4
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
216
Okunma

Dünyanın temelde oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu henüz öğrenmediğimiz çocukluk çağlarımızda en güzel oyunları oynardık. Hiç olmazsa o zamanlar dünyanın tüm kirli oyunlarından habersizdik. Oynayanı kardeşliğe, sevgiye ve mutluluğa götüren oyunlardı çünkü bizim oynadıklarımız. Arada mızıkçılık yapıp oyunu terk edenler olsa da hırçınlığımız uzun sürmezdi.
İntikam, kin gibi dürtülerimizi kötü yollarda kullanmayı hiç ama hiç düşünmediğimiz çağlardı çocukluk. Çocuk olmak demek, yalansız yaşamak demekti. İçine hınçları, gizli duyguları atmadan, tüm duyguları açık seçik paylaşmak demekti. Hile olmazdı çocukların oyunlarında. Yapan olursa dışlandığını anlar, özür dileyip yeniden oyuna dâhil olurdu. Geriye adım atıp bir adım ileriye gitmesini iyi bilirdi çocuklar.
“Belki gururdandır bilinmez; geriye adım atmayı hiç ama hiç düşünmeyiz biz büyükler.”
Gazoz kapakları biriktirmek, tıpkı mil gibi gazoz kapağı oynamak, taş oyunları ve koleksiyonlar çocukluğumun vazgeçilmezlerindendi. Kalabalık mahallemizde erkek çocukları baskın çıkınca birdir bir oynanırdı fakat bu oyunda hiç başarılı olamazdım. İp atlamaktan ve top oyunlarından da korkardım. İnsanın bir oyunu sevmesi için o oyunda azıcık da olsa başarılı olması gerekir bana göre. Girdiğiniz gibi çıktığınız bir oyun sizi ne kadar mutlu edebilir ki? Yıllarca top fobim olmuştur bu yüzden. Ama bunu hırs yapıp spora yönelmedim yine de. Hele yakartop oynarken topun anlaşmış gibi gelip sadece burnuma vurması ve kanatması bana hep ilginç gelmiştir. Galiba top da beni sevmiyor.
Topla ve iple aramızın olmadığı zamanlarda gazoz kapakları biriktirir, “Ben daha çok topladım.” diyerek hava atardık birbirimize. Hatta daha çok gazoz kapağımız olsun diye bakkaldan gazoz alanları izler, ilk fırsatta kapaklarını alırdık. Tatlı bir kapak toplama yarışıydı bu.
“Bütün bu kargaşadan sonra üste çıkmaktan vazgeçer, hep beraber poşetlerimizdeki kapakları aynı anda havaya atardık. En eğlenceli kısmı buydu sanırım. Tüm emeklerimize değmiş gibi… Dünyanın en sevinçli ve çalışkan çocukları bizmişiz gibi gülümserdik birbirimize.”
Biraz daha büyüdükçe bu koleksiyonun yerini pullar, kartpostallar ve özenle seçilmiş düğün kartları aldı mazide. Elbette her yaşa göre binlerce koleksiyon var. Ama öyküden bugüne uzanalım şimdi hep birlikte.
Bu kadar güzel oyun ve paylaşım varken, eskinin küçüğü şimdinin büyüklerini algılayamıyoruz yine de. Kötü çocuk olmadığına göre, dünya kötü yetiştirilmiş çocuklarla kirlenmekte. Henüz sevgi öğretilmeden nefretle yetiştirilmiş çocuklarla dopdolu. Belki onlar da büyüdüler, tüm iyi çocuklar kadar yürüdüler hayatın çetin yollarında. Ama sevgi yatırımları olmadı hiçbir zaman. Nefretle büyüttükleri geleceklerinde, sevgi üzerine kurulmuş hayalleri hiç olmadı.
En çok savaşları sevdiler çünkü. Vurup kaçmayı her sobede… Arkalarına bakmamaya yemin etmiş gibiydiler. Pire için yorgan yakmayı tercih ettiler hep. Huzur içinde oturmak sıkıcı geldi mızıkçılığa alışmış bu çocuklara. Birileri top oynarken onlar top patlatmayı seçtiler. Kuşların yuvaları bile ağır geldi kendi elleriyle kurdukları mutsuzluklarına. Yuvalardaki kuşları uçurdular, kanatlarını kırıp sonsuzluğa yolladılar. Yuvasını kendi elleriyle dağıttılar, ateşe verip ansızın kıvılcımları seyrettiler.
Yanan yuva değildi oysa; sevgiyi bilmeyen yüreklerdi. Kanayan kuşun kanadı değil, kanadı kıranların yersiz öfkeleriydi. Her yanlarından kin damlıyordu bu çocukların. Onlarla tüm oyunların tadı kaçıyordu işte. Kimler ekmişti yüreklerine “mızıkçılık” denilen hastalığı? Yetmedi mi onlara, galibi olmaksızın güzel bir oyunun varlığı?
Belki yetinmeyi bilmediler yeterince. Şükürsüzlüklerine hile kılıfı giydirdiler sessizce. Bahaneler buldular mızıkçılıklarına. Nefretlerinden kuleler yaptılar gün geldi. İntikam gülleleri savurdular her yere. Geçtikleri bölgeleri siyaha boyadılar. “Her yer karanlık.” deyip karanlığa sövdüler. Boyandıkça siyaha cehennemlerini kurdular. Zamanla dışlanmışlıklarını iyilerden bildiler. Kovulmuşluklarını gidermek için ruhlarını iplere gerdiler. Yine de dinmedi öfkeleri. Kan dökmekle beyaza boyanmadı karanlık geceler. Kırmızı damlalar hiç sabah getirmedi.
Gazoz kapaklarım…Gazoz kapaklarımı arıyorum. Siz gördünüz mü? Hayır… Olamaz! Birileri gazoz kapaklarımı delmiş. Aman Allah’ım, kim niye yapsın bunu?
Küçük çocuklar büyüdüler. Kimileri büyük oyunların peşinde. Onlar yine mızıkçılığı seçtiler, oyunu bozmanın derdindeler. Oysa oyun bir gün bitecek. Tüm mızıkçılardan özür bekleyecek. Hiçbir mazeret hataların büyüklüğünü karşılamayacak.
Anne… Şimdi yeni gazoz kapakları bulmalıyım. Mızıkçılara aldırmadan, iyi arkadaşlarla güzel oyunlar kurmalıyım. Adam olamayanlara üzülme anne. Onlar kötülük için geldiler yeryüzüne. Ama kötüler oldukça iyiler hep olacak anneciğim. Yaşadıkça taşlaşmış yüreklere sevgi dileyeceğim.
5.0
100% (4)