0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
179
Okunma
Ne sabahın esintisi ne de gecenin koynundaki yıldızlar artık huzur vermiyordu. Uçuşan kelebekler güneşli günlerin haberini vermekten imtina ediyorlardı. Kalem yazmıyor, mürekkep kağıda olan sevdasını inkar ediyordu. Gökyüzü nefesini tutuyor rüzgarların delice esmesine fırsat tanımıyordu. Sararmış yapraklar dalına küsmüş,toprakla buluşmak için can atıyorlardı. Ve insan olup bitenleri sorguluyor, cevapsızlığın sarmalında bir o yana bir bu yana savruluyordu. Boğazı kuruyor, dili damağına yapışıyor bitkin bir halde kumlara seriliyordu.
Dumanlı dağların zirvesinden uçan kuş hiçte iyi haberler getirmemişti. Beti benzi atmış korkudan kalbi çatlama noktasına gelmişti. Bir şeyler görmüş bazı şeylere şahit olmuştu. Sumatan Şeytanı herhalde gözüne belirmişti. Zaten onu gören hiçbir canlı iflah olmazdı. Kırmızı gözleri çatal gibi dişleri ile adeta bir dev görünümündeydi. Bakışları yakar, nefesi ise her yaratılmış olanı çürütürdü. Nerde yaşadığını kimse bilmezdi. Gören gözlere zarar verir ızdırap olurdu. En büyük düşmanı topraktı. Çünkü o ateşin dumansız haliydi. Karanlık gecelerin oğluydu. Yediği yemek ateşti ve karnı asla doymazdı. İnsanoğlu onun için aşağılıktı, çünkü o da çamurdandı. Bu varlıkları muhatap almazdı. Ama bir istisnası vardı. Onun adı Baysık idi. O Yalnızlığın ve sonsuzluğun adamıydı. İnsanlar içerisinde de bilen olmazdı, çok konuşmayan esrarengiz bir kişilikti. Işığın temsilcisiydi. Sumatan ve Baysık gözlerden uzak, dağların zirvesinde bir araya gelir ve Katop denilen ruhsal bir dil ile anlaşırlardı. Bu dilde harfler yoktu. Kanla yazılırdı ve konuşma şekli ise tinden sıçrayan ışımalar ile olurdu. Doğa üstü güçlere sahip olan bu arkadaşlar zaman içerisinde sonsuzluğa doğru yol alırlardı…..
(B. SIRAKAYA)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.