3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
160
Okunma

İnsan çoğu zaman hareketsizliği tarafsızlık sanır. Oysa hareketsizlik, en net tercihlerden biridir. Çünkü durmak da bir yön seçmektir; sadece sonucu erteler.
Günlük hayat, karar anlarını görünmez kılacak biçimde düzenlenmiştir. İnsan sabah kalkar, işine gider, konuşur, susar. Tüm bunlar bir akış hissi yaratır. Ancak bu akış, çoğu zaman gerçek bir ilerleme değildir. Sadece yerinde saymanın estetikleştirilmiş hâlidir.
Seçim, modern insan için ağır bir yüktür. Çünkü seçim, sorumluluk doğurur. Sorumluluk ise mazeretleri ortadan kaldırır. Bu nedenle birçok kişi, karar vermemeyi bilinçli bir strateji olarak benimser. Beklemek, düşünmek, şartların olgunlaşmasını istemek… Tüm bu gerekçeler, aslında tek bir kaygının etrafında döner: Yanılma korkusu.
Oysa yanılmak, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Hata yapmamak için hareket etmemek, yaşamaktan vazgeçmenin örtük bir biçimidir. Bu durum, bireyi ne güvende tutar ne de özgür kılar. Sadece belirsizlik içinde askıda bırakır.
Hareketsizlik, ilk bakışta sakinlik sunar. Gürültüden uzaktır. Çatışmasızdır. Ancak uzun vadede içsel bir basınca dönüşür. Çünkü ertelenen her karar, zihinde birikerek kişinin kendisiyle ilişkisini bozar. İnsan, zamanla ne istediğini değil, neden hiçbir şey istemediğini sorgulamaya başlar.
Toplumsal yapılar da bu durumu teşvik eder. Net tavırlar yerine uyum, kararlılık yerine esneklik yüceltilir. Böylece birey, kendi sınırlarını çizmek yerine mevcut düzen içinde erimeyi öğrenir. Bu erime, çoğu zaman “denge” olarak adlandırılır. Oysa bu denge, hareketten yoksun bir durağanlıktır.
Özgürlük, çoğu anlatıda büyük atılımlarla tanımlanır. Radikal kararlar, keskin kopuşlar, dramatik dönüşler… Ancak özgürlüğün ilk adımı genellikle sessizdir. Kimse fark etmez. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir hareket gibi görünür. Fakat bireyin iç dünyasında, bu küçük adım büyük bir kırılma yaratır.
İnsan, bir noktada şunu kabul etmek zorundadır: Seçmemek, seçmekten daha masum değildir. Aksine, sonuçları başkalarına devretmenin en kolay yoludur. Bu devrin bedeli ise zamanla ödenir. Geç kalmışlık hissiyle. İçsel boşlukla. Sürekli ertelenmiş bir hayatla.
Bu nedenle asıl soru “hangi yolu seçmeliyim” değildir. Asıl soru şudur:
Ne kadar daha bekleyebilirim ve hâlâ kendime sadık kalabilirim?
Sonuç açıktır. Hareketsizlik, güvenli değildir. Sadece alışıldık olduğu için katlanılabilirdir. Oysa insan, alıştığı yerde değil; cesaret ettiği yerde kendisi olur.
Turgay Kurtuluş
5.0
100% (5)