0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
161
Okunma
Baktı geçip gitti her şey, gözünde silik iz,
Baktıkça çoğaldı onda alışkanlık ve hız.
Kalbiyle gördü durunca derinleşen sır giz,
Bakmak başkaydı, görmek ebret kılan iz.
Bakmak, insanın dünyayla kurduğu en ilkel temas biçimidir. Göz açılır, görüntü içeri girer ve bilinç, çoğu zaman bu gelişi sorgulamadan kabul eder. Görmek ise aynı sürecin ikinci, hatta üçüncü katmanıdır; irade, anlam ve varoluşun devreye girdiği eylem. Bu yüzden bakmak doğaldır, görmek kazanılır. İnsan bakarak yaşar; görerek var olur.
Felsefe tarihi, aslında görmenin imkânını sorgulama tarihidir. Platon’un mağarasında insanlar bakarlar ama görmezler; duvara düşen gölgeleri gerçek sanırlar. Onları bağlayan zincir gözlerinde değil, idraklerindedir. Göz açıkken kör olmak, bakmanın görmeye dönüşmediği hâlin en çarpıcı örneğidir. Demek ki görmek, nesnenin değil, bilincin niteliğine bağlıdır.
Bakmak, fenomenlere yöneliktir; görünenle yetinir. Görmek ise noumenal olana, yani görünmeyenin izine düşer. Bakan, “ne var?” diye sorar; gören, “bu neden var ve bana ne söylüyor?” sorusunu taşır içinde. Bu yüzden görmek her zaman risk barındırır: İnsan gördüğünde, artık eski cehaletine sığınamaz. Görmek sorumluluk doğurur.
Modern insanın trajedisi, bakmanın mutlaklaştırılmasıdır. Görüntü çağında yaşıyoruz; her şey görünür, her şey teşhir hâlinde. Ama görünür olanın artması, görülenin artması anlamına gelmez. Aksine, aşırı görünürlük, anlamı buharlaştırır. İnsan her şeye baktığı için hiçbir şeyi gerçekten göremez hâle gelir. Görmek, seçmeyi gerektirir; bakmak ise tüketmeyi. İnsan ilişkilerinde bu ayrım daha da derinleşir. Bakmak, ötekiyi nesneleştirir; görmek, onu özne olarak tanır. Emmanuel Levinas’ın dediği gibi, yüz yalnızca görülen biçim değil, insana “öldürmeyeceksin” diyen etik çağrıdır. Yüze bakmak mümkündür; ama yüzü görmek, vicdanın uyanışını gerektirir. Görmek burada ahlaki eyleme dönüşür.
Tasavvufta ise görmek, zahirden batına yolculuktur. Göz bakar, gönül görür. Aynı manzaraya bakan iki kişiden biri sıradanlığı, diğeri hikmeti görür. Çünkü görmek, kalbin temizliğiyle ilgilidir. Perde gözde değil, kalptedir. Kalp arındıkça bakılan şey değişmez; fakat görülen hakikat derinleşir.
Son kertede görmek, insanın kendine yönelmesidir. Kişi dünyaya baktıkça dağılır, kendine baktıkça çoğalır. Ama kendini görmek, en zor olanıdır; çünkü insan en çok kendine bakar, en az kendini görür. Oysa gerçek uyanış, dış dünyanın değil, iç dünyanın görülmesiyle başlar.
Bu nedenle bakmak hayatta kalmayı sağlar; görmek anlam üretir. Bakmak bizi dünyada tutar; görmek dünyayı bize açar. Ve belki de bütün felsefe, insanın bakmaktan görmeye geçme çabasından ibarettir.
Rifat KAYA
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.