4
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
269
Okunma
Herkesin hayatında bir an vardır. Tutunduğu şeyin artık onu ayakta tutmadığını fark ettiği an. O anda içimdeki gölge bana bakıyor, ne hissettiğini tam bilmediğini fısıldıyor. Ama artık eskisi gibi devam edemeyeceğimizi biliyorum. Belki de bu duruşun kendisi bir tercihtir.
Bunu uzun süre inkâr ettik. İnanç bazen tutunmak değil, açıkta kalmayı göze almaktır. Hatırlıyor musun.
Kendi adıma konuşursam, inanç dediğim şey beni sakinleştirmedi hiçbir zaman. Aksine, içimdeki huzursuzluğu daha net görmemi sağladı. Sanki bir ışık yandı ama oda aydınlanmadı. Yalnızca dağınıklık görünür oldu. O andan sonra hiçbir şeyi eskisi gibi taşıyamadık. Ne sözleri, ne kuralları, ne de başkalarının Tanrı adına kurduğu cümleleri. Hepsi biraz ağır geldi. Bir süre sonra da yabancı oldu.
Bazı insanlar inanmayı bir düzen meselesi sanıyor. Aynı saatte diz çökerek, aynı kelimeleri tekrar ederek, aynı korkulara tutunarak. Bunu anlıyoruz. Düzen rahatlatır. Ama bize göre inanç, insanın kendini rahatlatma biçimi değil. Kendini açıkta bırakma hâlidir. Güvende hissetmek için değil, saklanacak yer kalmadığında ortaya çıkar. Ve ortaya çıkan şey çoğu zaman güzel olmaz. Zaten güzel olmak zorunda da değildir.
Ben Tanrı’yı tertipli yerlerde bulamadım. Ne düzgün cümlelerin içinde, ne doğru sıralanmış hayatlarda. Daha çok dağınık anlarda belirdi. Yanlış zamanda edilen bir duada. İçten gelen ama yarım kalan bir yakarışta. Kendini inkâr ederken bile dürüst kalan bir ses tonunda. Oradaydı. Hep biraz rahatsız edici. Belki de bu yüzden gerçekti.
Kutsal olanın temiz olmakla ilgisi yoktu bende. Temizlik çoğu zaman bir saklama biçimidir. Üstünü örtmek, iz bırakmamak, sorumluluktan kaçmak. Oysa inanç iz bırakır. Yaklaştığı yerde bir şeyleri bozar. Seni eskisi gibi bırakmaz. İnsan bunu fark ettiğinde ürker. Bu yüzden çoğu kişi onu parlatmayı sever. Parlayan şey yaralamaz.
Ben yaralanmayı seçtim. Bilerek değil belki ama kaçmadan. İçimde açılan çatlağı onarmaya çalışmadım. Oradan sızan şeyin kötü olduğunu da varsaymadım. Kanayan her yer kirli değildir. Bazı yarıklar nefes almak içindir. Bazıları da hayatta kalmak için.
Kalabalığın önünde eğilmeyi reddettim. Çünkü kalabalık Tanrı’yı severken bile kendini alkışlar. Sessizliği bile nümayişe çevirir. Benim payıma düşen bu değildi. Ben geri çekilen Tanrı’nın izini sürmeyi seçtim. Adı çok anıldığında susan, adına kalkan yapılan her yerden uzaklaşanı. Orada kalan sessizlik bana daha yakındı.
İnanç bir varış noktası değil. Bir hâl hiç değil. Daha çok her seferinde eksik kalmayı kabul etmek gibi. Yanıldığını bilerek yürümek. Haklı olmaktan vazgeçip temas etmeyi göze almak.
Bunun bir ödülü yok. Madalyası hiç yok. Belki de bu yüzden kimse bunu vitrine koyamıyor. Ve belki de bu yüzden geri alınmaz. Çünkü insan bir kez bu yerden baktı mı, artık rahat yalanlara dönemiyor. Kendini kandırmayı öğrenmiş olanların arasına yeniden karışamıyor. Sessizce ama kesin bir biçimde, başka bir tarafta kalıyor. Bu da bir tür sadakat. Kimseye değil. İçeride hâlâ kanayan yere.
Ve ben yalnızca Tanrı’nın önünde eğiliyorum.
5.0
100% (6)