8
Yorum
22
Beğeni
0,0
Puan
198
Okunma

RUHUM HUZURU BEKLEYEN BİR KIYI DEĞİL ARTIK FIRTINANIN TA KENDİSİ...
İçimde, kendi yankısını dinleyerek yürüyen uzun bir koridor var. Duvarlarında asılı sorular, cevap olmaktan çok yara izleriyle dolu.
Her adımda biraz daha daralan bu yerde, insan kendini saklamaktan çok açmaya mecbur kalıyor. Çünkü bazı iç konuşmalar, susuldukça ağırlaşıyor; sustukça içeri doğru çöken bir gökyüzü gibi.
Ruhum, huzuru bekleyen bir kıyı değil artık; fırtınanın ta kendisi. Kendiyle çarpışan dalgaların ortasında kalmış savruluyor.
Ne yana dönsem, içimde bir ses uyanıyor: ne teselli eden ne de yargılayan, sadece varlığımı sınayan bir ses. Sanki yaşamak, sürekli bir eşiğin üzerinde durmak; düşmeden, ama yere basmadan.
Zaman burada ileri gitmiyor, dairesel dönüşlerde.Aynı duygunun farklı yüzleriyle karşılaşıyorum her dönüşte.
Cesaret, bazen korkunun kılığına giriyor; korkuysa bazen bilgelik sanılıyor. İçimde büyüyen çatlaklar, yıkmak için değil, sızmak için açılıyor. Çünkü bazı fırtınalar kırıklardan içeri giriyor.
Bir yanım hâlâ direniyor, adı konmamış bir umutla. Diğer yanım, her şeyden vazgeçmiş gibi sakin. Bu iki uç arasında salınan ruh, kendini yormaktan vazgeçtiği anda derinleşiyor.
Ve en dipte, kimsenin dokunamadığı bir yerde, şefkatli bir sessizlik duruyor. Ne hesap soruyor ne de kaçışa izin veriyor. Sadece sarıyor. Orada öğreniyorum; insanın en büyük yüzleşmesi, kendine anne gibi yaklaşabildiği an başlıyor.
Bu yüzden iç konuşmalarım sancı değil artık; bir doğumun eşiği.
Acıdan süzülen, ama ona teslim olmayan bir dil kuruyorum kendime. Kimsenin tekrarlayamayacağı, kimsenin tam olarak anlayamayacağı…
Ama bütünüyle bana ait.