23
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
532
Okunma

Önce yazı dedim ama aslında bu bir öykü… Biraz yol, biraz hayat, biraz da insanın kendisiyle baş başa kaldığı anların hikâyesi.
Günlerden bir gün, her zamanki gibi yine yollardayım. Direksiyon elimde, İstanbul trafiği önümde. Yağmur var, çamur var, acele edenler, sabrı tükenenler… Bu şehirde araç kullanmak yalnızca direksiyon çevirmek değildir; insan taşımaktır, sorumluluktur, sabırdır.
Yağmur yeni başlamıştı. Öyle bardaktan boşanırcasına değil; azar azar. Şoför olan bilir, en tehlikelisi de budur. Yol kaygandır, zemin her an söz dinlemeyebilir. Hele bir de içinde can taşıyorsan, kalbin direksiyonla birlikte döner.
Tam o anda içimden bir cümle döküldü:
“Ya Rabbi… şöyle bir yağsa.”
Ama öyle gelişi güzel değil. Öyle bir yağmur olsun ki dedim; yolların kirini alsın, tozu toprağı silsin. Yetmez… insanların içindeki kiri bile yıkasın.
Aklıma eskiler geldi. Yağmur duasına çıkan insanlar… Ellerini göğe değil, yere çevirerek açtıkları avuçlar… Bir an direksiyonu tutan ellerimden birini bıraktım, avucumu aşağıya çevirdim. İçimden sadece şunu dedim:
“Bu da benim olsun.”
Bir niyet… Bir iç çekiş… Bir samimiyet.
Kendi kendime gülümsedim. “Bak bakalım,” dedim, “samimiysen kabul olur mu?” Kimsenin bilmediği, kimsenin görmediği bir sınavdı bu. Benimle Rabbim arasında.
Çok zaman geçmedi. Gerçekten geçmedi. Bir anda gök boşandı. Sanki biri yolları özel olarak yıkıyordu. Az önce korka korka geçtiğim o kaygan yollar, fırçadan çıkmış gibi tertemiz oldu.
Aracı kullanıyorum ama içim coşkulu. Dilimde tek bir cümle dönüp duruyor:
“Elhamdülillah…”
“Samimiyet sınavı,” dedim kendi kendime. “Herhâlde geçtik.” Sonra durup düşündüm. Ya başka bir şey isteseydim? Ya bu niyetim başka bir şeye denk gelseydi?
İnsan o an anlıyor işte… Kabul olan duadan çok, kabul edilen samimiyet önemli.
Ben bir şoförüm. Kolay bir meslek değil. Yağmurda, çamurda, trafikte yıllar geçti. Ama hayat yalnızca direksiyon başından ibaret değil. Ticaret de yaptım, işçilik de… Bugün hâlâ bir kurumda çalışıyorum. Yaş dedin mi, orta yaşları çoktan geçtik.
Şunu öğrendim: İnsan bedeni emekli olmak için yaratılmamış. Cenab-ı Hak bu bedeni “ölene kadar çabala” diye yaratmış. Emeklilik eyvallah ama kenara çekilip hayattan kopmak değil. Bir şeyler yapmak, bir işe yaramak… Yetmişinde hâlâ direksiyon başında olan tanıdıklarım var; mecburiyetten değil, hayattan kopmamak için.
İnsanı ayakta tutan şey yaş değil, meşaledir. Ve o meşalenin adı çoğu zaman samimiyettir.
İnsan insana karşı samimi olmalı ama daha önemlisi insan Rabbine karşı samimi olmalı. Dua çok, söz çok ama içten gelen az.
O gün yağmur bana şunu öğretti: Samimiyet, sessizce edilen duada gizlidir.
Ve bazen bir direksiyon başında, bir avuç içi kadar yerde, insan kendi imtihanını verir.
Benimki de buydu.
Samimiyet sınavım.
ALİ RIZA COŞKUN
Yazımı “Günün Yazısı” olarak takdir eden Edebiyat Defteri ailesine gönülden teşekkür ederim.
Bu kıymetli değerlendirme, kalpten çıkan satırların karşılık bulduğunu görmek adına büyük bir motivasyon oldu.
Okuyan, hisseden ve emeğe değer veren herkese saygı ve muhabbetlerimle.
5.0
100% (23)