, iradesini göz ardı ederek, suçluluk duygusu hissettirecek manipülatif yaklaşımlar sergiliyor.
Kendisini gerçekleştirememiş, henüz farkındalık kazanmamış bireyin en kolay düştüğü olta avıdır bu.
Zira birilerinin dayatmaya çalıştığı “o” olma bilinci oldukça olağandır. Bu yüzden yetersiz ve suçlu hissetmek için hiçbir eksikleri yoktur.
Sağlıksız ve farkındalıktan yoksun bir toplumda doğmuş/büyümüş olmamız da daha kolay manipüle olmamıza ne yazık ki bir “çünkü” kazandırıyor.
İsterdim ki bu olgu sadece kendi coğrafyamda yaygın olsun. Lakin psikoloji yeryüzündeki tüm canlıları kapsıyor.
Birey olabilmek ve birey olarak kabul etmek bir diğerini, bizi toplumsal ve kültürel açıdan zengin kılacakken, her bir rengi, bireyi kendi gergefimize dahil etmeye, tabiri caizse “tabi” etmeye zorluyoruz.
Birçok birey tarafından bu bilinçli uygulanan bir uygulama değil. İnsanlar “benzer, aynı, kopya” sistemini hayatlarına kimi zaman farkında olmadan dahil ederler. Çünkü tanıdık hiçbir şey göz korkutmaz.
“Benim gibi olursa kolay uyumlanırım. Benim gibi olursa zorlanmam. Benim gibi olursa…”
Bilinçsizce istenen ve farkında olmadan uygulanan bir doğum da diyebilirim bunun adına.
İnsanın bir başkasında kendini doğurma çabası…
Buna klonlama da diyebilirsiniz, uyumlanma da!
Ama uyumlanmanın böyle bir şey olmadığını da hepimiz biliriz.
Yaşadığım topluma şöyle bir göz gezdirdiğimde, tüylerim ürpererek sarsılıyorum.
“Hiç kimsenin istediği gibi olamadığım için dışlandığım, ötekileştiğim ve sadece onlara benzemediğim için ‘uyumsuz’ diye yaftalandığım bir kara leke.”
Çok kıymetli bir hocam, “Öteki olduğumuz zaman kendimiz oluruz.” der.
Biz, toplum olarak, insan olarak ötekini ne zaman sevmeye başlayacağız, çok merak ediyorum.
Duygusal ikili ilişkilerde bir sevgilinin, eşin, arkadaşın bile karşısındaki ikinci kişiyi kendine benzetme çabası, ondaki ötekini, ötekindeki kendini göremeden ve bilincinde olamadan yorucu bir çabaya girmesini kesinlikle anlamıyorum. Bu çok yorucu!
Yorucu değil mi sahiden?
“Seni severim, sendeki benden ötürü!” (Yunus Emre)
Her bireyde hâlihazırda bir diğerinin yansıması varken ve insana düşen sadece kabul edip sevmekken, kopyalama çabası niye diye sormadan edemiyorum.
Çok basit örneklendirmiş olacağım ama bir düşünceyi ifade etmek için girift bir yapı kurmaya gerek olmadığını düşünüyorum:
Gardırobumuzda aynı renk, aynı model elbiseler bulundurmayız. Her biri farklı modellerde ve farklı renklerde olmalıdır. Olmamalı mıdır?
Bu durumda, tekstilde bile fark ararken, çevremizde, yanımızdaki insanın nasıl bizimle aynı materyale sahip olmasını, aynı materyalden yapılmış olmasını bekler, umarız?
Ötekini görmek, ötekindeki kendimizi ayırt etmek, ötekindeki kendimizin güzelliğini, farklılığını sevmek; kendimizle tam da onu uyumlamak ya da kendimizi ona uyumlamak… Bu nasıl insani bir zenginlik olurdu, kim bilir.
Sadece bireyin de değil, toplumun da ilerlediği, iyiliğin kol gezdiği, daha çok tebessümün dünyaya serpildiği…
Tabii ki bunun için sadece bireyin bilinçlenmesi yetmiyor. Vicdani bilinç adında bir gerçek olduğuna inanıyorum.
Bireyin duygusuyla (kalbi), mantığı (aklı) arasındaki o ince çizgi. Kendimize odaklanmayı kestiğimiz anda, göreceğiz ötekinin de güzelliğini.
En çok da: ötekindeki güzelliğimizi.
Z.P.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.