1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
180
Okunma
Benim adım Yusuf. Sekiz yaşındayım. Annem sekiz dedi ama ben dokuz olduğumu düşünüyorum, çünkü bu yıl iki kere büyüdüm. Birini bombalarla, birini sessizlikle.
Gazze’de gökyüzü eskiden maviydi. Şimdi daha çok gri. Gri de bir renk ama oyuncaklara yakışmıyor. Uçurtmama hiç yakışmıyor. Babam geçen yıl bana sarı bir uçurtma yapmıştı. “Gökyüzü ne kadar karanlık olursa olsun, sarı görünür” demişti. Babam şimdi yok. Sarı da yok.
Sabahları artık horoz sesiyle uyanmıyoruz. Bir şey düşüyormuş gibi bir ses var. Sonra camlar titriyor. Annem beni hemen göğsüne bastırıyor. Kalbi çok hızlı atıyor. Ben saymaya çalışıyorum ama hep şaşırıyorum. Kalpler bu kadar hızlı atınca sayılmıyor.
Okula gitmiyoruz. Okul yok. Tahtamız yok. Ama tebeşir tozu hâlâ burnumda. Öğretmenimiz “Gelecek” diye bir kelime öğretmişti. Şimdi o kelimeyi bir türlü bulamıyorum. Belki enkazın altındadır.
Suyumuz az. Annem bardağa az koyuyor. “İç ama yavaş iç” diyor. Yavaş içmek ne demek bilmiyorum. Susuzluk hızlı bir şey. Karnım da bazen konuşuyor. Ona “sus” diyorum. Çünkü yüksek sesler tehlikeli.
Gece olunca karanlık çabuk geliyor. Elektrik yok. Yıldızlara bakıyorum. Onlar hâlâ yerinde. Demek ki her şey yıkılmıyor. Bir yıldız babama benziyor. Parlak ama çok uzakta.
Küçük kardeşim Lina ağlayınca annem “şşş” diyor. Ben de diyorum. Evimiz zaten yarım. Sesimiz de yarım olsun istiyoruz. Tam sesler dikkat çeker.
Bir gün dışarı çıktım. Ayakkabımın teki yoktu ama önemli değildi. Yerde oyuncak bir araba gördüm. Tekerleği kopuktu. Benim gibi. Onu cebime koydum. Belki iyileşir diye.
Uçurtmam hâlâ duruyor. İpi var ama gökyüzü izin vermiyor. Yine de saklıyorum. Çünkü savaş bitince ilk işim onu uçurmak olacak. Babam görmese de olur. Gökyüzü görsün yeter.
Ben Yusuf’um. Çocuğum. Savaş büyüklerin işi diyorlar. Ama en çok bizim boyumuza denk geliyor.
5.0
100% (1)