0
Yorum
5
Beğeni
1,0
Puan
148
Okunma
Hey insan! Unutma ki; çıktığın bu yaşam yolunda; yarışarak spermden kardeşlerini yenip öldüren sendin!
Hayat arenasında vücut bulmadan önceki bu yapmış olduğun ölümcül yarış, çok tehlikeli tuzaklarla doluydu.
Hepsini bir bir aştın ve annenin rahmindeki yumurtaya ulaşıp ilk dölleyen sen oldun unutma.
İşte seni, sen yapacak ve hayatın boyunca kazanabileceğin o yegâne en zorlu yaşam savaşını kazandın ve ödülün hayat oldu.
Bu zorlu hengâmeleri aşıp kazandın ama bunlar doğal bir süreçti; yaklaşık iki yüz milyonda bir ihtimalle biri kazanacaktı; o da sen oldun! Bunu da unutma! Çünkü yaşam arenasında yaşamak için şans bulacak canlılar; böyle ölümcül bir yarışla yarıştırılarak hayata geçiş yapmalıydı.
( “Yaşam güçsüz olanı barındırmaz akıllı ve güçlü olandan yanadır” )
Belli ki yaşam kendi, güvenlik çıtasını hayata gelecek canlıları böyle yarıştırarak koruyordu… Bence de öyle olmalıydı.
Aslında insan düşünen ve düşündüğünü uygulayan olarak yani bizler, biraz da hazıra konmuş olduk.
Dünyadaki yaşam şartları; yani yaşayacağımız alanlar bize göre uygundu. Bize sadece zekâ ve aklımızı kullanarak üst yapısında yaşayarak zamanımızı doldurmak kalıyordu.
Evet, üst yapısı dedim…
Çünkü yaşam sahamızın bir de alt yapısı vardı. Esas önemli olan kısmı da orasıydı. Bizler buz dağının görünen tarafındaydık. Görünmeyen alta kalan derin tarafındaysa; daha büyük sürprizlerle doluydu ve asıl mana orada karşılık buluyordu. Çünkü orada fakında bile olmadığımız alt yapı askerleri yani tek hücreli canlılardan, başlayıp solucan, bok böceği, kemirgene varana kadar eko sistemin askerleri mevcuttu ve yaşıyor olabilmemizin ana nedenini daha çok onların emeğine borçluyduk...Bu yaşam sisteminin alt yapı askerleri olmasaydı, bizler de diğer üst yapı askerleriyle birlikte bu hayat olgusunda asla olamazdık diye düşünüyorum.
Peki, amaç neydi?
Asıl amaç yaşamın akışını sağlamak ve yaşamı ayakta tutmaktır.
Nereden mi biliyorum… Hırsına yenik düşüp dünyayı yok etmeye çalışan bir takım insanoğluna rağmen; gördüğüm her yıkım sonrası yaşamın inadına inadına var olmak için sonsuz bir çaba harcadığını gözlemliyorum.
Dünya dışından gelen bir meteor taşı bile şartlar olgunlaştığında yaşamı başlatacak formüllerle doluyken;, yaşamın devamlılığını sağlamaktan daha kutsal başka bir şeyin olduğunu düşünemiyorum.
(“Bir yaprak ölüsü bile canlıları besleyerek yaşamın devamlılığına hizmet etmiş olur.”)
Her ne kadar ebeveynlerimizi ve doğup büyüyeceğimiz coğrafyayı bizim seçme şansımız olmasa da daha önce belirttiğim gibi bu hayatın doğal bir döngüsüydü.
Yaşam yolculuğumuz, Japon, Alman, İngiliz, Türk, Kürt belki de Arap ya da bir melez annenin doğum sancılarından sonra başlayacaktı ama yumurtayı ilk dölleyen her ne kadar sen olsan bile… Yaşam alanına gelme şansını unutma ki ebeveynlerinin doğal tercihi olduğu için gerçekleşmiş oldu. Bizlerde diğer canlılar gibi üremek üzere programlanıp hormonsal formlarla donatılmışız unutma.
Hayata geldiğin anda öncelikle doğduğun yörenin gelenek ve göreneklerine göre isimlendirilip, örf ve adetleriyle büyütülmen asla tesadüf olmayacak. İnanç yönünde ilk etapta orada belirlenecek. Doğduğumuz coğrafyanın sorunsuz ve anne ve babanın düzgün bir felsefeyle donanımlı olması; hayatı daha erken tanıyıp adımlarını kendi kaderini tayin etme yönünde belirleyici olacaktır.
Yok, eğer ki hayata gelme şansın bunun aksi yönünde olursa; bil ki çok zorlanacaksın. ama bu da her şeyin sonudur manasına gelmeyecek çünkü
“Hayat en zorlu şartları dize getiren dâhilerle doludur ve en güzel çiçekler en çetrefilli yerde yetişir” unutma .
“Dünyanın kaderini değiştirebilecek bir dâhinin, hangi annenin batınında ve hangi coğrafyada hayat bulacağını kimse bilemez” İşte onun içindir ki o dahi ateşi, tekerleği, elektriği, aşıyı bulur ve sonsuzluk rakam teorisini çözmek az eğitimli Hindistan’lı “Ramanujan’a” nasip olur. Başka biri atomu parçalar ama bir öteki de gider Hiroşima’ya onu bomba olarak kullanır ve binlerce canın ölmesine sebep olur… Hayat inanılmaz acı ve tatlı sürprizlerle doludur.
“Bazen iyi, kötüyü, Bazen de Kötü iyiyi doğurur” buna şaşırmayacaksın, gardını ona göre alıp kendini savunacaksın; bunu da unutma.
Kısacası kendi yaşam alanımıza mayın döşeyenin ve yarattığımız bunca yıkım sonrası birbirimizin yaralarını saranında, bizler olduğunu anlayacaksın.
Kişileri özel kılan şeyin tahtlar olmadığını, everensel felsefeyle donanımlı duygudaşlık yapmasını bilen insanlar olduğunu yaşadıkça fark edip anlayacaksın… Yani kendi yaşam filminde oynayacağın rolü önüne çıkan yol ayrımlarında vermiş olduğun kararlarla sen belirleyeceksin.
“Ya başka benliklerin fikirlerine köle ol. Ya da sana öğretilen safsataları elinin tersiyle itip kendine özgün fikirlerinle evrenin sesi ol.” Sen seç.
“Her ne kadar insan olarak diğer canlılardan bir derece önde olsan da unutma ki başka bir canlının bir derece gerisinde olabilirsin.” Sürprizlere her zaman kendini hazır tut. Bu koca evren sırf bizim için var olmadı unutma.
Ali Esmeray (Hoyrat) Geldim
1.0
100% (1)