2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
147
Okunma
Gözlerin dalmış, neyi bekliyorsun dediler.
“Güzel günleri,” dedim. Çünkü insan bazen beklemekten başka bir şey yapamaz; zamanın, kalbin yaralarını kendi kendine sarmasını umut eder. Özlemekten geliyordum, yol yorgunuydum. Her adımımda geçmişten bir parça taşımış, her durakta biraz daha eksilmiş halde…
Hayatın içinde hayatı özlemek ne garip bir yoksunluk… Nefes alırken bile eksik hissetmek, kalabalıkların ortasında sessizliğe sığınmak gibi. Bir zamanlar sıradan gelen anların, şimdi en büyük hasret oluşu. İnsan büyüdükçe anlıyor; bazı şeyler kaybedilmeden kıymetini göstermiyor kendini. Gülüşler, sözler, yarım kalan vedalar… Hepsi birer iz bırakıyor, silinmeyen.
Geçmiş, bazen bir sızı gibi çöker insanın içine. Unuttum sandıkların, en savunmasız anında çıkagelir. Bir şarkının ortasında, bir sokak lambasının altında, hiç beklemediğin bir anda. Ve sen, yıllar öncesinden kalan duygularla baş başa kalırsın. Ne tam gidebilirsin, ne de olduğu yerde kalabilirsin.
Ben hâlâ eski hikâyelere inanmak istiyorum. İyilerin kazandığı, yaraların sarıldığı, sabrın karşılıksız kalmadığı o mutlu sonlara… Belki bu yüzden vazgeçemiyorum beklemekten. Çünkü inanmak, insanın elinde kalan son dirençtir. Umut kırıldığında değil, tamamen terk edildiğinde kaybolur.
Geçmişin izleriyle yürümek ağırdır ama öğreticidir. İnsan, nereden geldiğini unutmazsa nereye gittiğini de şaşırmaz. Belki her şey eskisi gibi olmayacak, belki bazı boşluklar hiç dolmayacak. Ama yine de güzel günlerin bir yerlerde var olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü bu inanç olmasa, yol yorgunluğu çok daha ağır olurdu.
Ve ben…
Gözlerim dalmış halde, hâlâ güzel günleri bekliyorum.
Belki geç gelirler, ama biliyorum; umutla beklenen hiçbir şey, tamamen kaybolmaz.
5.0
100% (2)