0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
194
Okunma
İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yönelmesi, kutsal metinlerde mutlak itaati ve ahlaki sınavı temsil eder. Bu anlatıda belirleyici olan, kurbanın kendisi değil; iktidarın (ilahi iradenin) sınırları ve bireyin bu sınırlar karşısındaki konumudur. Nihayetinde İbrahim’in eli durdurulur ve kurban gerçekleşmez. Devletin, Tanrı’nın ya da mutlak otoritenin talebi geri çekilir. Hikâye, merhametle kapanır.
Kürtlerin politik tarihi ise bu anlatının tersine işleyen seküler bir versiyonu gibidir. Burada da bir kurban vardır; fakat sınavı sona erdirecek bir ses, bıçağı durduracak bir otorite hiçbir zaman gelmemiştir. Kürtler, modern ulus-devletlerin kuruluş sürecinde “uyumsuz unsur” olarak kodlanmış, varlıklarını sürdürebilmek için sürekli fedakârlığa zorlanmışlardır. Bu fedakârlık, yalnızca can kaybı üzerinden değil; dilin yasaklanması, kimliğin inkârı ve kolektif hafızanın bastırılması yoluyla kurumsallaşmıştır.
Bu bağlamda “İsmail”, Kürtler için tekil bir figür değil, politik bir semboldür. İsmail; eğitim sisteminde yok sayılan bir ana dil, zorunlu göçle dağıtılan bir toplumsal yapı, güvenlik gerekçeleriyle askıya alınan yurttaşlık haklarıdır. Devlet aklı, Kürtlerden sürekli bir “sadakat” talep etmiş; fakat bu sadakati hiçbir zaman eşit yurttaşlıkla karşılamamıştır. Böylece fedakârlık, geçici bir sınav olmaktan çıkıp kalıcı bir yönetime dönüşmüştür.
İbrahim’in hikâyesinde sınav Tanrı’dan gelir ve Tanrı tarafından sona erdirilir. Kürt meselesinde ise sınavı koyan da sürdüren de siyasal iktidarlardır. Burada sorun, fedakârlığın kendisi değil; fedakârlığın tek taraflı ve süreklileştirilmiş olmasıdır. Bir halktan, varlığını kanıtlamak için sürekli olarak “en değerli olanı”ndan vazgeçmesi beklenmiştir.
Bu nedenle Kürt meselesi, yalnızca bir güvenlik ya da kimlik sorunu değildir; aynı zamanda modern devletin ahlaki sınırlarına dair bir sorudur. Bir devlet, ne kadar süreyle ve ne pahasına sadakat talep edebilir? İbrahim’in sınavı, otoritenin geri adım atabildiği bir noktada anlam kazanır. Kürtlerin hikâyesinde ise geri adım yoktur; sadece ertelenen bir adalet vardır.
Bugün asıl politik soru şudur:
Kürtlerin İsmail’i daha ne kadar kurban edilmek zorundadır?
Ve daha da önemlisi: Devletler, kendi merhamet anlarını yaratmadan meşruiyetlerini sürdürebilir mi?
Bu sorular cevaplanmadıkça, Kürt meselesi çözülmeyecek; sadece farklı isimler altında yeniden üretilecektir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.