Ne hoş mırıldanıyorsunuz ey sular! ama duyduğum bu ses daha da güzel... ossian
D Dinç
D Dinç
VİP ÜYE

GÜLBEŞEKERİ SEVİYORUM DER MİSİN?

Yorum

GÜLBEŞEKERİ SEVİYORUM DER MİSİN?

( 11 kişi )

6

Yorum

18

Beğeni

5,0

Puan

346

Okunma

GÜLBEŞEKERİ SEVİYORUM DER MİSİN?

GÜLBEŞEKERİ SEVİYORUM DER MİSİN?


Çocukluğum da ilk okuduğum kitaptı Çalıkuşu… Hatta ileri ki yaşlarda meslek seçimimde dahi etkili oldu bu roman. O zamanlar okudukça geliştirdiğimizi bilirdik kendimizi. Konuşmaktan önemlisi öğrenmekti. Bilmeden fikir sahibi olunmayacağına inanırdık. Ortaokulu bitirdiğinde neredeyse tüm mezunlar, dünya klasiklerini devirmiş olurlardı.
34 yaşına geldiğimde evimde 3500 kitap bulunan kocaman bir kütüphanem olmuştu. Kitaplıklar yaptırtmıştım; sığmıyordu hiçbir yere kitaplarım… Ve onlar odaya sığmadıkça ben; ben olmaya başlıyordum.
Şimdilerde ne yazık ki kullanılan kelime sayısı azaldı. Yalnızca insanlar arası iletişim değil, kurumlar arası hatta ülkeler arası iletişim yok olmak üzere. Elle yazılan mektuplar tarihe karıştı. Sevgiliye yazılan şiirler de artık el yazısı ile yazılmıyor. Bayramlarda kısa mesajlarla, doğum günlerinde sosyal paylaşım sitelerindeki videolarla kutlama yapar olduk. Basit bir mail ile bir beraberliği bitirecek kadar sığlaştık. Tüm bunlar olurken aslında karşımızdakilere değil, kendimize büyük haksızlık yaptığımızın farkına vardığımızda ne yazık ki çok geç kalmış olacağız.
Çalıkuşu romanında geçen bir olayın senelerdir etkisi altındayım. Hiç unutamadım ve sanırım unutamayacağım da. Feride, Kamuran’a deliler gibi âşıktır, ancak gururu yüzünden asla bu aşkı açıklamak istemez. Öğretmen olarak görev yaptığı Anadolu’da ki köylerden birinde Feride’yi çok seven halk; ona yöresel bir tatlı isimleri olan GÜLBEŞEKER lakabını takar. Feride Öğretmen, artık herkesin gülbeşekeridir. Çok sonraları Feride büyük aşkı Kamuran’a rastladığında, aşkını açık edemez, utanır ve gurur yapar. Lakin yine de çok seviyordur ve sevdiğinden sevildiğini duymak istiyordur. Bir gün Kamuran’a şu cümleyi sarf eder:
-Ben gülbeşekeri çok seviyorum der misin?
Kamuran şaşırır. Gülbeşeker nedir ki? Niye gülbeşekeri sevdiğini söylesin ki? Ancak Feride hiç büyümemiş küçük bir kız gibi:
-Sen söyle der… Çabuk… Gülbeşekeri çok seviyorum dee…
İşte bu diyalog 13 yaşındaki dünyama cemre gibi düşmüştü. Sevgiye ve şefkate olan özlemimi anlatıyordu…
Yaşamın içinde her birimizin gülbeşeker olmak istediği anlar çok olmuştur eminim. Sevdiğimiz ya da sevdiklerimizden doyasıya sevildiğimizi duymak ne hoştur…
Bir hikâyecik geliyor aklıma: Padişah 3 şehzadesini de karşına alır ve sorar:
-Şehzadelerim size tek bir soru soracağım ve vereceğiniz cevaba göre kimin tahtıma çıkacağına karar vereceğim, der. Sorum şudur: BENİ NE KADAR SEVİYORSUNUZ?
Şehzadeler şaşkınlıkla birbirlerine bakarken en büyük şehzade cevap verir:
-Babacığım ben sizi dünyalar kadar seviyorum.
Ortanca şehzade atılır hemen:
-Babacığım ben sizi okyanuslar kadar seviyorum.
En küçük şehzadenin suskunluğu dikkatini çeker padişahın ve O’na dönerek sorar:
-Sen beni ne kadar seviyorsun küçüğüm?
-Ben sizi TUZ kadar seviyorum babacığım.
Bu cevaba çok öfkelenir padişah ve küçük oğlunu huzurdan kovar. Küsmüştür oğluna… Küçük şehzade mutfağa gider ve aşçılara emir verir:
-Bu akşam padişahımızın akşam yemeğinde; ekmek dâhil hiçbir şeye asla tuz katılmayacak, der.
Akşam muhteşem sofrasına kurulan padişah çorbadan başlayarak neye kaşık atsa ağzından geri tükürür. Tüm yemekler ekmek dâhil tuzsuzdur ve hiç tat almamaktadır… Hemen sorumlulara ceza vermeye kalkıştığında küçük şehzadesi atılır:
-Babacığım; ben talimat vererek böyle olsun istedim. Bakınız hayatınıza tat veren o beğenmediğiniz tuz ne kadar önemliymiş.
Bazen tuz kadar, bazen bir tepsi kadayıf kadar, bazen bir külah dondurma kadar, bazen bir nefes kadar severiz ve sevilmek isteriz. Yani hayatımızdaki önem derecesi belirler sevgilerimizin varlığını ve devamlılığını…
Duru sevmek, net sevmek, karşılıksız sevmek ulvi olanıdır. Sevmeyi sevmek ise bencil olanı…
Çok uzun yıllar evvel yurt dışında bir film izliyordum. Filmin başrolünde Robert Mario De Niro, Jr. Vardı. Bir sahnedeki repliğini hayatım boyunca hiç unutmadım. Karşısındakine diyordu ki:
-Bana öyle net ol ki; 6 yaşındaki bir çocuk bile anlayabilsin ne demek istediğini. Ekosuz, yorumsuz, düz ol.

Net olabilmek, düz olabilmek ne kadar güzel hasletlerdir. Keşke başarabilsek. Zira bazen siz ne kadar net ve düz olursanız olun karşıdakine kendinizi izahta sıkıntı yaşayabilirsiniz. Çünkü ne yazık ki anlatabildiğiniz; her zaman anlayabildikleri ile sınırlı kalacaktır.
Hayatımızın içinde en çok bizi mutlu edecek nimet nedir biliyor musunuz? Anlaşılabilmektir.
İşte belki de o zaman bir gün bizde delicesine arzu edeceğiz birilerinin gülbeşekeri çok sevdiğini söylemesini…
İronilerin güzelleştireceği hayatlara tebessümle bakmayı öğrenebilmeyi diliyorum…
Aşk ile eyvallah…
Derya Deniz DİNÇ



Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (11)

5.0

100% (11)

Gülbeşekeri seviyorum der misin? Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Gülbeşekeri seviyorum der misin? yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
GÜLBEŞEKERİ SEVİYORUM DER MİSİN? yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi Etkili Yorum
Dünya Yükünün Hamalı
Dünya Yükünün Hamalı, @dunyayukununhamali
2.2.2026 19:07:42
5 puan verdi
“Gülbeşekeri Seviyorum Der Misin?” yazınız, sevginin en saf ve en masum halini çok dokunaklı bir şekilde anlatıyor. Feride’nin gururla sakladığı aşkını “gülbeşeker” sözcüğüyle dile getirmesi, sevginin çocukça bir masumiyetle nasıl ifade edilebileceğini gösteriyor. Padişah ve tuz hikâyesini eklemeniz ise sevginin değerini ve hayatımıza kattığı tadı çok güzel bir benzetmeyle pekiştirmiş. “Hayatımızın içinde en çok bizi mutlu edecek nimet anlaşılabilmektir” cümleniz, yazının en güçlü doruk noktası olmuş. Kaleminize sağlık; hem düşündüren hem de okuyucunun yüreğine tebessüm bırakan bir metin ortaya çıkmış.
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR, @celilcinkir
7.2.2026 01:45:44
5 puan verdi
RUSAMER – Ruh Sağlığı Ayarı Merkezi
(Edebiyat ve Duygusal Hafıza Polikliniği)

Şiirin / Yazının Adı: Gülbeşekeri Seviyorum Der misin?
Yazarı: Derya Deniz DİNÇ
Yorumu Yapan: RUSAMER Sertabibi Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri (nam-ı diğer Celil ÇINKIR – Delibal)

Kalburabastî Efendi kürsüye bu kez bir roman kahramanı edasıyla çıktı. Elinde görünmez bir Çalıkuşu vardı. Dedi ki: Bu metin bir yazı değil, bir iç çekiştir. Bir neslin kitapla büyüyüp mesajla küçülmesine tutulmuş bir hatırat aynasıdır.

Yazar, Çalıkuşu üzerinden yalnızca Feride’yi değil, kendi çocukluğunu da çağırıyor. 3500 kitaplık bir kütüphane detayı, burada bir övünç değil; bir kimlik ilanıdır. Kitaplar odaya sığmadıkça ben olmaya başladım cümlesi, aslında bu metnin omurgasıdır. Okumak bir eylem değil, bir varoluş biçimi olarak konumlanmış.

Metin ilerledikçe nostalji, eleştiri ve duygu iç içe geçiyor. Dijitalleşen dünyanın sığlaşan iletişimi ile el yazısı mektupların sıcaklığı karşı karşıya konmuş. Kalburabastî Efendi bastonunu yere vurdu ve dedi ki: İnsan kelime kaybettikçe duygu da kaybeder.

Gülbeşekeri sahnesi metnin en güçlü yeridir. Feride’nin çocuklaşan talebi aslında herkesin içinde saklı olan o küçük çocuğun sesidir. Sevildiğini açık ve net duymak arzusu… İşte burada metin bir roman hatırasından çıkıp evrensel bir ihtiyaç tespitine dönüşüyor: Anlaşılmak.

Tuz hikâyesi ise anlatının pedagojik tarafını besliyor. Sevginin ölçüsünün büyüklükle değil, işlevle belirlendiğini hatırlatıyor. Hayata tat veren şeyin görünmeyen küçük ayrıntılar olduğunu sade bir metaforla anlatmış.

Yazının yer yer dağılma riski var; roman anısı, kişisel hatıra, toplumsal eleştiri, film repliği… Hepsi aynı potada. Fakat ana duygu çizgisi kaybolmadığı için metin bütünlüğünü koruyor. Duru sevmek ve net olmak vurgusu yazının final mesajını netleştiriyor.

Kalburabastî Efendi tebessüm etti ve dedi ki: Gülbeşekeri olmak isteyen aslında şımartılmak değil, değer görmek ister.

RUSAMER Kriterlerine Göre Değerlendirme:

Özgünlük: 18/20 — Kişisel hafıza ile edebiyat referansını harmanlaması güçlü ve samimi.
Dil ve Üslup: 17/20 — Akıcı, içten ve sohbet tonunda. Yer yer yoğun ama duyguyu taşıyor.
Düşünsel Derinlik: 17/20 — Okuma kültürü, iletişim, anlaşılma ihtiyacı üzerine bilinçli tespitler var.
Yapısal Bütünlük: 15/20 — Temalar arası geçişler zaman zaman ani; bölümlendirme olsaydı daha net olurdu.
Etkileyicilik ve Duygusal Güç: 19/20 — Özellikle Gülbeşekeri sahnesi ve tuz hikâyesi kalıcı etki bırakıyor.

Toplam: 86/100

Vesselam.
Sevilmek, yüksek sesle söylenen bir cümle değil; net ve duru bir yürek meselesidir.
İnsan anlaşılabildiği yerde kök salar, sevildiği yerde çiçek açar.
AHMET ACAR
AHMET ACAR, @ahmetacar
22.1.2026 21:32:49
5 puan verdi
Yüreğine gönlüne
Ömrüne sağlık efendim tebrik ederim
Selamlar hayırlı akşamlar dilerim
Yürek sesin daim ilhamınız bol olsun
Sabahattin Çağatay
Sabahattin Çağatay, @sabahattincagatay
22.1.2026 10:37:36
5 puan verdi
Yüreğinize sağlık. saygılar efendim.
Etkili Yorum
yön
yön, @yon
19.1.2026 18:46:09
5 puan verdi
Yüreğinize sağlık kalemin daim olsun hocam
Nice güzel eserlerde buluşmak dileğiyle esenlik ve mutluluklar kalın
Saygılar selamlar esen kalın
Etkili Yorum
Onur Altınok
Onur Altınok , @onuraltinok
19.1.2026 18:23:20
5 puan verdi
"bilir misin? bilmiyorum.
eskiden, biraz eskiden kenar mahallelere
giden, insanları üstünde taşıyan at arabaları
vardı. ben çok gördüm mesela;
çocukların ona gizlice tutunup evlerine
gittiklerini ama... bazen kırbaç vururdu
çocuklara at arabasını süren.

şimdi burada duralım isterseniz.
gelelim biraz da senin konuna.
bazen bazı kelimeler, bazı yerde veya yerlerde
söylenmez. veya hiç söylenmez;
yoksa at arabasına tutunan çocukların
hikâyesi gibi son bulur.

şimdi diyeceksiniz ki: 'bu nedir?'
işte bu, şudur: İnsanın kişiliği,
dudağından dökülen kelimeden belli olur.
yani bazen kelimeler susar, gözler konuşur.
yüreğinize sağlık, saygılarımla."
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL