4
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
225
Okunma

Sahi aşk neydi?
Birine “seni seviyorum” demek miydi sadece; yoksa o cümlenin içini yakıp kül eden, sonra küllerinden insanı yeniden var eden bir hâl miydi? Aşk, bir yüzün kıyısında durup kalmak mıydı; yoksa o yüzün ardındaki manaya doğru yola düşmek mi?
Biz çoğu zaman aşkı bir kalpte ararız. Oysa aşk, kalbin kendisini arar. Bir bakarsın bir insana tutulmuşsundur; sesine, susuşuna, gidişine… Ama ne garip ki, o tutuluşun içinde bile bir eksiklik dolaşır durur. Bir şey tamamlanmaz. Çünkü o aşk, seni bir yerden başka bir yere çağırmaktadır. İnsan sandığını, aslında insan üzerinden Hakk’a çağırır.
Yunus Emre bunu yüzyıllar önce fısıldamıştı kulağımıza:
(“Aşk gelicek cümle eksikler biter.”)
Demek ki aşk, tamamlayan bir şeydi. Ama neyi? İnsanı mı, yoksa insanın yarım sandığı hakikati mi?
Mevlânâ der ki:
(“Aşk şeriat değildir, aşk bir denizdir.”)
O denize giren, kıyıda kalamaz. Islanır, üşür, ürperir; bazen boğulacak gibi olur. Ama bilir ki o denizden çıkarsa, eksik çıkacaktır. Çünkü gerçek aşk, insanı konforundan değil, kendinden vazgeçirir. Ben dediğin şeyi inceltir, şeffaflaştırır, sonra da sessizce alır elinden.
Karacaoğlan başka bir yerden seslenir:
(“Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa.”)
Aşk burada da bir ölçüdür. Görüneni değil, görünmeyeni kıymetli kılan bir tartı. Demek ki aşk, nesnesinde değil; bakanın gözündedir. Göz ne kadar temizse, gördüğü de o kadar hakikate yakındır.
Hacı Bektaş-ı Veli ise kapıyı açık bırakır:
(“İncinsen de incitme.”)
Aşkın kemale erdiği yer burasıdır belki de. Sevenin canı yanar, ama dili yaralamaz. Aşk burada bir hâl olur; ahlâka dönüşür. Sadece yanmak değil, yanarken yakmamayı bilmektir.
Gerçek aşk, işte bu yürüyüştür. Bir insana bakıp yola çıkmak, ama yolda kalmamaktır. Bir kalpte durup dinlenmek, ama orayı son durak sanmamaktır. Aşk seni bir insana bağlar; ama orada zincirlemez. Aksine çözer, hafifletir, yola hazırlar.
Ve insan, o sonsuz arayışta fark eder:
Aradığı aslında bir yüz değilmiş.
Bir isim hiç değilmiş.
Aradığı, kendisini Yaradan’a götüren o ince sızıymış.
O sızı durulduğunda, aşk bitmez; kemale erer.
Artık sevgi telaşsızdır. Özlem sessizdir. Hüzün bile bir şükür hâlidir.
Çünkü insan bilir:
Aşk, bulmak değilmiş.
Aşk, O’nda bulunmakmış.
Sahi…
Aşk neydi?
İnsanı insandan alıp Hakk’a teslim eden o uzun, içli ve yakıcı yolculuktu.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (7)