1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
170
Okunma

Bir an durun.
Parmak uçlarınıza bakın.
Derinize, saçlarınıza, bedeninize bakın.
Gördüğünüz şey siz değilsiniz.
Gördüğünüz şey dünyanın kendisi.
38 trilyon küçük canlı, bir ahenk içinde çalışıyor içinizde. Bu akıl almaz sayıdaki hücrenin her biri, 84 çeşit mineralin, 23 temel elementin ve yaklaşık 30 litre suyun birleşiminden örülmüş. Bu, kuru bir kimya listesi değil. Bu, gezegenin kutsal bir reçetesi. İçtiğiniz su, bir zamanlar bulutlarda süzüldü, antik buzullarda hapsoldu, okyanusların derinliklerinde döndü. Soluduğunuz oksijen, milyonlarca yıl önce ilk yosunların, dev ormanların armağanı. Yediğiniz elmadaki karbon, belki bir zamanlar dinozorların nefesinde dolaştı.
Sen yoktan var edilmedin.
Sen, var olan her şeyin yeniden düzenlenmiş halisin.
Kemiklerindeki kalsiyum, bir zamanlar kayalardan oluşan dağların göğe yükselen bedenindeydi. O kayalar aşındı, toprağa karıştı, kökler tarafından emildi, otlara, meyvelere geçti ve nihayet senin iskeletine katıldı. Kanındaki demir, bir zamanlar dünyanın çekirdeğindeki kızgın fırında, ya da uzak bir yıldızın kalbinde dövüldü. Terindeki tuz, ilkel okyanusların ta kendisi. Bir nefes al. İçine çektiğin azot, belki dün bir çiçeğin yaprağındaydı, bir kuşun kanadındaydı, ya da bin yıl önce toprağa düşmüş bir ağacın gövdesindeydi.
Sen, geçmişin ve şimdinin canlı bir mozaiğisin.
İçinde, üç günlük ömrü olan kelebeklerin kanatlarından parçalar taşıyorsun.
Bir zamanlar dev sekoyaların gövdesini oluşturan karbon atomları, şimdi senin sinir hücrelerinde titreşiyor.
Kurtların kürkünü güçlü kılan proteinler, senin kas dokunda yeniden şekillendi.
Okyanusun derinliklerinde parıldayan köpekbalığının dişindeki fosfor, şimdi senin DNA’nın sarmalında, varoluşunun en temel kodunda saklı.
Damarlarında dolaşan su, daha dün bir dere yatağında şırıldıyordu, bir buzulun içinde binlerce yıl uyuyordu.
Ve bu muazzam inşanın talimatı...
İki mikroskobik salyangoz şeklinde kıvrılmış, kırılgan bir iplikçikte yazılı... DNA
Bu kozmik kütüphanede saklı olan bilgi, tükettiğin toprağın ürünleri, soluduğun hava, içtiğin su ile buluştu.
Elementler, talimatları okuyabildi ve seni inşa etti.
Sen, dünyanın kendisinin kendi kendini düzenleyebilme, hissedebilme, düşünebilme, sevebilme kapasitesinin şu anki en karmaşık, en bilinçli tezahürüsün.
Bu bir metafor değil.
Bu, kelimesi kelimesine gerçek.
Sen dünyanın üzerinde yaşayan bir ziyaretçi değilsin.
Sen, dünyanın bir parçasısın.
Daha doğrusu: Sen, dünyasın...
Yürüyen, konuşan, düşünen, seven, acı çeken, hayal kuran bir dünya.
Gökyüzündeki bulutların, derelerdeki suların, dağlardaki kayaların, ormanlardaki ağaçların, okyanuslardaki balıkların, savanlardaki aslanların bir akrabası, bir devamısın. Hepimiz aynı temel malzemeden, aynı kozmik tozdan, aynı yıldız kalıntılarından yapıldık. Hepimiz aynı elementlerin farklı bedenleriyiz.
Bir daha aynaya baktığında, sadece bir yüz görme.
Gördüğünüz şey:
Evrimin milyarlarca yıllık sabrının,
Gezegenin döngülerinin,
Yıldızların fırınında dövülmüş elementlerin,
Ve yaşamın inatçı, mucizevi gücünün somutlaşmış halidir.
Sen, dünyanın kendisinin farkına varmış halisin.
Ve bu farkındalık, seni sadece bir canlı değil, gezegenin bilinçli bir ifadesi kılar.
Sen, dünyanın kendini seyredişisin...
İdrak et , kedini tanı ve sev dünyayı zira kendini daha çok seveceksin...
Çağdaş DURMAZ
5.0
100% (3)