4
Yorum
17
Beğeni
0,0
Puan
146
Okunma

İnsan çoğu zaman sevdiğini koruduğunu sanır, oysa koruma sandığı o şey, çoğu kez sahip olma arzusunun başka bir adıdır. Güzelliği, farklılığı ya da ilgi çekiciliği kendini kaybetme korkusu, insanı fark etmeden bir nevi hükmetmeye doğru iter.
Ve hükmettiği şey, zamanla sessizleşir.
Bir kuş düşünün akıl almaz renkleriyle büyüleyen, varlığıyla hayranlık uyandıran bir kuş haliyle insan onu yakından görmek ister ve artık o hep orada kalsın ister. Oysa ki yakınlık, özgürlükle yer değiştirdiğinde, geriye yalnızca sessizlik kalır. Çünkü ses, ancak özgürlükle birlikte var olur.
Özgür olmayanın söyleyecek sözü yoktur ,susturulan sadece bir ses değil aynı zamanda bir anlamdır, varlıktır, ruhtur. İnsan bunu çoğu zaman ve genellikle geç fark eder. Güzellik hala oradadır belki, ama artık eksiktir, eksik olan şeyse yaşamın kendisidir.
Asıl yüzleşme, bu eksikliği fark ettiğimiz anda başlar, sevdiğimizi sandığımız şeyin suskunluğunda, kendi içimizdeki o dar kafesi görürüz ve sahip olma tutkusu, kontrol etme ihtiyacı ve korkuyla karışmış bir sevgi… Hepsi bir araya geldiğinde, özgürlükten geriye hiçbir şey kalmaz.
Bir şeyi serbest bırakmak, ondan vazgeçmek değildir, aksine, ona hak ettiği ve istediği o alanı geri vermektir. Ve bu o alanı geri vermek , sanıldığı gibi karşıdakini değil, önce bizi değiştirir. Çünkü özgürlük, tek taraflı bir eylem değildir, verenin de alanın da kaderini dönüştürür.
İnsan bazen bir kuşu değil, kendi içindeki hırsı, hükmetme isteğini ve yanlış sevgiyi özgür bırakır. İşte o an, gerçek öğrenme başlar.
Bu yüzden birini özgür kılmak bir erdem değil, bir uyanıştır.
Çünkü özgür kıldığımız her ne ise, önce bizi insan kılar.
“Unutmayın birini özgür kılmak, kendini insan kılmaktır.”
Mehmet Demir
151123