12
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
456
Okunma

Kızıma ve oğluma seslenirken bebekliklerinden beri ömrümün son günü diye seslenirim. Uzun yıllar boyu ikisi de bana hiç sormadılar neden öyle seslendiğimi. 15 yaşında oğlum bir gün:
-Deniz(oğlum bana Deniz diyor anne demedi hiç), arkadaşım Emre geçen gün çok tuhaf buldu. Bize neden ömrümün son günü diye sesleniyorsun? Diye sordu
Yine yazı yazıyordum. Ayağa kalktım ve:
-Ablanı da çağır, sizinle konuşmak istiyorum dedim.
Çocuklarım karşımdaydı ve tebessüm ile sordum ikisine de:
-Çocuklar, neden daha önce hiç sormadınız bana? Madem bilmiyordunuz, neden merak etmediniz?
İki evladımın da genel olarak cevaplarında dedikleri; ’annemiz diyorsa doğru diyordur. Anlamını bilmesek de olur.
İlk tepkim iç hesaplaşma idi. Acaba ben; anne olarak sorgulamayı bilmeyen bireyler mi yetiştirmiştim? Bu benim büyük hatam olurdu; hem evlatlarıma hem de insanlığa karşı. Çünkü sorgulamayan birey, birey olabilir mi? Sorgusuz sualsiz her şeyi kabul eden kul olabilir ancak.
-Çocuklar; bana göre insanlığa bahşedilen en büyük ödül öleceği anı bilmemesidir. Şimdi bir düşünün eğer bugün öleceğinizi bilseniz ne olurdu?
Kızım hemen atıldı:
-Anne çok erken ölmem için, yüksek lisans yapacağım, maaş alınca bana söz verdiğin elbiseyi alacağım, aaaaaa anneeeeeeee; haftaya konser var, bileti alabilmek için 4 numarada oturan Fatma teyzenin oğluna ders veriyorum. İmkânsız anne… Bugün ölemem.
Oğlumun yüz ifadesi kızımdan daha fazla endişeliydi:
-Deniz, ben Danimarka’ya ya da İsveç’e gideceğim. Olamaz; dün kız arkadaşımla da kavga ettim. Bu akşam onu kafeye götüreceğim. Eğer götürmezsem zaten o öldürür beni.
Yüzümde kocaman bir gülümse ile dinledim telaşlı anlatımlarını. Sonra anlatmaya başladım:
-Çocuklar; eğer insan öleceği anı bilseydi ve o gün ömürlerinin son günü olsaydı, yapmak isteyip yapamadıkları ne varsa, özleyip göremedikleri ne varsa, son kez yemek-içmek isteyecekleri ne varsa hepsini yapmak isterler. Tüm pişmanlıkları ve keşkeleri için sadece saatleri kalmıştır. İşte ömürlerinin son günü aslında dünyada ki en kıymetli, en benzersiz, en mutlu, en acı, en tarifsiz gündür. Kâinattaki başka hiçbir şey ömrün son günü kadar özel ve kıymetli değildir. Çünkü son şanstır. Bu sebeple ikiniz benim ömrümün son günüsünüz.
Sustular, ama bir şeyi gözlerinden okudum. İkisi de artık yarım saat önce ki çocuklar değillerdi.
Tüm insanlığa anlatabilmeyi çok isterdim… Hayatlarının her gününü ömürlerinin son günü gibi yaşamaları halinde pişmanlıktan arınacaklarını…
Hayatı yaşamayı ihmal ediyoruz bizler… Yaşarken farkına varamadığınız günlük galeler oyalıyor bizi. Ellerinden sıkı sıkı tuttuğumuz şey kendimiz olmuyoruz. Bir başkası, bir başka şey ya da bir başka erk oluyor. Anneannem derdi ki; ‘Deniz dert bitmez değişir.’ Yaşadıkça bu sözün doğruluğunu kavrıyorum. Kendimize dert ettiğimiz her şey aslında hayatın ta kendisi. Her nerede ve nasıl yaşarsanız yaşayın mutlaka üstesinden gelmeniz gereken sorunlarınız olacaktır. Mesele bu sorunları aşabilmek değildir. Aşmaya çalışmak ve o gayreti gösterebilmektir. Çünkü başarmak bitirmek değil o yolda yürüyebilmektir. Her zafer nasıl kazanç değilse her mağlubiyette kayıp değildir.
Yolda yürürken bir karıncaya basmamak için gösterdiğiniz gayret ve onun yuvasına ulaşmasını seyretmenin verdiği haz sizi ne kadar mutlu edebiliyorsa o kadar insansınız. Var olan her insana değil yaşayan her canlıya aynı yaşama hakkını ve saygıyı gösterebildiğiniz kadar insansınız. Örneğin canlı bir buket çiçek beni çok rahatsız eder. Oysa papatyaları ne çok severim. Fakat yaşama haklarının elinden alınmasına karşı durduğum için sevmem ben canlı çiçek buketlerini…
Çocuklarıma onlara sormadan isim verdiğim için hep yavrularıma saygısızlık yaptığımı düşünmüşümdür. İnsana saygıyı bu derece önemsiyorum. Başkalarına göstereceğiniz saygı size gösterilecek saygının da sigortasıdır. Ama bencillik o kadar iliklerimize işlemiş ki; kendimizden gayrısını görmez olmuşuz.
Aslında kimse bize kendimize verebildiğimiz kadar zarar veremiyor. En çok kendimizi hırpalıyoruz, en çok kendimizi tüketiyoruz. Ne yazık ki çoğu da yıprandığımıza değmiyor. Ve bir gün bakıyoruz ki hayatımız avuçlarımızdan kaymış gidiyor daha kötüsü yolun sonuna geldiğimizi görüyoruz. Pişmanlık yaşanabilecek en kötü ruh halidir. Çünkü pişmanlıklarda öfke, kendimize döner ve kendimize duyduğumuz öfke yenemeyeceğimiz tek öfkedir. Tam da bu sebeple ya pişman olacağımız kararlar almamalı ya da aldığımız her kararın ardında durmalıyız. Bir ömrü keşkelerle geçirmek hayatı zindan etmektir.
Her sabah yeni bir gün, her bitiş bir başlangıç, her sabah yeni bir gün ve her yürek bir kâinat demektir. Her şey siz de başlayacak ve yalnızca siz bitireceksiniz. KARAR SİZİN…
Aşk ile eyvallah…
Derya Deniz DİNÇ
5.0
100% (17)