1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
162
Okunma

Dünya, "Efendi" denen sözcüğü hep yanlış yerlerde aradı. Dağlar kadar altın yığınlarının üstünde oturanları, orduların önünde yürüyenleri, adı korkuyla anılanları efendi sandı. Oysa gerçek efendilik, ne toprakların genişliğinde, ne hazinelerin parıltısında, ne de korkunun gölgesinde gizlidir. Gerçek efendilik, bir insanın, başka bir insanın kalbinde taht kurabilmesidir. Ve bu tahtın mührü, parmağa takılan bir yüzüğün içine kazınmış iki isimdir.
Bir yüzük düşünün. Altından değil belki, belki sade bir gümüş, belki topraktan pişmiş. Önemli olan halkasının içinde, birbirine dolanmış iki harf, iki isim, iki ruhun imzasıdır. Bu yüzük, dünyanın bütün krallık yüzüklerinden daha ağırdır. Çünkü taşıdığı ağırlık, bir ömür boyu sürmeye ant içilmiş bir sevginin, derin bir saygının, karşılıksız bir sadakatin kütlesidir. Bu yüzüğün halkası, iki benliği tek bir kaderde birleştiren sonsuzluk düğümüdür. Onu takan, ne dağları fetheder, ne ordular yönetir; o, çok daha büyük bir imparatorluğun efendisidir: İki kalbin ortak vatanında...
Bu efendiliğin saltanatı, gösterişsizdir. Tahtı, sabahın ilk ışığıyla birlikte demlenen kahvenin buğusunda, paylaşılan mutlu anlarda, soğuk bir kış akşamında aynı battaniyenin altında ısınan bedenlerin sıcaklığında kuruludur. Tacı, birbirinin gözlerinde gördükleri güven ve huzur ışıltısıdır. Hazinesi, geçmişin anılarından geleceğin umutlarına uzanan, ortaklaşa dokunmuş o görünmez, paha biçilmez kumaştır. Bu saltanatta "Güç", zorbalık değil, güçsüz anlarda birbirini ayakta tutabilmektir. "Zenginlik", altın değil, paylaşılan bir gülüşün, bir gözyaşının, bir sessizliğin içerdiği zenginliktir.
Bu yüzüğün efendileri, dünyanın gürültüsünden, hırslarının peşinde koşan kalabalıkların telaşından uzak, kendi sessiz cennetlerinde yaşarlar. Onlar için "Kaybetmek" korkusu, mülklerini değil, birbirlerini kaybetme korkusudur. "Kazanmak" arzusu, daha çok mal değil, birlikte geçirilecek daha çok zaman, daha çok anı biriktirme arzusudur. Felsefeleri basit ama derindir: Sevgi, saygı ve sadakatle örülmüş bir ömür, dünyanın tüm zenginliklerine, tüm iktidar oyunlarına, tüm geçici şöhretlere bedeldir. Çünkü bu üç sütun üzerine kurulu bir hayat, insan ruhunun en derin ihtiyacı olan anlamı ve ait olma duygusunu doyurur...
Dışarıdan bakana sıradan görünebilirler. Belki dar bir sokaktaki küçük bir evde, belki sade sofralarda, belki alçakgönüllü işlerde. Ama içlerinde taşıdıkları krallık, görkemli sarayların çok ötesindedir. Onların gücü, sevginin dönüştürücü, iyileştirici, ayakta tutucu kudretindedir. Birbirlerinin karanlık gecelerinde yıldız, düşüşlerinde ağ, yorgunluklarında sığınak olurlar. Bu karşılıklı bağlılık, onları dünyanın fırtınalarına karşı yenilmez kılar. Ne ekonomik krizler, ne sosyal dalgalanmalar, ne de zamanın getirdiği fiziksel değişimler, bu temele oturmuş yapıyı sarsamaz. Çünkü temel, maddeden değil, ruhtan örülmüştür.
Ve o yüzük... Parmağın üzerindeki basit bir halka. Ama her bakışta, her dokunuşta, bir anlaşmayı hatırlatır: Sen benimsin, ben seninim. Yol arkadaşım, sırdaşım, sığınağım, yuvam. İçindeki isimler, birer imzadan çok, birbirine emanet edilmiş hayatların kutsal metnidir. Bu yüzüğün efendisi, dünyayı yönetmez; ama dünyanın tüm zorluklarına, anlamsızlıklarına, geçiciliğine karşı, kendi küçük cennetini inşa etmiş ve orada mutlak bir huzurla hüküm sürendir. Onun hükümdarlığı, gürültü çıkarmaz; sessizce, derinden, iki kalbin birlikte atması ile devam eder.
Ölüm bile bu saltanatı sonlandıramaz. Çünkü bu tür bir aşk, zamanın ötesine geçer. Birisi fiziken gittiğinde, diğerinin parmağındaki yüzük ve kalbindeki isim, bir vasiyet gibi taşınır. Anılar, paylaşılan değerler, birlikte inşa edilen dünya, yaşayanın içinde bir krallık olarak varlığını sürdürür. Gerçek efendiler, sevdiklerinin adını kalbine ve parmağına kazıyarak, ölümsüzlüğün en saf haline erişirler: Sevginin hafızasında sonsuza dek hüküm sürmek. Dünyanın tüm yüzükleri, tüm hazineleri, tün taçları yok olup gider. Ama içinde sevdiğinin adı yazılı bir yüzüğün taşıdığı sessiz, derin, mütevazı hükümdarlık, insanın bu dünyada bulabileceği en büyük, en kalıcı, en gerçek zenginliktir. İşte gerçek Yüzüklerin Efendisi budur: Sevgiyi taht edinmiş, sadakati tacı yapmış ve bir ömür boyu, bu en değerli krallığı, sevdiğiyle birlikte huzur içinde yönetendir.
O yüzden sevgili şiir dostları , sevdiğinizin adının yazdığı bir yüzüğe sahipseniz Yüzüklerin Efendisi sizsiniz.
Değerini bilin...
Çağdaş DURMAZ
5.0
100% (3)