2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
349
Okunma

Hayat yolculuğunda pek çok insanla yan yana yürürüz. Aynı sofraya oturur, aynı kahkahayı paylaşır, aynı fotoğraf karesine sığarız. Hepsine bir çırpıda “arkadaşım” deriz. Ama iş imtihana gelince, fırtına çıkınca, yük ağırlaşınca anlarız ki herkes aynı kelimeyi taşıyamaz. Çünkü her arkadaş dost değildir.
Arkadaşlık, hayatın tabii halidir. Okulda başlar, işte devam eder, mahallede çoğalır. Ortak mekanlar, ortak işler, ortak zamanlar arkadaşlığı doğurur. Beraber gülersiniz, konuşursunuz, hatta bazen dertleşirsiniz. Ama arkadaşlık çoğu zaman şartlara bağlıdır. Ortam değişti mi, yol ayrıldı mı, mesafe girdi mi, ilişki de sessizce dağılabilir.
Dostluk ise başka bir yerdedir.
Dostluk, zamana değil sadakate dayanır.
Dost, sen anlatmasan da yüzünden okur. Sevincinde kalabalıkla gelir ama kederinde tek başına yeter. Arkadaş başarıyı alkışlar, dost başarının yükünü paylaşır. Arkadaş seni olduğun gibi görür, dost seni olman gereken yere çağırır.
En belirgin fark belki de şuradadır.
Arkadaş, seni kırdığında fark etmeyebilir.
Dost, kırmamak için susmayı bile göze alır.
Günümüzde “arkadaş” kelimesi ucuzladı. Bir tıkla arkadaş olunur, bir bildirimle silinir. Sosyal medya listeleri kalabalık ama yürekler tenhadır. Herkes konuşuyor ama dinleyen az. Herkes görünüyor ama yanında duran yok. İşte bu çağda dostluk daha kıymetli, daha da nadir.
Dostluk emek ister, fedakârlık ister, bazen haklıyken susmayı, bazen suskunken yanında durmayı gerektirir. Herkesle arkadaş olunabilir ama herkese dost olunmaz. Çünkü dostluk, kalabalıkların değil, imtihanların ilişkisidir.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Kaç arkadaşım var? Değil,
Ben kaç kişiye dost olabildim?
Çünkü insan, çok arkadaşla oyalanır ama bir dostla ayakta kalır.
Fevzi GÜLTUNA
5.0
100% (4)