0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
196
Okunma
Suriye’de dökülen kan sadece bombaların, silahların eseri değil; yalanın, ikiyüzlülüğün ve ihanetin sonucudur. En büyük yalan ise IŞİD’in kendisini İslam’la meşrulaştırma çabasıdır. İslam’ın adını ağızlarına alarak kafa kesenler, diri diri yakanlar, kadınları pazarlarda satanlar… Bunlar din değil; karanlığın organize hâlidir. Allah adına konuştuğunu iddia edip merhameti yok eden bir yapı, İslam’a hizmet etmez; İslam’a en büyük zararı verir. Bu yapılanlar ne cihatla ne de imanla açıklanabilir. Bu, düpedüz vahşettir.
IŞİD’in en çok korktuğu şey ise tanklar değil, uçaklar değil; direnen kadınlardı. YPJ’li kadınlar, sadece silahla değil, varlıklarıyla bu zihniyeti yerle bir etti. Ölümden sonra saç kesilmesi üzerinden yapılan ucuz tartışmalar, gerçeği örtme çabasından başka bir şey değildir. Bu bir ibadet değil, bir meydan okumadır. “Bedenimiz sizin ganimetiniz değil” diyen bir haykırıştır. Erkek egemen, kadın düşmanı, tecavüzü savaş yöntemi sayan bir zihniyete karşı; saçını keserek yas tutan ama boyun eğmeyen kadınlar vardı. Ve bu, bazılarını hâlâ rahatsız ediyor.
Türkiye’de ise başka bir sessiz çürüme sürüyor. Uyuyan hücre evleri sadece bir güvenlik meselesi değildir; cumhuriyetin damarlarına bırakılmış saatli bombalardır. Yarın bu hücreler uyandığında, patlayan sadece binalar olmayacak. Hukuk, demokrasi ve birlikte yaşama umudu da enkaz altında kalacak. Her radikal saldırının ardından “güvenlik” adı altında biraz daha susturulan bir toplum, biraz daha budanan özgürlükler göreceğiz. Ve her seferinde bedeli halk ödeyecek.
Bu karmaşanın ortasında Kürtlerin hikâyesi ise en acı olanıdır. Çünkü Kürtler sadece devletler tarafından değil, kendi adlarına konuştuğunu iddia edenler tarafından da satıldı. Halkın acısı, liderlerin pazarlık masalarında harcandı. Gençlerin kanı, koltuk hesaplarına yatırıldı. “Siyasi parti”, “önderlik” denilen yapılar; halktan koptukça, halkı da yalnız bıraktı. En büyük ihanet bazen dışarıdan değil, içeriden gelir. Ve bu ihanetin bedelini yine yoksullar, kadınlar, çocuklar ödedi.
Bugün Ortadoğu’da yaşananların özeti şudur:
Din istismar edildi, kadın hedef alındı, demokrasi tehdit altında ve bir halk defalarca satıldı.
Ama yine de gerçek değişmiyor: Silahla korku salanlar kaybolur, koltuk için halkını satanlar unutulur. Geriye sadece direnenlerin hikâyesi kalır.
Bu coğrafyada onurlu kalmak zor. Ama en azından şunu söylemek hâlâ mümkün:
Zulüm kutsal değildir. İhanet kader değildir. Ve susmak masumiyet değildir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.