0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
207
Okunma
Bir toplum düşünün; bir parça kumaşı kutsallaştırırken, o kumaşın altında ezilen insan onurunu görmezden gelen. Bayrak, elbette bir ortak hafızadır, bir simgedir. Ancak simgeler, uğruna savundukları değerlerden koparıldığında putlaşır. Bugün yaşadığımız tam da budur: Bayrağı yüceltme adına ülke içindeki adalet, merhamet, vicdan ve ahlâk yerle bir edilirken, buna tek bir söz söylemeyen sessiz bir kalabalık.
Siyasetçiler, bayrağı dillerine dolayarak her türlü hukuksuzluğu, yoksulluğu ve zulmü meşrulaştırırken; toplum, bu çelişkiye itiraz etmek yerine alkışlamayı tercih ediyor. Çünkü sorgulamak zor, susmak kolay. Çünkü hakikati savunmak bedel ister, sloganlar ise güvenli bir sığınak sunar.
Daha acı olanı ise dinî ahlâkın da bu sessizliğe ortak edilmesidir. İnsan onuruna yapılan haksızlıklara karşı susan, adaletsizlik karşısında dilini yutan bir din anlayışı, kendi özüne yabancılaşmıştır. Camilerde bile vaz veren bazı hocalar, Allah’ın ayetlerini hatırlatmak yerine, bayrağı yüceltmeyi tercih ediyorsa burada ciddi bir kırılma vardır. Oysa din, zulme karşı durmayı, mazlumun yanında olmayı, adaleti ayakta tutmayı emreder. Bayrak ise bu değerlerin üzerinde değil, ancak onların anlam kazandığı bir zemindir.
Bir toplum, kutsallarını yanlış yerde aramaya başladığında çürür. Bayrağı korumak; onu dilde büyütmekle değil, altında yaşayan insanların onurunu, hakkını ve adaletini korumakla mümkündür. Aksi halde geriye sadece yüksek sesle söylenen marşlar ve derin bir vicdan sessizliği kalır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.