2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
173
Okunma
Son dönemde televizyon ekranlarında, haber bültenlerinde ve özellikle sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir olgu var: Umut tacirliği. Bu yazıyı kaleme almama neden olan da tam olarak bu rahatsızlık duygusudur.
Etkili ve akıcı konuşmanın, insanlar üzerinde güven oluşturabildiği bilinen bir gerçektir. Ancak bu beceri, etik sınırlar gözetilmediğinde ciddi bir toplumsal soruna dönüşmektedir.
İnsanların duyguları ve umutları sistematik biçimde istismar ediliyor. Kısa sürede ev sahibi olma vaadi, yüksek kazançlı ortaklık hayalleri, bir gecede değişeceği iddia edilen hayatlar… Umut, bir pazarlama aracına; çaresizlik ise kolay avlanabilir bir zemin hâline getiriliyor. Paralarını bu vaatlere kaptıran insanlar ve ardından ortadan kaybolan şirketler, şahıslar ve sözde girişimciler artık neredeyse olağan haber başlıkları arasında yer alıyor.
İnşaat firmalarından başlayıp, “sizi güzellik merkezime ortak edeceğim” diyerek insanları dolandıranlara kadar uzanan geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. Hatta paraları alıp başka ülkelere giderek yeni şubeler açan, arkalarında onlarca mağdur bırakan örnekler mevcut. Bu noktada meselenin cinsiyetle değil, ahlaki yoksunlukla ilgili olduğunu vurgulamak gerekir. Karşımızda, insan görünümünde fakat vicdan yoksunu aktörler bulunuyor.
Burada kritik bir uyarıyı özellikle yapmak gerekir: Tatlı dilli olan herkese sorgusuz güvenmeyin. Sürekli konuşan, her ortamda ön planda olmak isteyen ve kendini merkeze yerleştiren kişilere karşı mesafeyi korumak hayati önemdedir. Çoğu zaman bu aşırı görünürlük ihtiyacının arkasında, çocukluktan taşınan onaylanma açlığı ve çözülmemiş travmalar bulunur. Ancak bireylerin geçmiş mağduriyetlerini, başkalarının hayatları ve birikimleri üzerinden telafi etmelerine asla müsaade edilmemelidir.
Toplum olarak yapmamız gereken nettir: Gözlemlemek, araştırmak, sorgulamak. Sürü psikolojisine teslim olmadan, “herkes giriyor” gerekçesiyle risk almamak. Unutulmamalıdır ki umut, insanın en kırılgan duygusudur ve bu kırılganlık kötü niyetli ellerde yıkıcı sonuçlar doğurur.
Bu nedenle güven, sözlere değil; davranışlara, şeffaflığa, belgelere ve geçmişe dayanmalıdır. Aksi hâlde umut, bir çıkış kapısı olmaktan çıkıp, toplu bir hayal kırıklığının adı olmaya devam edecektir.
Dipçe: Sosyolojik bakış açısıyla güncel olaylarda tv’de yayınlanan haberlere istinaden, nacizane görüşlerimi bildirmek istedim.
5.0
100% (3)